BLAM! BLAM! BLAM! (Pis İşler – Diego Cajelli)

Kapakta 4 kez tekrar eden bu efekt Pis İşler’i yeterince anlatıyor: BLAM! Ve elindeki devasa Colt’un şarjöründeki kurşunlardan dört tanesini sandalyaye bağlı kurbanınına boşaltan karanlık silüet sizi birazdan karşılaşacaklarınıza hazırlama gayretinde. Sanki içeride buna hazır olmak mümkünmüş gibi.

Milano’daki “Scuola Del Fumetto”, yani “Çizgiroman Okulu” 30 yıl önce İtalya’da çizgiroman dünyasının ihtiyaç duyduğu çizer ihtiyacını karşılamak ve sektöre yeni çizerler kazandırmak üzere kurulmuş. Bu konuda eğitim veren ilk okul olma özelliğini taşıyor. Okul, günümüzde de reklam ajanslarından yayınevlerine ve özel bazı kuruluşlara bu konuda gereksinim duyulan nitelikli işgücünü sağlamaya devam ediyor. Okul, öğrencilerinin editoryal projelerini hayata geçirmelerine destek vermek amacıyla, 1995 yılından beri aynı zamanda yayınevi olarak da faaliyet gösteriyor.

Pis İşler (Pulp Stories) var olmasını işte bu okula ve okulda bir yayınevi oluşturma fikrinin babası ve hayata geçiricisi olan müdür Giuseppe Calzolari’ye borçlu. Diego Cajelli’nin Pis İşleri, Calzolari’nin ilk olur verdiği ve yayınladığı projelerden biri. Çizer olarak da okulun yeni mezunlarından (ya da mezun adayı) Luca Rossi’nin kullanılması gayet doğal bir sonucu bu kararın. Siyah ve beyazın imkanlarından yararlanmak bir yana, hikayenin karanlık ruhuyla özdeşleşen bir tarz yaratan okullu Rossi’nin bu projenin altından kalktığını şüphe yok. İlerleyen yıllarda kendini daha da gelştirerek Sergio Bonelli Editore’den çıkan başarılı çizgi roman Dampyr’in ekibine katılmasında belki biraz da Pis İşler’deki performansının rolü vardı. Rossi halen Amerika’da Vertigo için House Of Mystere serisi için çizimler sayılarını çiziyor.

Rossi ve Pis İşler ilişkisini Frank Miller’in Sin City’sini görmezden gelerek açıklayabilmek pek mümkün değil. Miller’in neo-noir türündeki bu başyapıtı Rossi için bir çıkış noktası olmuş belli ki. Netice de iki hikaye de film-noir (kara film) özellikleri taşıdığı için çıkış noktasını hayli yerinde belirlemiş Rossi. Ona bu konuda tüyo veren iki hikaye arasında tarz ve tür benzerlikleri dışında, ciddi olay ve karakter benzerlikleri de olmasıydı belki de. (Misal, Pis İşler’deki Robert ve Jack karakterleri Sin City’deki Marvin karakterininden türetilmiştir adeta. Diğer karakter benzerliklerini “spoiler” teşkil edeceği için buraya almıyorum. Ama Sin City’dekilerin izdüşümlerini bulmak mümkün Pis İşler karakterlerinin hemen hepsinde.)

Diego Cajelli bugün 39 yaşında. Kitabı sonözünde Pis İşleri yazdığında 24 yaşında olduğunu söylerken, o zamanlar her şeyi bildiğini düşünmek gibi bir gaflet içinde olduğunu, bir başka deyişle bugün yazsa Pis İşler’in daha farklı olacağını yarım ağızla da olsa itiraf ediyor. O zamanlar neyi ne kadar biliyordu belirsiz ama Pis İşler’i Sin City’den hariç, yoğun bir Tarantino ve onun 94 tarihli Pulp Fiction (Ucuz Roman) filminin de ağır etkisi altında yazdığı su götürmez. Tarantino’dan ödünç aldığı iki temel şey ise; çoklu karakterli parçalı hikayeleme ve yoğun şiddet üreten akli ve ahlaki anlamda deforme olmuş karakterler.

Cajelli’nin gerek olay örgüsü, gerek diyaloglar, gerekse de olayların ve karakterlerin biribirleriyle olan eklem yerlerini oluşturmakta Tarantino gibi başarılı olmadığı söylenebilir. Cajelli bir başka toyluğu da Pis İşler’de gereğinden çok daha fazla karaktere ve mikro-hikayeye yer vermiş olması. Bunun sebebi Pulp Fiction etkisi altındayken yarattığı hikayesini kafasında bir çizgi roman değil de, bir film gibi tasavvur etmiş olması muhtemelen. Ancak Tarantino’nun bile bu kadar malzemeyi bir potada eritmesi zor. Hele ki o pota bir çizgi romansa iş zordan imkânsıza döner. Birbirlerine çok benzeseler de hikayelerini aktarırken sinema ve çizgi roman arasında farklılıklar oluşur. Çizgi romanda yalnızca çizginin ve hikayenin gücü varken, sinemada devreye oyunculuk, müzik gibi başka etkilerde girer. Dolayısıyla sinema için tasarladığınız bir karakter çizgi romanda aynı etkiyi yaratmayabilir. Tam tersi durumlarda da bu önermenin simetrik versiyonu geçerli kabul edebilirsiniz.

Hikayeleme olarak Miller’ın Sin City’si ile kıyaslamak ise büyük haksızlık olur Pis İşler’e. Çünkü bunun imkânsız olduğunu bilmeden (belki de bilerek) Miller’ın ancak pekçok kalın ciltte tefrika ettiği türden, birbiriyle eklemlenip bir bütün meydana getirecek mikro-öykülerden oluşan, çoklu başkarakterli bir hikayeyi 162 sayfaya sığdırmaya çabalayan toy bir yazarın hayalidir Pis İşler.

Bolca karakterin, çoğu yeterince anlatılamamış olsa da birçok hikayenin ve kan banyosuyla sonuçlanan şiddet gösterilerinin olduğu bir çizgi roman Pis İşler. Bir anlamda, ilhamını bulmasını sağlayan filmin de ismini ödünç aldığı ve 20. yüzyılın ilk yarısında bolca okunan Pulp Fiction kitapçıklarının günümüze adapte olmuş versiyonu.

Pis İşler, Binbir Roman Yayıncılık’ın yayımlamaya başladığı Kara Dizi’nin ilk kitabı. Binbir Roman’ın çizgi roman piyasasına farklı ve cesur ürünlerle renk katacağının işareti. Eleştirecek yanlar bulsak da, okumak için ne kadar çok çizgi roman olursa raflarda bizim için o kadar iyi. Bu kadar az okunan bir ülkede yayımlanan her çizgi roman bize şunu düşündürtüyor çünkü: “Demek ki küçük de olsa hala bir umut var.”