Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, Türk sinemasında pek de alışık olmadığımız farklı bir tarzı, başarılı bir görüntü yönetimi ve teknik açılardan temiz bir işçilikle ele alması açısından bile büyük bir övgüyü hak ediyor. Karşımızda çok farklı, cesur ve kendine özgü bir film var.

  Memet Zencirkıran

Film, şehrinin tanınan ve saygın da bir kişiliği olan Anayasa Profesörü Celal Tan’ın kendisine hazırlanan bir doğum gününde kıskançlık nedeniyle kendisinden oldukça küçük yaştaki (ikinci evliliği) eşini öldürmesiyle başlıyor. Işıklar sönmüş, aile içeride karanlıkta beklemekte ve Celal Tan’ın doğum günü için sürpriz bir karşılama yapmaya hazırlanmaktadır. Filmde, kapıyı açan eşini gün içerisinde başkasıyla öpüşmesini görmenin verdiği kıskançlıkla öldüren ve cinayetin hemen sonrasında evden ayrılan Celal Tan’ın ve cinayete şahit olan ama sonraki süreçte üç maymunu oynayan aile bireylerinin ekseninde yaşananlar absürd bir dille ele alınıyor.

CTAAAH, absürdlük, kara mizah, abartı unsurlarını içinde bolca barındıran gerçeküstü bir üslupa sahip. Filmin gerçekçi/mantıklı olmak gibi bir derdi de yok. Olaylar anlatılırken kendini de ciddiye alan, mantıkla anlaşılma derdinde olan bir film değil karşımızdaki. Bu açıdan senaryonun mantık perspektifinden değerlendirilerek eleştirilmesi doğru bir yaklaşım değil.

Celal Tan’ın trafik lambasıyla konuşması, kızının tenor sevgilisiyle olan diyalogları ve öldürme sahnesi, annesinin intihar girişimi, öldürdüğü eşinin ölümden sonraki filmde oynadığı rol senaryoya mantık perspektifinden bakıldığında bolca eleştirilebilecek malzeme veriyor. Oysa film olaylar arasındaki bağlantıları bile abartılı, inandırıcı olmayan – tenor cinayetinin kör katile bağlanması, Celal Tan’ın işlediği cinayetin kapıcıya kalması vb.- geçişlerle sağlayarak başından beri benimsediği gerçeküstü üsluba bağlı kalıyor. Konuşmalarda da en ciddi olunan yerlerdeki eksen kaymalarını ve argo kullanımları da bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Ama özellikle bazı küfür ve argo kullanımlarının filmde havada kaldığını da söyleyelim. Film nasılsa absürd bir film “her şey olur” mantığının filmin kendi işleyişine de zarar verdiğini belirtelim. Celal Tan’ın kendisine verilen ödül için kürsüde teşekkür konuşması yaparken kendisini ihbar eden arkadaşını gördüğünde ettiği ağır küfürler, annesinin hastanede sedyedeyken içeri giderken yaptığı konuşmadaki sözleri, yine çocuk karakterin küfürlü sözü bu konuya birkaç örnek olarak verilebilir…

Üç maymunu oynamak. Üstü örtülen sadece bir cinayet değil. Bütün bir hayat yalanlar üzerine kurulu…

Film ayrıca Türkiye’nin bazı temel toplumsal sorunlarına son derece sert ama tarzına uygun absürd bir üslupla önemli eleştiriler getiriyor. Filmdeki bazı eleştirilerin daha incelikli yapılması gerektiği, bazı eleştirilerin çok üstünkörü, yüzeysel ve slogansal tarzda dile getirildiğini de bu noktada not olarak düşelim. Film özellikle kazanılmış bazı statülerin diğer insanlar üzerinde nasıl tabakalaşma yarattığını, sırf statüsünden dolayı kişiye karşı davranışın nasıl değiştiğini göstermesi açısından çarpıcı bir vurguya sahip. Celal Tan sırf statüsünden dolayı ayrıcalıklı bir pozisyonda ve suçlu olmasına rağmen profesör kimliğinden dolayı farklı bir muamele görüyor. Filmin sonunda suçların bir kapıcıya ve kör bir kişiye yıkılmasıyla, toplumsal statülerin nasıl eşitsizlik yarattığı, güçlünün güçsüze hakimiyetini gösteren, toplumsal eleştiri de içeren bir sonla bitiyor film…

Aile kavramının nasıl zaman zaman her türlü kokuşmanın ve çözülmenin üstünün örtüldüğü bir kurum haline gelebildiğine, maddi çıkarlar söz konusu olduğunda etik değerlerin nasıl göz ardı edilebildiğine, toplumdaki saygın bir statünün suçu gizlemedeki rolüne, kurumsal ritüellerin sahteliğine yönelik filmde çarpıcı vurgular var. Filmin ana merkezine bir anayasa profesörünün konması kanun yapanın da, kanunu çiğneyenin de aynı kişide temsili; yaşanan suç karşısında ailenin ve suçu ortaya çıkaracak kişileri temsil eden komiser ve yardımcısının genel bir gizleme, görmeme ve körlük durumunda ittifak halindeyken, gerçeklerin bütün çıplaklığıyla kör bir kişi tarafından haykırılması da filmin zekice vurgularından bir kaçını oluşturuyor. Bu noktada filmlerde toplumsal eleştirilerin yapılması kadar, bu eleştiri ve vurguların nasıl yapıldığının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Filmde Anayasa Hukukçuları Derneği eleştirisi; Celal Tan ve anayasa hukukçusu arkadaşının dine uzaklığının yansıtılması; Celal Tan’ın oğlunun maddi çıkar karşısındaki değişiminin yansıtıldığı üniversiteye 400 titreşimli özel koltuk satışının kabul edildiğini rektörden öğrendiği anın, üvey annesiyle birlikte olan çocukla tam da tartışma halindeki ana denk getirilmesi, hemen o an rektörün yeğeni olduğunu öğrenip samimiyet kurması vb. bir çok noktadaki eleştirel vurgular fazlaca yüzeysellik içeriyor. Oysa filmin absürdlüğü içerisinde bu eleştirel vurgular çok daha incelikli tarzda yapılabilirdi. Filmde bu noktanın ıskalandığını belirtelim.

 Filmin gerçeküstü atmosferinin ve absürd üslubunun başarısında etkili oyunculuk performanslarının büyük rolü var…

Yönetmenin en başarılı olduğu noktalardan birisi kalabalık bir oyuncu kadrosundan, son derece iyi bir oyunculuk performansı alabilmiş olması… Bütün oyuncular filmin doğasına uygun abartılı oyunculuğu son derece başarılı oynuyorlar. Oyunculuk açısından filmin ana ve yan karakterlerini eleştirebileceğimiz bir nokta yok:  Selçuk Yöntem, Ezgi Mola, Tansu Biçer, Bülent Emin Yarar, Güler Ökten, Cengiz Bozkurt, Köksal Engür, Tuğra Kaftancıoğlu, Alpay Şayhan… Hepsi de çok başarılı… Bu noktada yönetmenin kendisine eleştiri olarak getirilebilecek karakter derinliği yaratma konusunu dert etmediği görülüyor. Onur Ünlü, özellikle bir ya da iki karakteri merkeze alıp onun üzerinden hikayesini anlatma yerine, daha yüzeysel ama çok daha renkli, çok daha cümbüşlükler içeren bir dünya yaratmayı benimsemiş. Bu bağlamda Celal Tan’ın yanında, kızının, oğlunun, annesinin, ölen eşinin abisinin, komserin ve tenor karakterlerinin de filmde önemli rollerinin olduğu görülmekte…

Türk sinemasının son döneminde öne çıkan başarılı örneklere baktığımızda genelde minimalist bir yaklaşımı benimsedikleri görülüyor. Film zengin bir oyuncu kadrosunu barındırıyor ve çok sayıda kalabalık sahne içeriyor. Büyük işçilik gerektiren bu sahnelerin altından başarıyla kalkması noktasında da filmin alkışı hak ettiğini belirtelim. Filmde görüntü yönetiminin de çok başarılı olduğunu söyleyelim…

Onur Ünlü, Türk Sinemasında rağbet görmeyecek, gişe de yapmayacak bir tarzı sinemasal üslubunu yaratma açısından ısrarla devam ettiriyor. Yönettiği filmlerle Türk sinemasının ana arter akımının çok dışında, diğerlerine hiç benzemeyen, farklı, özgün bir tarz yaratmaya çalışıyor: Gerçeküstü absürd bir üslubu, özenli bir teknik işçilikle birleştiriyor. Sinema serüvenine devam edebilirse gelecek kuşaklara bir Onur Ünlü sinema üslubunun varlığından söz ettireceğini söyleyebiliriz…

Son söz olarak filmden çıkarken sinemamızda uslup açısından alışık olmadığımız farklı bir tecrübenin yaşattığı hazzın, filmin toplumsal eleştirilerindeki yüzeyselliğine yönelik getirilebileceğimiz eleştirilerin fazlasıyla önüne geçtiğini ve bize de yönetmenin giriştiği bu cesur sinema hamlesini bütün kalbimizle alkışlamanın düştüğünü belirtelim…

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi
Yönetmen:Onur ÜnlüSenaryo: Onur Ünlü

Oyuncular: Selçuk Yöntem, Ezgi Mola, Türkü Turan, Tansu Biçer, Güler Ökten, Bülent Emin Yarar, Köksal Engür, Cengiz Bozkurt, Tuğra Kaftancıoğlu, Ushan Çakır, Gazanfer Ündüz, Yılmaz Gruda, Engin Alpateş, Engin Hepileri, Alpay Şayhan

Yapım: 2011, Türkiye

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA