Türkiye’de Rock müziğin R’si yokken, “Ben büyüyünce Rock’çı olacağım!” diyen Teoman, Hep Kitap imzasıyla piyasaya sunulan “Fasa Fiso” adlı kitapta şarkı sözleri ve röportajlardan alıntılar eşliğinde çocukluğundan rock yıldızlığına uzanan hayatının hikâyesini anlatıyor.

“Çok önemli hikâyeler beklemeyin okurken. Eninde sonunda çocuksu bir mesleğe hayatını vermiş bir kişinin hikâyelerini okuyacaksınız. Ne kadar önemli olabilir ki bu hikâyeler? Zaten o yüzden kitabımın adı da, Fasa Fiso.”

Bunlar Teoman‘ın kitabın önsözünde yer alan son cümleleri. Kitabı neden yazdığını da açıklamaktan geri durmuyor ve şöyle diyor: “Peki bu kitabı niye çıkarıyorum? Pek çok cevabı var bunun, bazılarını yazayım. Ben yeni yetişirken, bu tarz kitapları yalayıp yutardım. Sevdiğim bir sanatçıya dair her şeyi bilmek isterdim. Ayrıca, röportaj okumayı ve olaylara farklı gözlerle bakan birilerinin fikirlerini duymayı da çok severdim. Sadece etkilenmek için değil, kendi bakış açımı oluşturmama da yardım ederdi bu tarz röportajlar. En önemli nedenlerden birini sona sakladım. Sanatçının kişiliğinin, yaptıklarına bir başka boyut daha kazandırdığını düşünüyorum. Bu işe de yarasın isterim elinizdeki kitap.”

Teoman‘ın müziğini seversiniz sevmezsiniz, orası ayrı. Ancak müzisyen kimliği bir yana, kişiliğine dair bilginizin ne kadar zayıf olduğunu anlıyorsunuz kitabı okuyunca. Gerçi O, “İnsanlar bu kitaptan çıktıklarında, hafif hissetsinler istedim,” demiş demesine ama pek de hafif hissedemiyorsunuz doğrusu. Aksine, size yıllardır “Kadınların karşı koyamadığı, alkolden uzak duramayan, çapkın rock yıldızı” olarak pazarlanan bu adamın kişiliğinin bundan çok daha fazlası olduğunu farkedince göğsünüzün orta yerine bir taş gelip oturuyor. “Meğer adamın ne çok derdi varmış” diyor, üzülüyorsunuz. Ama asla acımıyorsunuz. Ha ille birine acıyacaksanız, dönüp kendinize acıyabilirsiniz mesela. Sonuçta O Teoman; peki ya siz kimsiniz?

Yine de okudukça, çocukluk hayali olan Rock yıldızlığına kendini adım adım taşıyan, kendisinden adeta bir şarkıcı yaratan Teoman meğer kendisiyle olduğu kadar dünyayla da kavgalıymış diyorsunuz. Her iki röpotajından birinde, “Şundan nefret ediyorum, bundan nefret ediyorum,” diyen, bir nevi Somurtkan Şirin adeta. Neredeyse kontrol manyaklığına varan mükemmelliyetçiliğinden doğan, mesela konserlerde sözleşmedeki şartlar sağlanmadığında ve işler istediği gibi gitmediğinde sinirini hoparlörleri, monitörleri, vantilatörleri tekmeleyip çevresindeki insanları fırçalayarak çıkaracak kadar gıcık ama bundan da anında pişman olacak ve kırdığı herkesten özür dileyecek kadar da naif ve duygusal bir adam.

Hepsi bu kadar sandıysanız, yanıldınız; dahası da var. Davulcu Nedim Tanyolaç, “Ya Teoman, tipin falan tamam ama hiç şarkı söyleyemiyorsun,” dediğinde, morali bozulmayan, “Ben bu işi yaparım,” diyen, hırslı, kafasına koyduğunu yapacak kadar da azimli bir adam. Hatta bir röportajından alıntılandığı kadarıyla, “Müzik beni seçmedi. Hatta zorlaya zorlaya ben seçtim müziği,” demesi, bulunduğu noktaya kolay gelmediğinin ispatı gibi…

Hayaller gerçek oldukça başka hayallerin peşinde düşülür genellikle. Oysa Teoman‘ın durumunda öyle olmuyor. Çocukluk hayaline kavuşup Rock yıldızı olduktan sonra da hayatta bir amacı, bir hayali  olmayanların  yaşadığı sıkıntıları yaşayan, huzursuz bir ruh O. Gelecekten endişeli. Depresiflik adeta onun yaşamının bir parçası gibi. Kitabın bir yerinde kendi ağzından da anlattığı kadarıyla annesi, “Kanser umurumda değil, beni bu depresyon mahvediyor,” dediğinde aylardır adam gibi uyuyamayan annesini kendi doktoruna götürüyor. Doktoru, “Aynı problemler,” diyor, “sizinki ırsi.”

Yalnızlığı seviyor ama eşinden dostundan uzakta yaşamaya da katlanamıyor. Ruh hali çok hızlı değişiyor, haliyle bu da onu yoruyor. Muhtemelen çevresini de. İlişki yaşamayı beceremiyor. Yalnızken daha iyi. Eğlenmek istiyor, hayattan keyif almak istiyor belki ama nasıl yapacağını bilemiyor. Eskiye, eğlenceli günlere özlem duyuyor. Ona sarılacağı, tutunacağı bir amaç lazım olduğu belli. “Sürekli ne yapsam, ne yapsam?” modunda, ama yapacak bir şey bulamıyor gibi. Canı sıkılıyor. Teoman olmak da ne zormuş yani… Ama bunlar da olmasa, Teoman olmazdı ki… Ikigaisini* kaybeden, onu nasıl bulurdu sahi?

*İkigai: Japonya’dan dünyaya yayılan İKİGAİ, iki sözcüğün birleşmesinden oluşuyor. “İKİ” hayat, “GAİ” hedef, amaç ve gaye anlamına geliyor; yani İkigai = “Hayat gayesi”.  

*****

Mirage

“Bir gün okulda,sahada yürürken, biri yanıma geliyor. Uzaktan tanıyorum, gitarist. Uzn saçları var benim gibi. Sakalı da var. Aramızda şöyle bir konuşma geçiyor:
Tanju: “Merhaba, sen şarkıcı mısın?”
Teoman: “Evet.”
Tanju: “Grup kuralım mı?”
Teoman: “Kuralım.”
Bu kadar!

– O zaman hiçbir şey yoktu. Sokakta elinde plakla birini görünce birden arkadaşın olurdu o senin. Veya uzun saçlı bir herifi görünce o senin doğal kardeşindi. (2006)

*****

HENÜZ YORUM YOK