Aşk, Kötülüğe Karşı: Cold War – Soğuk Savaş

Pawel Pawlikovsky’nin son filmi Soğuk Savaş / Cold War, İkinci Dünya Savaşı sonrasını fon olarak kullanıyor. Bağımsız İngiliz sinemasının önemli yönetmenleri arasında yer alan Polonya asıllı Pawlikowski uluslararası çıkışını iki genç kadının yaz aşkını anlattığı Aşk Yazım (My Summer of Love, 2004) ile yapmıştı. Sondan bir önceki filmi Ida ile ise 2015’te en iyi yabancı film ödülü Oscar’ına layık görülen Pawlikowski, yeniden bol ödüllü bir filmle karşımızda. Cannes Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödülü ile ayrılan filmi Soğuk Savaş’ta, savaş sonrası yıkık dökük Polonya’dayız. Ülkenin folklorunu yeniden canlandırması için dans ve müzik topluluğunun başına sanat yönetmeni olarak atanan Wiktor, seçmeler sırasında Zula’nın saçtığı ışığa anında âşık oluyor. Zula da Wiktor’un erkeksi, güçlü ve kararlı hareketlerinden etkileniyor. Soğuk Savaş, bu iki özel insan arasındaki aşkın oldukça tutkulu olan portresini çiziyor. Siyah-beyaz çekilen ve 88 dakika süren filmin geniş müzikal yelpazesi filmi çok lezzetli kılıyor.

Politik görüş, zor kişilik özellikleri ve biraz da kaderin cilvesiyle oradan oraya savrulan bir çift haline geliyor Wiktor ile Zula. Tanıdıkça ikili birbirini, aslında ne kadar imkânsız bir aşk olduğunu da fark ediyorlar ama bu birbirlerinden vazgeçmeleri için yeterli bir sebep olmuyor onlara göre.

Film, Pawel Pawlikowski’nin, hikayede baş karakterlere isim babalığı yapan anne ve babasına adanmış. Gerçek Wiktor ve Zula, 1989’da Berlin Duvarı çökmeden hemen önce ölmüş. “İkisi de güçlü ve harika insanlardı ama bir çift olarak sonu gelmeyen bir felaket gibiydiler,” demiş Pawlikowski bir röportajda. Birebir gerçek hikayeleri olmasa da onlardan esinlenmiş senaryoyu yazarken.

Wiktor’un piyano çaldığı, Zula’nın şarkı söylediği sahnede çalan parça George Gershwin’in Pogy ve Bess operasından “I Loves You Porgy”. Stalinistler o dönem cazı ve modern klasik müziği yasaklamıştı. Pawlikowski’nin kafasında Wiktor, aslında Polonya halk müziğiyle ilgilenmiyor ama folklor ekibi projesinin faydalı olacağını fark ediyor. Ekip, rejimin politik amaçlarına alet edilmeye başlandığında ve devlet tarafından gözetlendiğini keşfettiğinde ise Batı’ya kaçma arzusu körükleniyor. Çünkü Polonya’da müziğinin özgür olmayacağını biliyor.

Savaştan sonra kurulan ve bugün hala aktif olan Mazowsze folklor ekibinin hikâyeye dahil oluşu bana göre tam isabet olmuş. Masowsze (adını Polonya’nın bir bölgesinden alıyor) 1949 yılında Polonyalı bestekâr Tadeusz Sygietynski ve eşi Mira Ziminska tarafından kurulmuş. Caz müzikle yakından ilgili olan yönetmen, Masowsze’nin standart “Two Hearts”ını basit bir taşra nağmesine dönüştürüp şarkıyı köylü bir kıza söyletmiş ve bu, Zula’nın seslendirdiği tüyler ürpertici bir caz şarkısına dönüşmüş, göreceksiniz, dinleyecek ve doyamayacaksınız.

Filmin siyah beyaz olması ise dönemin griliğini, dramatik tonunu anlatmak adına doğru bir seçim bence. Filmde tercih edilen 1:1.33 çerçeve oranı, yani akademi formatı da Pawlikowski’nin IDA’dan da alışık olduğumuz bir teknik seçim.

Film savaş sonrası dönemde yaşanan aşk ve tutku dolu bir ilişkiyi anlatıyor diyebiliriz ama aslında bu ikili arasındaki karşı konulamaz durumun “yakınlık” olduğunu düşünüyorum. Aşk ve tutku gelip geçici duygular fakat onların arasında birbirlerinden vazgeçmelerine olanak tanımayan bir “yakınlık” var. Pawlikowski‘nin oyuncu seçimi ve yönetmenliğiyle bunu seyirciye en iyi şekilde geçirebildiğini düşünüyorum. Öte yandan filmi, her zaman kendi bütünlüğü içinde bir güç sembolü olan Amerika’ya karşı Orta Avrupa’nın geleneksel hikâyesini de anlatmış oluyor diye de okuyabiliriz.  Film; 1954’ün, 1959’un, Doğu Berlin’in, Yugoslavya’nın, Paris’in çehrelerini muhteşem kartpostallar olarak da önümüze koyuyor.

Aşk, dünyanın tüm kötülüğüne karşı koyabilir mi? İzleyin, sonunu siz yazın.