Çok Uzak Fazla Yakın: Benzerlerinden ayrı tutulması gereken bir yerli romance

Tür romance olunca yakın dönem Türk sinemasında pek film sayamıyor insan. Ya bir yerlerden uyarlanıyor ya da yeterli duyguyu veremiyor filmler. Türkan Derya’nın “Çok Uzak Fazla Yakın”ı da bu boşluğu doldurma isteğiyle giriyor vizyona.

Aynı üniversitenin farklı bölümlerinde okuyor Aslı (Burcu Biricik) ile Cem (Özgün Çoban). Aslı fotoğraf bölümü öğrencisi, Cem ise geleceği parlak ressamlardan biri. Birkaç rastlantısı sonrası birbirine aşık oluyor iki genç, sürekli birlikte geziyor ve sürekli birlikte eğleniyorlar. Ancak Cem’in okuldan atılmasıyla mesafe giriyor aralarına, yeniden karşılaştıklarında ise farklı idealleri olan ikiliden birinin fedakarlık yapması gerekiyor. Kariyerini feda eden Aslı ne yaparsa yapsın yetemiyor Cem’e, ayrılıyor gençler. Aradan zaman geçip tekrar karşılaştıklarında yeniden başlıyor ilişkileri ve yine bütün büyü bozuluveriyor bir anda. Yıllar sonra, Aslı evlendikten ve Cem önemli bir sanatçı olduktan sonraki buluşmalarında ise seven gözlerle birbirine uzaktan bakmakla yetiniyor talihsiz âşıklar.

173009-jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx

Hikayesiyle farklı bir romance izlenimi yaratmıyor “Çok Uzak Fazla Yakın”. Fedakarın yine kadın oluşu, Cem’in isyanındaki gerekçenin dramatik boyutu da bir noktaya kadar bu öngörüyü destekliyor. Ancak filmi detaylarıyla benzerlerinden farklı bir yerde durmayı hak ediyor. Birçok aşk hikayesinin aksine Cem’in isyanı Alevi olmasıyla ilişkilendirilmiyor sadece. Veya Aslı’nın fedakarlığı kadın olmasından gelmiyor. Çocukluğunda ötekileştirilmiş olmasından dolayı kimliği konusunda hassas bir sanatçı profili çiziyor. Sinirli olduğu kadar kendini ve kimliğini anlatma, tanıtma derdinde. Aslı’nın her şeyi geride bırakıp bir fastfood restoranında çalışmayı kabullenişi ise bir kadının bir adama duyduğu sevgi ve onu kaybetme korkusundan çok daha öte. Annesinin gidişi sonrası babasıyla baş başa kalan ve yalnız babasının tek varlığı olan bir kız çocuğunun taşıdığı duyarlılığa sahip sadece. Evi terk edip yanına kaçtığı yalnız adamı da hayat mücadelesinde bir başına bırakamayacak kadar düşünceli. Zaten ilişkinin bitişi de Cem’in kendi ayakları üzerinde durabileceğine ikna olduğu vakit. Öyle ki yıllar sonra onu kendi yolunda emin adımlarla yürürken gördüğünde bu ilişkiye yeni bir şans verme ihtiyacı hissetmiyor. Bunun yerine her daim sevdiği bu adamı uzaktan sevmeye, hemen yanı başında kalbinde yaşatmaya devam ediyor.

175041-jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx

Ani geçişleriyle yer yer izleyenlerin kafasını bulandıran, yan karakter eksikliğini hissettiren ve Burcu Biricik – Özgün Çoban ikilisinin tutmayan kimyasıyla istediği romantik havayı yakalayamayan film beklendiği gibi bir aşk hikayesi anlatamıyor. Dramatik atmosferin öne çıktığı yapım buna rağmen benzerlerinden farklı bir gözle değerlendirilmeyi hak ediyor. Karakter derinliğini izleyicinin gözüne sokarak değil filmin doğallığı içinde anlatmayı tercih eden yönetmen/senarist Türkan Derya amacına ulaşıyor. Küçük dokunuşlarla iyileştirilebilecek “Çok Uzak Fazla Yakın” yönetmenin romance türünde kalıcı işler yapabileceğinin sinyallerini veriyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA