Hemen hemen bütün tecavüz olaylarında, bir empati canavarı çıkar ortaya ve şunu söyler: “Peki kadının hiç mi suçu yok?”. Son yıllara kadar hukukumuzda da mevcuttu bu anlayış, “tahrik” unsuru hesaba katılarak, tecavüz mahkumunun cezasında indirime gidilirdi. Belki hukuktan silindi (umarım), ama toplumsal hayatta hala karşımıza çıkar bu düşünüş biçimi. Tecavüz olmasa bile, taciz, laf atma, rahatsız etme, dikizleme müstehaktır, biraz dekolte giyinen kadına. Hoş, çoğu zaman dekolte giymesine bile gerek yoktur, erkeğin sokakta ona rastgelmesi bile (kadının sokakta tek başına ne işi var) yeterli taciz için. Kısaca, yanında bir erkek olmadan dolaşan kadına, hele de biraz bakımlıysa, makyaj yapmış, modern giyinmişse “fahişe” gözüyle bakılır.

Turgay Özçelik

Zannedildiği gibi bu anlayış sadece kırsal kesimde hüküm sürmüyor, büyük kentlerin tamamında da gayet yaygın. Bunun gerçek olup olmadığını anlamak için, çevrenizdeki kadınlara, hiç tacize uğrayıp uğramadıklarını sormanız yeterli. Sözlü ya da fiili tacize uğramayan kadın, neredeyse yok. Ve neredeyse tamamı bunu dile getirmeye korkuyorlar. Hatta artık birçok kadın için, taciz normalleşiyor, ve hayatın bir parçası haline geliyor. Dini metinlerde bile, Havva’nın Adem’i baştan çıkarttığı söylemi varken, fahişelik yaftasını kadının bir alınyazısı olarak taşımaması mümkün değil.

Norveç yapımı “Hora”(The Whore, 2009) filmi, işte kadınlara biçilen bu “fahişe”lik rolüyle ilgilenen bir film. Filmin bir istismar filmi olduğunu en baştan belirtmekte fayda var ki, bahsi geçen konuya dair fazla eleştirel bir yaklaşım beklentisine girilmesin.

Tecavüz insanlık dışı bir eylem

Film iki genç kızın ormanlık bir yolda yürürken tecavüze uğrayıp öldürülmeleriyle başlıyor. Bu tecavüz sahnesinde, tecavüz eden kişiler gösterilmiyor, ama sadece sesleri duyuluyor. Tecavüzcüler bir canavar, ya da hayvan gibi sesler çıkartıyorlar. Yönetmenin tecavüzcülerin yüzlerini göstermemesi, zannedildiği gibi filme gizemli bir hava katmak için değil. Bu sahne genel olarak bütün tecavüzleri simgeliyor, ve yönetmenin tecavüzcülere hayvani sesleri yakıştırmasıyla da, bu konuya dair eleştirel bakışını yansıtıyor.

Film, yeni bir roman yazmak için, annesinin küçük bir kasabadaki evine giden Rikke’nin başına gelenleri anlatıyor. Rikke, kasabadaki üç genç erkek tarafından üst üste tecavüze uğruyor ve şiddet görüyor. Ardından da bu gençlerden intikam alıyor. Konu itibarıyla klişe bir olay örgüsüne sahip olan filmi ilginç kılan kurgusu, ve yönetmenin senaryoya koyduğu detaylar.

Filmin yönetmeni Reinert Kiil, henüz Rikke eve ulaştığı anda, filmi ileri sararak, birazdan gerçekleşecek olan tecavüzü gösteriyor izleyiciye. Böylece tecavüzün gerçekleşeceği bilinciyle izliyoruz filmi. Üstelik kimlerin yapacağı da belli, yani herhangi bir sürpriz yok. Rikke’nin tecavüzcüleri, daha onu benzin istasyonunda eğilmiş pompayla benzin koyarken gördükleri anda tahrik olurlar ve onu sözle taciz ederler. Yönetmen zaman zaman Rikke’nin ıslak dudaklarını yakın planda göstererek, duş alırken ya da muz yerken izleterek izleyiciyi de tahrik etmeye çalışıyor. Rikke’yi canlandıran Isabel Vibe’nin aynı zamanda bir porno yıldızı olduğunu belirtmekte fayda var. İzleyiciyi, tam da Rikke’ye tecavüz edenler gibi, kadının ne kadar seksi bir kadın olduğunu düşünmeye itiyor. İzleyici Rikke ile değil de, onun tecavüzcüleriyle özdeşlik kuruyor bu sayede. Ama tam bu özdeşlik kurulduğu anda, filmi ileri sarma, filmin takılması ya da yanması gibi efektler uygulayarak, izlenilenin bir film olduğunu hatırlatıyor, ve izleyiciyi ters köşeye yatırıyor. Öyle ki bir sahnede yine sayılan efektler uygulanırken şöyle bir yazı geliyor ekrana: “Filmimiz yanmıştır. Özür dileriz.”

Kadının alınyazısını erkek belirliyor

Filmdeki tecavüz eylemi sırasında, içlerinden biri, Rikke’nin alnına maket bıçağıyla kazıyarak “Hora”(fahişe) yazıyor. Yani, fahişeliğin kadın için bir alınyazısı olduğu vurgulanmak bir kanara gözümüze sokuluyor. Üstelik Rikke’ye fahişe gözüyle bakılması, gittiği kırsal bölgedeki kasabaya özgü değil. Rikke’nin kentteki kocasıyla olan telefon konuşmasında, kocası onun yanında bir erkek olduğunu sanarak, onu kendisini aldatmakla suçluyor ve ona “fahişe” diye hakaret ediyor. Yani kentsoylu erkeğin ona bakışı da kırsaldaki erkeklerle aynı.

Rikke’nin üç tecavüzcüsünden biri elektrik tamircisi, biri polis biri de markette kasiyerlik yapan ve sürekli tecavüz filmleri izleyen bir “geri zekalı”. İçlerinden birinin polis olması da, egemenlerin de aynı şekilde düşündüğünü vurgulayan önemli bir ayrıntı.

Filmde tecavüz bitip, intikam süreci başladığında ise, alnında “fahişe” yazısıyla Rikke, kendisine biçilen “fahişe” rolünü kullanarak eylemcilerden intikamını alıyor. Öyle ki bir sahnede vajinasına yerleştirdiği içi tırtıklı bir boru yardımıyla, baştan çıkardığı tecavüzcülerden birinin penisini parçalıyor. Kısacası hem tecavüz sırasında, hem de intikam anında şiddet rahatsız edici boyutta ön planda. Bütün eleştirel söylemine karşın, biçim olarak şiddeti bir istismar aracı olarak kullanması ve pornografik bir haz aracı olarak görmesi, yönetmenin samimi olmadığı kanısını uyandırıyor. B-tipi bir film olan “Hora”, teknik açıdan kusurlu olsa da, kamerayı kullanma biçimi ve kurgu tercihiyle dikkat çekiyor.

Hora (The Whore)

Yönetmen: Reinert Kiil
Senaryo: Reinert Kiil
Yapım: Norveç, 2009, 89 dk.
Oyuncular: Isabel Vibe, Jorgen Langhelle, Kenneth Falkenberg, Reinert Kiil, Gaute Naesheim

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA