Bu yazı, film hakkında spoiler içermektedir.

Her şey bir çölde başladı.

Marvel Sinematik Evreni’nin ilk imgesi, karlı dağlarla çevrili bir çöldü. Evrenin karşımıza getirdiği ilk “Avengers”in yolculuğu, hiçliğin ortasında, kendi elinden çıkan, Stark Industries imzalı bir bombayla kalbinden yaralandıktan sonra, elleriyle dövdüğü zırhı üstüne çekmesiyle başladı. Ama önce, insanüstü bir varlığa dönüşebilmesi için İsa gibi çöle düşmesi (1), Muhammed gibi mağaraya kapanması gerekiyordu. Kalbine saplanan parça, ölümün bir nefes kadar yakın olduğunu, bedenin fâniliğini göstermesinin yanında kendisini bir süper kahramana dönüştüren şeydi; çölün etrafını çeviren karlı dağlar gibi, faniliğin üstü ölümsüzlükle kaplandı ama içte, derinlerde, kimliklerin ve yüce amaçların ardında basit bir insan yatıyordu ve bunu unutmasına asla izin vermeyen bir kıymığı vardı. İnsan kalmakla tanrı(sal) olmak arasındaki ikilik ve tarafların amansız mücadelesi, sadece Tony Stark’ın kalbinde ve zihninde değil, uzun yıllara yayılan sinematik evrenin her bir köşesinde sürdü. Bruce Banner’in içindeki devle mücadelesi, Thor’un babası ve kardeşleriyle imtihanı, Steve Rogers’ın dondurulmuş kayıp yıllara özlemi içlerindeki sıradan insanın, kahraman kimliklerine çaldığı galebelerdi; ister kazara gama ışınlarına maruz kalarak isterse de elleriyle inşa ederek dönüştükleri süper kahramanların en büyük amacı içlerindeki insanı yaşatabilmekti. Thanos’un “eskiyi hatırlayanlar olduğu sürece canlıların yarısını yok etmenin bir çözüm olamayacağını” dile getirmesi gibi, birisinin, insan olduğunu hatırladığı sürece kahraman kalmasının mümkün olmadığını her filmde ısrarla gösterdiler. Sıcak bir yuvaya duyulan özlem, evladın attığı ilk adım, yakın arkadaşa edilen veda, yaşanmamış aşklar evreni kurtarmaktan daha önemliydi. Kendi ruhunu, kalbini kurtarmadan dünyayı kurtarmanın bir anlamı yoktu; hiçbirinin bir Thanos, bir gerçek tanrı olamaması belki de bundandı.

*

Her şey çölün üstünde, hiçliğin ortasında inşa edilen bir ülkede, sıcak bir yuvada, dans eden iki “sıradan insanla” bitti.

İlk imge çöldü, son imge sıcak bir yuva oldu. Karşılaştığımız ilk Avengers’in yarım bıraktığını, yaşanmamış hayalini, gerçek ilk “Avengers”, Captain America tamamladı. Thor’un ölen annesine sarılışında, Hawkeye’nin yok olan çocuklarını arayışında, Captain America’nın sevgilisine bakışında, Iron Man’ın babasına verdiği nasihatte gördüğümüz gibi, esas kahramanlık sıradan bir insan olabilmekte; bir baba, evlat, eş, arkadaş olarak görevini yerine getirebilmekteydi. Dünyaya saldıran uzaylıları, içlerine sızmış Hydra’yı, yüce Thanos’u birer birer alt ettiler belki ama insan olmayı, insan kalmalarına yardım edecek bir aile kurmayı yolculuk boyunca pek başaramadılar; evrenin merkezine yerleşen ikiliği, Captain America ile Iron Man arasında zuhur eden ve adı zaman zaman konulsa da bitmeyen iç(sel) savaşı hiç aşamadılar… Ta ki Infinity War’a, gizemli yöntemler taşıyan Tanrı’nın finaline kadar. Yöntemlerine akıl sır erdiremediğimiz, insanoğlunun aklına ve yeteneğine sınırsız imkân tanıyan kendi Tanrılarımızın aksine, evrenin yok oluşuna kayıtsız kalmayan Tanrı Thanos’un şıklattığı parmak evrenin yarısını silerken, kalan kahramanlara da faniliği bahşetti, onları tekrar sıradan insana dönüştürdü. İnsanoğlunun finali olan Endgame’nin benzersiz açılış sekansında da, IŞİD militanlarından farksız şekilde Tanrı’yı infaz etmelerinin sebebi artık bir insan olmalarıydı: Kahraman olmak için çıkılan yolculuğun sonunda, döngüyü tamamlayarak tekrar bir insana dönüştüler.  Kahramanın yolculuğu da, tıpkı zaman gibi, hayat gibi doğrusal değil döngüseldi, her şeyin bittiği noktada, her şeyin başladığı yere, insanların çağına dönüldü.

**

Marvel Sinematik Evreni’ni iki finali var: Infinity War, gerçek finaldi, Endgame ise, bir final müsabakasından ziyade jübile maçı. (2) Russo Biraderler on bir yıla yayılan, yirmi iki filmlik serüveni noktalarken, bunu bir mezuniyet balosuna, sadece çok yakınların davet edildiği bir veda törenine, hatta cenaze merasimine çevirmişler. Bunu yaparken de sadece serinin sadık hayranlarını, tüm maraton boyunca kendilerini destekleyen insanları hedefleyerek, bu görkemli ve destansı vedayı, -en çok- onlara adamışlar. Zamanda yolculuğun mümkün olduğu bir evrende, her şeyin gerçekleşme ihtimali ile hiçbir şeyin gerçekleşmeme ihtimali eşit olduğundan, Endgame hiç yaşanmamış bir rüya, Thanos’un Infinity War’da silemediği hafızanın tamamladığı Gestaltçı bir fantezi bile olabilir ama artık bunun hiçbir önemi yok çünkü yolculuk sona erdi. Şahsen, küçük bir çocukken okuduğum çizgi romanlardaki dünyaları ete kemiğe bürüdükleri, Star Trek veya Star Wars’a sahip kuşakların hissettikleri coşkuyu anlamamı sağlayacak bir “space odyssey” bahşettikleri, tüketim çağında da Binbir Gece Masalı anlatılabileceğini kanıtladıkları ve gerçek kahramanlığın ne demek olduğunu tekrar tekrar gösterdikleri için minnettarım. Şimdi, uyku vakti, beklenecek bir post-credit sahnesi kalmadı artık.

1- Uygar Şirin’in enfes Iron Man yazısı: https://uygarsirinyazihane.wordpress.com/2012/08/29/iron-mandemir-adam-bir-donusum-hikayesi/

2- Kaan Karsan’ın ikinci tweet’inin ilk cümlesi: https://twitter.com/kkarsan/status/1121692498257166336

HENÜZ YORUM YOK