Bir Karnavalın Ortasında: Billy Wilder vs. medya

Bir Karnavalın Ortasında (6) Bir Karnavalın Ortasında (5)

2014’ün öne çıkan iki filmi, Gone Girl ve Nightcrawler’da ortaya konan eleştiri, Hollywood’un klasik dönemine damgasını vuran büyük bir ustanın, Billy Wilder’ın mütevazı klasiğini akla getiriyor. 1951 yılında gösterime giren ve döneminde, eleştirmenler tarafından hayalkırıklığı ile karşılanan Ace in the Hole, yedinci sanatın medya ile savaşının ilk perdelerinden biri olarak sinema tarihine geçmişti.

Tuncer Çetinkaya Tuncer Çetinkaya

Önceki filmi Sunset Boulevard ile “tehlikeli sulara” kulaç atan Wilder, daha küçük ölçekli bir proje için kolları sıvamışken, 20’lerde basına yansıyan bir haberin peşine düşmüştü. Walter Newman ve Lesser Samuels ile birlikte kaleme aldığı senaryo, bir dönem New York’ta tanınan bir gazeteci olmakla birlikte, zaman içinde “çaptan düşen” Chuck Tatum’un öyküsünü perdeye taşıyordu. Sansasyonel bir haber yakalayıp itibarını yeniden kazanma derdine düşen Tatum, bu uğurda taşranın yolunu tutuyor ve bir süre sonra fırsatı yakalıyordu. Uyanık gazetecinin kirli politikacılar ve gözünü para hırsı bürümüş aile fertlerinden aldığı destekle, bir mağarada mahsur kalan bir adamı ölüme yollaması, kısa sürede ulusal basının da ilgisini çekecek ve Albuquerque, karnaval alanına dönüşecekti.

Bir Karnavalın Ortasında (1) Bir Karnavalın Ortasında (3)

1947 yapımı Out of the Past ile dikkatleri üzerine çeken ve Tennessee Williams uyarlaması The Glass Menagerie ile Hollywood jönleri arasına katılan genç Kirk Douglas’ın performansıyla da öne çıkan film, o döneme dek sinemada yapılan en keskin medya eleştirilerinden birini barındırıyordu. Basının psikolojik manipülasyonu ile trajedinin şenliğe karışması, yer yer “kara mizah” içeren bir üslupla ele alınırken, antikahramanı bekleyen “olağan son”, dönemin sinemasal kodlarını (“arabuluculuk”) kusursuzca ortaya koyuyordu.

Bir Karnavalın Ortasında (2)

50’lerin başlangıcında, tam da Soğuk Savaş’ın göbeğinde ortaya konan eleştirel bakışın, çoğunlukla “naif” olarak nitelendirildiği filmlerden keskin hatlarla ayrılan filmin radikal eğilimleri, dönemin eleştirmenlerine rahatsızlık vermişti. Avrupa’da daha büyük bir başarı kazanan ve Venedik’te En İyi Yabancı Film Ödülü kazanan Ace in the Hole (Türkiye’de “Diri Gömülenler” adıyla gösterime girdiğinden söz edilmektedir), yönetmene göre, halkın trajedilere duyduğu ilgiyi ve ticari çıkarlar uğruna sömürülmeye müsait olan yapısını kınamak için kaleme alınmıştı. Görece başarısızlık için şöyle diyordu Wilder:

“Yaptığım en büyük hata, hoş bir kokteyl bekleyen Amerikan halkına bir kadeh sirke sunmak olmuştu!”

Douglas’ın “yoğun” performansının rahatsızlık uyandırdığı eleştirileri bir yana, o yıllarda kimi yazarların, “gazetecilerin böyle davranmaları için bir neden yok” serzenişleri, günümüzden bakıldığında hayli trajik görünmekteydi; çünkü Amerikan basınının sicili, İç Savaş’tan Büyük Bunalım’a hatta o dönemlerde fitili ateşlenen “Cadı Avı”na kadar pek parlak sayılmazdı.

Ticari başarısızlığın yeni bir isimle (The Big Carnival) örtbas edilme çabasının bir başka hüsranı doğurması bir yana, finale damgasını vuran karnavalın bir benzerinin 1966 yapımı, Arthur Penn imzalı The Chase’e de damgasını vurduğunu hatırlatalım.

Bir Karnavalın Ortasında (4)

Yine yönetmenine göre “vaktinden önce çekilen” ve vakitsiz öten horoz misali sessizliğe sürüklenen filmdeki Tatum karakterinin, Amy Dunne ya da Louis Bloom’a ilham verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Halkaya; bu alanda bir başka doruğu temsil eden Barry Levinson’ın Wag the Dog’unun işbitirici medya uzmanlarını ve Yeni Türkiye’nin “dönüşlerini” gözyaşartıcı bir hızla gerçekleştiren kalemşörlerini, açık oturumların bilirkişilerini de ekleyebilirsiniz tabii…

Gelecek yazımızda Billy Wilder’ın “Hollywood Kâbusu”na devam edeceğiz…