2011’i uğurlamaya saatler kala vizyona giren altı filmden ikisi tahmin edebileceğiniz üzere Noel temalı; Yeni Yıl, kuzeyden çeşitli hüzünlü Noel portreleri aktarırken, Yılbaşı Gecesi 18 ayrı karakterin yılbaşı gecesi kesişen hikâyelerini anlatmakta. Yılbaşı havasında olmayan seyirciler için de farklı seçenekler mevcut tabii. Miranda July’in yönettiği Gelecek tam bağımsızcılara göre bir deneme; Kaçış’sa aksiyonseverler için biçilmiş kaftan gibi görüyor. Yeni yılın ilk hafta sonu çocuklar da unutulmamış. Çocuklarınızla birlikte Sihirli Oyuncaklar‘a gidip hoşça vakit geçirebilirsiniz. Haftanın en önemli filmiyse bize kalırsa Pedro Almodóvar imzalı İçinde Yaşadığım Deri. Herkese iyi seyirler…

İçinde Yaşadığım Deri (La Piel Que Habito)

[xrr rating=4.5/5]

Yönetmen: Pedro Almodóvar

Senaryo: Pedro Almodóvar, Agustín Almodóvar, Thierry Jonquet (Tarantula adlı kitabından)

Oyuncular: Antonio Banderas, Elena Anaya ve Jan Cornet

Yapım: 2011 / İspanya / 117 dk.

Roman Polanski’nin çektiği Rosmary’nin Bebeği (Rosemary’s Baby) filmin son sahnesine kadar izleyiciyi diken üstünde oturtsa da içinde gerçek anlamda hiçbir korku öğesi barındırmıyordu. Gerek filmin müzikleri gerekse Polanski’nin yönetimi inanılmaz bir gerilim hikayesi yaratırken, Rosemary’nin Bebeği bittiği zaman izleyiciler esasında korkunç hiçbir sahnenin olmadığını düşünüyordu. Kendisine has bir üslubu olan Pedro Almodovar’ın son filmi İçinde Yaşadığım Deri (La Piel Que Habito – The Skin I Live In) de bu tarzda bir yapım. Gerilim dozu genelde yüksekken yönetmenin de tanımladığı gibi içinde neredeyse hiç korku öğesi yok. Almodovar’ın Fransız yazar Thierry Jonquet’in Tarantula romanından uyarladığı film de başrolleri Antonio Banderas, Elena Anaya ve Marisa Paredes paylaşıyor.

Toledo’da da yaşayan Doktor Robert Ledgard (Antonio Banderas) yaptığı deneyler sonucu yanmayan, sinek ısırığına dayanaklı bir deri geliştirmiştir. Ledgard bu deriyi sadece fareler üzerinde yaptığı deneylerle geliştirdiğini söylese de esasında aynı zamanda klinik olan malikanesinde Vera (Elena Anaya) isminde genç bir kadını tutmaktadır. Deriyi andıran bir kıyafet giyen Vera malikanede kilitli bir odada kalmaktadır. Evin kahyası durumundaki Marilia (Marisa Parades) dahil kimse Vera’nın odasına girmemektedir. Vera’ya özel bir asansörle yemekleri ve ihtiyaçları gönderilirken, tüm evdeki televizyonlarda takip edebilmektedir. Bir gün Marilia’nın oğlu Zeca (Roberto Alamo) malikaneye gelir. Esasında polisten kaçan Zeca kısa sürede Vera’nın varlığını fark eder ve yıllar öncesine dayanan bir hesaplaşma başlar.

Belli bir noktadan sonra geri dönüşlerle devam eden ve seyirciyi şaşırtan İçinde Yaşadığım Deri’de bir tür intikam hikayesi anlatılırken, Almodovar’ın filmlerinde sıkça rastladığımız cinsel kimlik, ihanet, takıntı, yalnızlık ve ölüm konuları yine filmde mevcut. Gerilim dolu bir öyküde bilimden de yardım alan Almodovar, Alberto Iglesias’ın müzikleri sayesinde de seyirciyi kimi sahnelerde filme bağlamayı gayet iyi başarıyor. Antonio Banderas’ın farklı bir doktor portresi çizdiği film içinde sürprizler barındırırken, merak unsurunu da sürekli cezp etmesiyle izleyicinin filmden kopmasının önüne geçiliyor. Almodovar hayranlarının memnun kalacağı yapım, çoğu kişinin tarif ettiği gibi oldukça farklı. Ancak zaten yönetmeni ve onun sinemasını bilenler bu farklılığın tadının güzelliğinin farkında. Artık kabul edilmiş bir gerçek olarak, içinde farklı bir sürü un surun olduğu bir konuyu başarıyla yönetmek Almodovar’ın yeteneğinin en büyük kanıtı.

Ali Abaday

.

Gelecek

(The Future)

[xrr rating=4/5]

Yönetmen: Miranda July

Senaryo: Miranda July

Oyuncular: Miranda July, Isabella Acres, Joe Putterlik

Yapım: 2011 / ABD-Almanya / 91 dk.

 

John Berger, Kral – Bir Sokak Hikâyesi kitabında bir sokak köpeğinin ağzından yoksul bir semtin portresini çizmişti. Ben ve Sen ve Diğerleri (Me and you and everyone we know) ile tanıdığımıza memnun olduğumuz Miranda July, ikinci uzun metraj denemesi Gelecek’te (The Future), yaralı bir sokak kedisini sahiplenen, olağandışı bir çift olan Sophie (Miranda July) ve Jason’ın (Hamish Linklater) hikâyesini, sahiplendikleri bu kedinin dış sesinden anlatmaya koyuluyor.

Miranda July, yerleşik anlatım kalıpların dışında, diyalogları pek önemsemeyen, tıpkı gerçeküstücü bir ressam gibi dramatizasyonundaki gerçeküstücü öğelerle hislerin dışavurumunu göstermeye soyunan, özgün bir mizah anlayışıyla modern insanın yabancılaşan haliruhiyetini yansıtmaya çalışan bir sinema yapıyor. Gelecek de, yönetmenin ilk filmi gibi minimal bir kurmacaya sahip, duygulanımı aktarma açısından oldukça başarılı ve yer yer gerçeküstü öğelerle bezenmiş modern bir ‘tutunamayanlar’ çeşitlemesi.

Filmin çok iyi yaratılmış yan karakterlerinin olduğunu belirtmek gerek. Zira bu yan karakterler, ana karakterleri metaforik olarak destekler nitelikte ele alınmış. Jason’ın ziyarette bulunduğu yaşlı adam, Jason’un uğradığı/uğrayacağı ihaneti geçmişte yaşamış, bununla yüzleşebilmiş bir adam, Jason’ın gelecekteki temsili gibi yani; Sophie’yse bu yaşlı adama ihanet etmiş eşini simgeliyor büyük ihtimalle bana kalırsa. Gelecek, ritim duygusu, kompozisyon ve bedensel oyunculuk bakımından bana 2008 yapımı Rumba filmini anımsattı. Her iki filmin de köklerinin Jacques Tati sinemasında aranabileceğini söyleyebiliriz sanıyorum. Anaakım izleyiciyi memnun etmeyecek cinsten bir deneme karşımızdaki, ayrıksı bir seyir isteyen bağımsızcılar rahatlıkla gidebilir.

Ercan Dalkılıç

.

Yeni Yıl (Hjem Til Jul)

[xrr rating=2/5]

Yönetmen: Bent Hamer

Senaryo: Bent Hamer, Levi Henriksen

Oyuncular: Nina Andresen Borud, Trond Fausa Aurvaag ve Arianit Berisha

Yapım: 2010 /Norveç-Alman-İsveç/ 90 dk.

Yumurtalar (Eggs), O’Horten ve Mutfak Hikâyeleri (Salmer fra kjokkenet) ile tanıdığımız Bent Hamer’in 2010 yapımı filmi Yeni Yıl (Hjem Til JulHome For Christmas), noel vesilesiyle vizyonlarımıza tekrar konuk oluyor. Bent Hamer, günlük yaşamdan manzaraları duruma dayalı, sessiz sakin, ince bir ironiyle anlatan bir sinemacı. Genelde de çok karakterli dramatik yapılar kullanıyor. Yeni Yıl da, alışılagelmiş Hamer filmlerinden biri; yine yönetmenin imzası düşmüş ve grotesk karakterler, yine sıcak ve hüzünlü bir ton, yine içsel çatışmalara doğru yapılan bir yolculuk…

Yeni Yıl, Noel arifesinde bir Norveç kasabasında yaşayan Knut, Paul, Thomas, Karin, Jordan’ın hikayesini bir omurgada anlatmaya çabalıyor. Ruh olarak birbirini tamamlayan hikayeler bunlar, ne var ki dramatik yapının içinde önceki Hamer filmlerinde olduğu gibi yerleşikleşememişler. Hoş enstantaneler, sağlam karakterler, sisteme dair göndermeler barındıran film, hikâyeler arasındaki bağlaçlar sıkı örülmeyince çok sayıda kısa filmin kolajına dönüşmüş bana kalırsa. Trond Fausa Aurvaag dışında pek bir parlayan oyuncu da yok filmde. Yeni Yıl, yönetmenin yukarıda saydığımız filmlerinin seviyesinde bir yapıt değil tabii ki. Ancak bir Bent Hamer takipçisiyseniz görmeniz yerinde olur.

Ercan Dalkılıç

.

Kaçış (Abduction)

[xrr rating=2/5]

Yönetmen: John Singleton

Senaryo: Shawn Christensen

Oyuncular: Taylor Lautner, Lily Collins, Alfred Molina

Yapım: 2011 / ABD / 106 dk.

 

Yaşadığı hayattan sıkılan, kendisini farklı ve özel gören, günü geldiği zaman kendisinin önemli şeyler başaracağına inanan gençlere her zaman rastlanır. Bu tarz düşüncelerin unsuru olarak da benzer konularda filmlerle karşılaşırız. Anne ve babası ölmüş küçük bir çocuğun esasında büyücüler aleminin en ünlü üyesi olması ya da genç bir kızın hem vampirlerin hem de kurt adamların sırlarına vakıf olması temelde bu düşünce tarzına aittir.

 Son dönemde genç kızların hayranı olduğu Taylor Lautner’in başrolünde oynadığı Kaçış (Abduction) çoğu gence benzeyen Nathan Harper’ın (Taylor Lautner) hikayesini anlatıyor. Arkadaşlarıyla çılgınca eğlenen, karşı komşusu Karen Murphy’den (Lily Collins) hoşlanan Nathan kimi geceler kabuslar görmekte ve bunu psikologu Dr. Geraldine Bennett’e (Sigourney Weaver) anlatmaktadır. Nathan kimi zamanlar babası Kevin (Jason Isaacs) ve annesi Mara’nın (Maria Bello) kendi öz ailesi olmadığına inanmaktadır. Bir gün okul ödevi için Karen ile birlikte kayıp çocuklar üzerine araştırma yapan Nathan kendi küçüklüğüne ait bir fotoğrafı görür. Sitedeki telefonu aradığında ise bir Sırp terörist onun adresini komutanı Nikola Kozlow’a (Michael Nyqvist) bildirir. Nikola hemen Nathan’ın evine iki ajanını yollar. Ajanlar Nathan’ın ailesini öldürür, tam Karen’ı da öldüreceklerken Nathan onu kurtarır. Kısa süre sonra esas babasının Martin (Dermot Mulroney) isimli bir CIA ajanı olduğunu, ailesi sandığı Kevin ve Mara’nında CIA’e çalıştığını öğrenir. Kozlov Martin’in kendisinden çaldığı bir listeyi istemektedir. Bu arada CIA ajanı Frank Burton (Alfred Molina) da Nathan’a adamlarının kendisini güvenceye alacağını söylemektedir. Nathan yanında Karen ile kimin doğru söylediğinin bilinmediği bir macerada bulur kendisini.

Taylor Lautner üzerine kurulu hikayede kimi boşluklar mevcut. Sürekli aksiyon halinde seyreden, özellikle hem genç kızların hem de genç delikanlıların beğeneceği bir şekilde hikaye edilmiş.Yıllar önce River Phoenix’in oynadığı Küçük Nikita (Little Nikita) filmini bazı sahnelerde andıran Kaçış, sadece aksiyon severlerin hoşlanacağı tarzda ve genç izleyiciler için çekilmiş bir film.

Ali Abaday

 .

Yılbaşı Gecesi (New Year’s Eve)

[xrr rating=1.5/5]

Yönetmen: Garry Marshall

Senaryo: Katherine Fugate

Oyuncular: Sarah Jessica Parker, Jessica Biel, Ashton Kutcher

Yapım: 2011 / ABD/ 118 dk.

 

 

Yılbaşı Gecesi filmi 18 ayrı kişinin yeni yıl kutlamaları nedeniyle kesişen hikayelerinden oluşuyor. Hollywood yıldız oyuncularının neredeyse yarısının rol aldığı film, dostlukların değeri ve umut temasını öne çıkarıyor. Toplumsal dayanışma, sevgimizi anımsamak ve göstermek, güven ve geleceğe dair umut gibi insan olma erdeminin en önemli ögelerinin küçük hikayeler üzerinden irdelendiği Yılbaşı Gecesi, Robert de Niro’dan Jon Bon Jovi’ye, Ashton Kutcher’dan Michelle Pfeiffer’a, Hilary Swank’dan Til Schweiger’e kadar pek çok ünlü oyuncuyu bir araya getirmiş.

Önemli günlerin temalarıyla örtüşen film yapmak, Hollywood için neredeyse bir gelenek. Yılbaşı, sevgililer günü, bağımsızlık günü gibi, siyasi ve kültürel önemli günlerden yola çıkarak, toplumsal beraberliği, kardeşliği, umudu ve sevgiyi işleyecek filmlere bizde de ne çok ihtiyacımız var, oysa! Sadece son on yılı ele aldığımızda bile, toplumun nasıl ayrıştığını, sevgisizleştiğini, dayanışmanın neredeyse geçmişten bir anıya dönüştüğünü çıplak gözle görmek mümkün. Ama, sinemamız seçimini ya sahte kahramanlık öykülerinden veya aldatma/aldatılma üzerine kurulu sahte aşk hikayeleriyle avunmaktan yana kullanıyor. Halbuki, topluma iyiden, umuttan, sevgi ve dayanışmadan yana yol göstericilik yapmak görevi sanatın ve sanatçının değilse, kimindir? Yılbaşı Gecesi, toplumsal reflekslerini yitirmemiş sanatçıların bir araya geldiği bir film. Sıkmadan, bayağılaşmadan, didaktik olmadan insan olmanın erdemlerini gösteriyor. İnsan olmaktan mutlu olmanın yollarını gösteriyor.

Ali Rıza Özkan

 .

Sihirli Oyuncaklar (The Nutcracker in 3D)

 

Yönetmen: Andrey Konchalovskiy

Senaryo: Andrey Konchalovskiy, Chris Solimine

Oyuncular: Elle Fanning, Nathan Lane ve John Turturro

Yapım: 2010 / BK – Macaristan / 110 dk.

 

Ünlü Rus tiyatro yazarı ve sinemacı Andrei Konchalovsky‘nin yazıp yönettiği Sihirli Oyuncaklar (The Nutcracker in 3D), 1920 yıllarda Viyana’da yaşayan 9 yaşındaki soylu bir ailenin kızı olan Mary’nin hikayesini anlatıyor. Kendini çok yalnız hisseten hayalperest Mary, Noel’de amcasının hediye ettiği ahşap oyuncağı hayalleriyle canlandırıyor. Kendine NC diyen bu oyuncak, Mary’yi diğer Noel oyuncaklarıyla heyecan dolu bir serüvene çıkarıyor. Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (The Curious Case of Benjamin Button) ve Super 8 (2011) filmlerinden tanıdğımız Elle Fanning‘in Mary karakterinde boy gösterdiği film, ülkemizde de 3D olarak gösterilecek.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA