Cinsiyet organdan mı sorulur, ruhtan mı? (Transamerica)

Sinemanın gücü biraz da bize hayatın kanıksadığımız gidişatının dışından hikayeler anlatabilmesinde saklıdır. Bu hikayeler sayesinde yaşam süremiz boyunca belki de hiç karşılaşmayacağımız ya da karşılaşsak da önem vermeyip göz ardı edeceğimiz insanlarla tanışırız. Transamerica da çoğu kimsenin ancak dolaylı yoldan varlığından haberdar olduğu türden birini konu alıyor. (09.06.2006)

Bir erkek vücudunda sıkışıp kaldığını düşünen kadın ruhlu bir adam, daha doğrusu bir transseksüel. Tüm hayali kadınlığıyla arasındaki en büyük engel olarak gördüğü  erkeklik organından kurtulmasını sağlayacak ameliyata “hak” kazanıp  gerçek bir kadın olabilmek. Ama ameliyatına birkaç gün kala öyle bir telefon alıyor ki, çok uzun süredir bir kadın gibi yaşayan Bree (Stanley) tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir durumda buluyor kendini. Arayan genç bir adamdır ve onun babası olduğunu söylemektedir. Bree fahişelik yaptığı için hapiste olan bu genç adamı (Toby) kefaletle dışarı çıkarır ama ona bir türlü babası olduğunu söyleyemez. Zaten bir maskeli balonun içinde yaşayan Bree bir süreliğine balo içinde balo düzenleyecek ve Kilise’den gelen yardımsever bir hanım rolü üstlenecektir. Bu ilginç ikili daha sonra Amerika boyunca birlikte seyahat etmek zorunda kalacaklardır. Bu seyahat birbirlerini olduğu kadar, kendilerini de tanımalarına imkan verecektir.

Marjinal karakterleri konu olan filmler genellikle marjinal olur. Filmi yapan uçlarda dolaşma ihtiyacı hisseder nedense. Transamerica bu ezberi bozuyor. Bu son derece insani hikayeyi herkesin anlayabileceği, herkesin saygı duyabileceği şekilde anlatıyor. Öyle ki hiçbir ortak noktanız olmamasına rağmen filmin ana karakterleriyle aranızda bir empati oluşuyor. (Tıpkı geçen hafta gösterime giren Çılgın (Crazy)’da olduğu gibi.) Bu türden filmlerde sıkça karşılaştığımız, cinsel tercih ayrımcılığına çanak tutan propagandavari söylemler ve tavırlar da yok filmde. Dedik ya sadece olayın insani boyutu öne çıkarıyor. Huffman’ın da Reese Witherspoon kadar En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı hak ettiğini söylemek lazım. Belki de akademi “sakat ya da marjinal birini canlandıran herkese Oscar verdikleri”  yönündeki inancı yalancı çıkarmak için böyle bir tercih yaptı.

Oysa doğrusunu yapayım derken bu kez de hak eden birini ödüllendirmeyerek yanlışa düşmüş Hollywood kalantorları. Huffman Altın Küre’yi almıştı neyse ki, filmde Berlin Festivali’nde en iyi film ödülünü… Duygusal idrakımızı, farklı olana karşı empati yeteneğimizi geliştirmek için Transamerica Çılgın’dan sonra güzel bir fırsat.

Transamerica

Yönetmen: Duncan Tucker
Oyuncular: Felicity Huffman, Kevin Zegers, Fionnula Flanagan, Elizebeth Pena
Eleştiri notu: 4.5 / 5
Seyir notu: 4.5 / 5