2009 yapımı “Melekler ve Kumarbazlar” filmiyle tanıdığımız Ertekin Akpınar, 10 Yönetmen ve Türk Sineması adlı çalışmasıyla sinemamızın belleğine önemli bir katkıda bulunmuştu. Ertekin, şimdi de mektup-roman olarak da okunabilecek bir anlatı kitabıyla çıkageldi: Kayıp Mektuplar! Ertekin’le buluştuk ve geçtiğimiz günlerde Alakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluşan “Kayıp Mektuplar” kitabı üzerine konuştuk.

Melekler-ve-Kumarbazlar-11

– Kayıp Mektuplar’ın yazım sürecinden başlayalım istiyorum.

Altı-yedi yıllık bir sürece yayılıyor. Neden bu kadar uzun bir sürece yayıldığının net bir yanıtını veremem. Ama şunu söyleyebilirim; yazıyla olan ilişki sürecim çok kolay bir alan değil. Melekler ve Kumarbazlar filminin senaryosu yirmi yedinci versiyonunu filme çekmiştim. “Ben yazdım, oldu” kafasına hiç sahip olmadım. Kitabımı ithaf ettiğim, E.F. ile seksenli yılların sonundan, doksanlı yılların başına kadar sürgüne gönderildiği ücra bir köyden uzun uzun mektuplaşmıştık. İnternetin olmadığı, büyük ve küçük jetonların kullanıldığı o yıllarda, mektup yazmak/mektup almak çok kıymetli bir duyguydu. Galiba, Kayıp Mektup‘ları yazmaya başlamamın nedeni geçmişte yaşadığım o masum duyguyu doya doya yeniden yaşamak olabilir. Olabilir diyorum ama tam emin değilim. Kitabımın editörü Suat Duman kitabımı okuyup beni aradığında, “edebi lezzeti” olduğunu söylemesi beni fazlasıyla mutlu etti. Umarım, bu lezzetin hayattaki karşılığı da, şık olur! Yolu uzun, bahtı açık olsun!

– Az önce yazmanın zor bir süreç olduğundan söz ettin.

Çaresizliği de ilave etmeliyim. Ne yazarsam yazayım, yazdıklarımın uzun bir zaman diliminde, dinlemesine şöyle bir soluklanmasına izin veririm. Bir köşede öylece durmalarını isterim. Ta ki yazdıklarıma yabancılaşa kadar. Asıl işim bu noktadan sonra başlıyor. Sonrasında eksikliklerini, fazlalıklarını daha net görebiliyorum. Metnin kurgusuna tam o noktadan sonra yön vermeye başlıyorum. Ne yazarsam yazayım, yazdıklarımın bu hayatta yaşamasını istiyorum. Derdim tam da bu! Nefes alsın, ömrü uzun olsun istiyorum.

– Senaryo yazıyorsun, edebiyatla da sıkı bir ilişki içerisindesin. Sence, aralarında nasıl bir ilişki biçimi var? Benzerlikleri veya farklıları üzerine ne söylemek istersin? 

Teknik olarak, nüans olarak tabii ki farklılıkları var. Bu doğal ama temelde bir farklılığın olduğunu düşünmüyorum. Hangisi zor dersen ikisi de zor, çok zor. İkisi de, bütünlüklü bir yapı ve ikisinde birçok bileşeni/parçaları var. Mehmet Fuat söylemişti, “Öykü kurmak, dünyanın en zor işidir” diye. Hakikaten öyle. Büyük bir yapının parçalarını oluşturmanın öyle kolay bir şey olmadığını düşünüyorum. En azından benim için öyle. Bildiğin gibi, Melekler ve Kumarbazlar Adapazarı depreminin gerçek bir hikayesiydi. Elimde, dört bin beş yüz sayfalık rapor ve yüz yetmiş altı saatlik ses kaydı vardı. Bütün bunlarla uğraşmak hiç kolay değildi. Yıllarımı aldı, saçlarımı beyazlaştırdı o kadarı da hayata feda olsun. Kayıp Mektuplar‘da öyle hayatımın uzun ve meşakkatli bir döneminin kaydıdır. Üzerimde çok derin etkisi vardır bu mektupların. Çaresizliğimin, mutluluğumun, umutsuzluğumun, öfkelerimin ama daha çok hayata dair olan inancımı temsil eden mektuplardır.

ertekin.akpinar.1

– Kayıp Mektuplar’ın duygu ve ruh dünyası üzerine konuşalım mı?

Konuşalım tabii. Kişisel yolculuğumda okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, hayatta yolumun kesiştiği kişiler, kısaca ruhumda ne kadar iz bırakan kim ve ne varsa bu kitabımda öylece duruyorlar. Bazen hayatımdaki o ağır tortuyu, rüzgarlarda sallanan bir tüle çevirdim. Bazen de bütün hayatımı tependen tırnağa kan davasına çevirmiş Ertekin Akpınar’ın ruh dünyasını paramparça ettim! Ne kadarını başardığıma tabii ki ben karar veremem. Ona artık, okur karar verecek! Kitabıma karşı gelecek eleştiriye de ben değil, kitabım yanıt verecek. Ben onu yazarken, onun kedisini savunacak zırhlarını iyi giydirdim. Onun bağımsız bir hayatı var ve kendi yolunda yürüyecek yaşa getirdim. Dahası bu mektupların devamını yazmamı isteyen çok arkadaşım, tanıdıklarım dostlarım var. Kitabımın sonunda da söyledim, yazmayacağım. Devamı gelmeyecek. Bu kadarı, kafi!

– Peki sırada neler var? Sinema filmi, kitap? 

İkisi de var. Ama kim, kimin önüne geçecek bilmiyorum. Ona, hayat karar verecek! Biliyorsun iki ayrı senaryoya uzun yıllardır çalışıyorum. O iki filmi yaptıktan sonra, ‘gerçeklik üçlemesi’ni tamamlayacağım ve bir daha da sinema filmi yapmayacağım. Bu konu da kesin kararlıyım. 10 Yönetmen ve Türk Sineması kitabını geliştirip senaristleri ilave ettim. ‘Türk Sinemasında Yönetmen ve Senaristler’ adıyla yayımlamayı düşünüyorum. Kitabın girişine uzun bir önsöz yazıyorum: ‘Yeşilçam, Bir Yuva Mıydı? Yoksa Bir Fanus Muydu?’ diye. Yaklaşık bir buçuk yıldır, bir dönemin tanıklığında [1960-2000] bir abimle sözlü tarih çalışması yapıyorum. Bir de tabii, ‘Hilelideste’ adında yedi yıldır yazıp yazıp sildiğim ama her defasında yeniden başladığım romanım var. Dediğim gibi öncelik sonralık sırasını kestiremiyorum. Çalışmalarım genellikle uzun zaman dilimine yayılıyor. Tam o aralarda da çalışmalarımı hayatın inisiyatifine bırakıyorum.

Ertekin Akpınar kimdir? İlk ve ortaöğrenimini Sakarya’da tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’nde lisans, Marmara Üniversitesi Sinema-TV Bölümü’nde Yüksek Lisan öğrenimi gördü. Yavuz Özkan ve Yusuf Kurçenli’nin sinema filmlerinde asistanlık yaptı. 2009 yılında ilk uzun metraj filmi, Melekler ve Kumarbazlar‘ın senaryosunu yazıp yönetti. 10 Yönetmen ve Türk Sineması ve Mutlu Aşk Hikayeleri adında derlemesi bulunmaktadır.

HENÜZ YORUM YOK