80 Darbesi’nin ardından tutuklandığında esir kamplarını aratmayacak tutukluluk şartları, dayak ve işkence ile tanışan Tarık Akan’ın başına gelenlerin gösteriyor ki darbelerin tanıdığı tek yıldız apoletlerin üstündekiler oluyor.

Tarık Akan 80 darbesi sonrası tutuklandığında yaşadıklarını Can Yayınları’ndan 2002 yılında çıkan Anne Kafamda Bit Var adlı kitabında anlatmıştı. Almanya’da kalabalık bir sanatçı topluluğuyla gittiği turnede gerçekleşen bir ödül töreninde yaptığı bir konuşma Tercüman gazetesinde çarpıtılarak haber yapılınca hakkında tutuklanma kararı çıkmıştı ünlü aktörün. Tercüman gazetesine göre Akan bu konuşmada sol kolunu kaldırarak “Birinci Kurtuluş Savaşı’nı kaybettik, ikincisini kazanacağız!” demişti. Suçu “Devletin hariçteki devletin itibar ve nüfuzunu kıracak şekilde devletin dahili vaziyeti hakkında yabancı bir memlekette asılsız ve mübalağalı maksadı mahsusa müstenide ve milli menfaatlere zarar verecek şekilde faaliyette bulunmak” idi. Akan’ın konuşmasında hiç geçmediğini iddia ettiği bu cümleyi sarf ettiğine şahitlik eden Alamancı tanıkların yanı sıra (ki sonradan verdikleri adresler kontrol edildiğinde, o ikametlerde öyle birilerinin olmadığı ortaya çıkacaktı) aynı turnede bulunan Osman İşmen’in imzalı, yeminli ifadesi vardı. Neyse ki İşmen hiç okumadığı bu ifadenin baskı altında ve tehditle imzalatıldığını itiraf edecekti mahkemede de Akan aklanacaktı.

Tarık Akan’ın tutukluyken başına gelenleri tafsilatlı şekilde öğrenmemiz için kitabı okumanızı tavsiye ederim. Ben yalnızca medyanın bu konudaki duruşunu gösteren bir iki ayrıntı aktarmak istiyorum kitaptan. O dönem “Allahsız” komünistlerle mücadele etmek uğruna iftiraya varan şeyler yazmaktan geri durmayan, “kul hakkı” denen mefhumu ancak işlerine gelince hatırlayan bir anlayışa sahip olduğu anlaşılan Tercüman’ın duruşu zaten anlaşılmıştır. Onu geçelim bir kalem…

Türkiye’ye adım atar atmaz hava alanında tevkif edilen Akan’ın o sırada yanında bulunan ve Akan’ın “Abi, gazeteniz yazar artık olup biteni; hem bu benim için savunma olur,” dediği Nezih Demirkent şöyle karşılık veriyordu: “Sen hiç merak etme gereken her şey yapılacaktır.”

Akan’ın kamuoyu desteği yaratma konusunda umut bağladığı gazete Demirkent’in yazı işleri müdürlüğü yaptığı Hürriyet idi. Ancak Akan günlerce süren ızdıraplı bir sürecin ardından tutuksuz yargılanmak üzere salıverildiğinde Hürriyet’te tutuklanma haberi dışında en ufak bir haber yayınlanmamış olduğunu öğrenecekti. Hürriyet’in bu duruşunu tarif etmek kolay, çünkü bu duruşun halihazırda bir adı var zaten: esas duruş. Bu duruşun ne kadar zorlamayla, ne kadar tercihen benimsendiğini ise o dönem gazetenin bünyesinde olanlardan dinlemek lazım.

Tarık Akan’ın anılarını paylaştığı kitaptan “esas duruş” tercih edenler bir diğer ismin de Sıkıyönetim’in TRT Genel Müdürlüğü’ne atadığı Uğur Dündar olduğu sonucu çıkıyor. Yüksek rütbeli bir polis müdürü olan işkenceci bir yetkiliye nezaket ziyareti yaptığı sırada Tarık Akan gözleri bağlı olarak yanlarına getiriliyor. Müdür onlar odadayken yarım kalan işkencesine devam etmeye gitmek için yanlarından ayrılmakta bir mahzur görmüyor.

Müdür geri döndüğünde “Ulan, suratında az daha elimi kıracaktım” diyor. Astları işkenceye devam ederken yakınlarda bir yerde, sanki gündelik işlerinden mola almış bir esnaf gibi Dündar’la sohbete başlıyor. Ardından Akan’a dönüyor. “Sen şimdi bunu film yaparsın değil mi?”

Tarık Akan 31 Mart 1982’de beraat eder. Daha sonra 1979 yılında İzmir’de Nazım Hikmet’in doğum yıldönümüne katılmak ve Barış Derneği’ne üye olmak “suçlarından” yine yargılanıyor Akan. Spor salonunda yapılan o doğum yıldönümüne binlerce insan katılmışken bir tek Akan’a dava açılmıştır. 1987’de o davadan da beraat eder.

Darbelerin gerekliliği ya da gereksizliği konusunda bir şey söyleyecek yetide değilim. Ama darbelerin yarattığı o “darbe-der” ortamını yermek için herhangi bir yeti gerekmiyor, insan olmak kafi.

Paylaş

HENÜZ YORUM YOK