İran’dan gelen bir “ilk film” olan Ev’in tamamı bir ev içinde yapılan yakın plan çekimlerden oluşuyor. Babasının cenazesine geldiğinde vasiyetinin tıp fakültesine bağışlanmak olduğunu öğrenen kızı ortalığı ayağa kaldırıyor ve resmî belgelere rağmen babasının İslam’a uygun şekilde defnedilmesini istiyor.

78 dakika boyunca İslam dininde ölüye nasıl davranılması gerektiğini, saygıyı, komşuya nasıl davranılması gerektiğini, örf ve adetleri tartışan insanlar izliyoruz. Ölü evindeki kaos ve yas süreci sürerken resmî belgelerle ailenin istekleri çatışıyor, kişiler kendi arzuları doğrultusunda gelenekleri yeniden yorumluyor, çocuklar ve Alzheimer hastası anne gibi toplum baskısından muaf olanlar içinse yaşam devam ediyor. Tüm bunları onlarca kişi arasında hızla dolaşan kamerasıyla kaydeden yönetmen Asghar Yousefinejad, duygularını her işe karıştıran Doğuluların fotoğrafını çekiyor.

Ev, Asghar Farhadi’nin her şeyi tane tane anlattığı sinemasının aksine onlarca kişinin sahnede olup hep bir ağızdan konuştuğu tiyatro oyunlarını andırıyor. Birkaç kişiyi ilgilendiren bir günlük hayat mevzusu gibi durup toplumsal gerçekçi drama dönüşüyor. Tüm bunların üstüne finalde bir sürpriz yapıp Batı Sineması’na da göz kırparak genel izleyici için kollarını açıyor. Karmaşayı takip etmekle uğraştığımız perde süresi bitip filmi düşünmeye başladığımızda daha çok anlıyor, daha fazla kıymet veriyoruz. Amatör olanaklarla çekilen film bir kez daha senaryonun en önemli parça olduğunu kanıtlıyor.

Filmin puanı: 6/10

İstanbul Film Festivali sayfası ve biletler için tıklayın.

HENÜZ YORUM YOK