Sinema ve müzik

Cannes’da gösterildiği günden beri dillerden düşmedi “Carol”. İlk olarak lezbiyen bir aşk hikâyesi olarak geldi gündeme, ardından Cate Blanchett’in performansıyla söz ettirdi adından. Rooney Mara’nın Cannes’dan En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle ayrılması ise akıllarda soru işaretleri bırakmaya yetti. Kısacası “Carol” 2015 yılının en çok konuşulan filmlerinden olmayı başardı.

“Carol”ın ilgi odağı olmasındaki sebep ne lezbiyenin yaşadıklarını anlatması ne de bu hikayenin 1950’lerde geçmesi. Ya da kendi ayakları üzerinde durabilecek cesareti gösteren olgun bir kadının, kendinden çok daha genç birini maceraya sürüklemesi gibi alışılageldik bir durum söz konusu değil. Filmin bu kadar konuşulmasındaki asıl neden, gerçek bir aşk hikâyesi oluşu.

CAROL

Aşkta başrol aşkındır, sevginin ve tutkunundur. Aşık(lar), aşkı yaşayan(lar) yardımcı oyuncu olmanın ötesine geçemez. Aksi halde onun adına zaten aşk denemez. Mara’nın mı yoksa Blanchett’in mi başrol olduğu tartışmaları da “Carol”ın gerçek bir aşk hikayesi olduğunun kanıtı. Film boyunca birbirlerine baskı kuramadıkları gibi birbirlerine duydukları sevginin de üstüne çıkamıyor iki karakter. Böylece filmin başrolü bu sevgi, bu istek ve arzu oluveriyor. Bu filmi aşkı anlatan diğer filmlerden ayıran ise zarafeti, aşkı anlatan dilin sadeliği. Aşkın tanımını yapmaya çalışmıyor film. Sadece izleyicinin yoğun bir aşka tanıklık etmesine yardımcı oluyor. Carol ile Therese’in aşkını bu kadar etkileyici kılan ise doğallığı, özellikle de Mara ve Blanchett arasındaki muhteşem uyum.

“Carol” başka karakterlerin yardımına, senarist ve yönetmenin büyülü dokunuşlarına ihtiyaç duymayan bir film. Mara ve Blanchett’in uyumu, hikâyenin sadeliği ve dönemin zarifliği yeter de artar. “Mad Max: Fury Road”dan sonra senenin en iyisi.

HENÜZ YORUM YOK