Atalarımız dedi ki 

Prensiplerinizden asla vazgeçmeyin 

Beitar daima saf 

İsrail’in Beitar Jerusalem takımının fanatik taraftar grubu La Familia’nın, Terry Stadyumunda yıllarca açtığı bu pankartın tek bir anlamı var: Beitar, Arapsız. Simon Kuper’in Football Against the Enemy kitabının Türkçe ismi olarak gündemimize giren ve ağzımızdan düşürmediğimizden içini boşaltmaya başladığımız “futbol asla sadece futbol değildir” sözünün doğruluğu, bir kez daha, Çeçenistan’ın Rusya’daki temsilcisi Terek Grozny’de top koşturan Zaur Sadayev ve Dzhabrail Kadiyev’in 2013 yılında Beitar Jerusalem’e transfer olmasıyla kanıtlandı. Yakın futbol tarihimizin en çarpıcı ırkçılık vakası ise, her anı özenle planlanmış, son yılların en güçlü ve olgun belgesellerinden Forever Pure (2016) aracılığıyla bir utanç vesikasına dönüştürüldü bile. 

Beitar Jerusalem: Ulusal Hareketin Özü 

Beitar, İsrail’in en çok taraftara sahip kulübü ve köklü bir tarihi var. Beitar, Arap topraklarından ana vatana göçen milliyetçi Mizrahi Yahudilerinin desteklediği, kuruluş döneminden itibaren sağcı hareketlerin ve paramiliter grupların merkezi olan, İsrail’in siyasetinde her daim kilit öneme sahip bir kulüp ve siyaset sahnesinde yükselmek isteyen herkesin yolu kendilerinden geçiyor. Eski Beitar yönetim kurulu üyelerinden, 1979’da kazanılan Devlet Kupası’ndan sonra taraftarların omzunda taşındığı görüntülerin belgeselde yer aldığı şimdiki İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, 2001’den beri İsrail hükümetlerinde bakanlık görevi üstlenen ve Terry Stadyumuna her adım attığında bütün taraftardan saygı ve sevgi gören Avigdor Lieberman, seçim kampanyalarını Beitar stadyumunda başlatan, kendisinin ve çocuklarının kulübün taraftarı olduğunu söyleyen Benjamin Netanyahu belli başlı örnekler. 2017 yılı itibariyle İsrail Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Savunma Bakanı fanatik Beitar taraftarı, La Familia’yla doğrudan ilişkileri var ve bu siyasi güç azımsanacak gibi değil. Kudüs Belediye Başkanı olmak isteyen Rus oligark Arcadi Gaydamak da kulübün gücünün ve popülaritesinin bilincinde olduğundan 2005 yılında 100 milyon dolara Beitar’ı satın alıyor, kulübe ve La Familia’ya büyük maddi destek sağlıyor fakat 2008 yılında aday olduğu seçimlerde başarısız olunca takip eden 4-5 yıl kulübe para vermeyi kesiyor. İlk sinema eserini çeken Maya Zinshtein de, formasını hiçbir Arap oyuncunun giymesine izin verilmeyen “kutsal” Beitar Jerusalem takımıyla siyasiler arasındaki ilişkileri ve iki Müslüman futbolcunun transferinden sonra yaşananları geniş bir açıdan ele alarak futbolun kirli yüzünü ortaya döküyor.  

İki Çeçen Futbolcu 

Gaydamak, yakın arkadaşı Çeçenistan başkanı Ramazan Kadirov’la olan iş bağlantılarını güçlendirmek için, ki aynı gerekçeyle takım hazırlık maçı için Çeçenistan’a bile götürmüştü, Sadayev ve Kadiyev’i transfer eder ama La Familia, ilk idman gününden itibaren iki futbolcuya hayatı zindan etmeye başlar. Aslında bu iki futbolcu Arap değildir ama La Familia için bir Çeçen ile bir Arap arasında fark yoktur, her ikisi de müslümandır ve bu yeterlidir. İşin tuhaf yanı, “Beitar daima saf” sloganın aksine, Beitar, 1989 yılında Tacik Goram Ajoyev’le, 1999’da Arnavut Viktor Paço’yla sözleşme imzalamış, herhangi bir sorun yaşanmamıştır ama 2004 yılında Maccabi Tel Aviv’den İbrahim Ndala’nın transferi hoşgörüyle karşılanmamış (!) ve o günden bu yana “Arapsız Beitar” anlayışı benimsenmiştir. La Familia’nın tepkisi, “Araplara ölüm” ve “Sadayev Mescid-i Aksa’ya git” sloganları attıkları ve küfürler yağdırdıkları iki futbolcuyla da kalmaz, kulübün formasını uzun yıllar terletmiş, yönetim kurulu başkanı efsane Itzik Korenfine’den takım kaptanı Ariel Harush’a kadar bu iki futbolcuya destek veren herkes hedef olur. Yıllarca sevdikleri, omuzlara aldıkları kişiler bir an düşman olmuştur, oyuncular ve yöneticilere sadece en üst düzey bakanlara uygulanan koruma tedbirleri uygulanmaya başlanır. Belgeselde “Toplumun gerçek yüzünü göstermek için bu iki futbolcuyu transfer ettiğini” söyleyen Gaydamak’ın neyi kastettiği kısa sürede anlaşılır, Sadayev’in gol attığı bir maçtan sonra stadı terk eden La Familia’nın yaptığı boykot çağrısı nedeniyle 20 bin kişiye oynanan maçlar yerini boş koltuklara bırakır, “onlar bir avuç azınlık, Beitar taraftarlarını temsil etmiyorlar” tarzı söylemlerin boş olduğu anlaşılır. Yıllarca Türkiye’de oynayan Haim Revivo’nun bile “Beitar’da Araplara yer yok” sloganları attığı bir ortam söz konusudur. Tüm bu süreçte ise kulüple bağları olan siyasiler sessizdirler, oy kaygısıyla cılız açıklamalar dışında olaya müdahil olmazlar. Lige iyi başlayan ve olaylar sonrasında hızla küme düşme hattına ilerleyen kulübün binası kundaklanıp yakıldığında ise işin gerçek boyutu anlaşılır. Sorun sadece La Familia değildir, tarihi boyunca ırkçılığa maruz kalan bir toplum, aynı hastalıktan zehirlenmiştir ve şiddet dâhil her yol onlar için mubahtır. Irkçılık, her yerdedir. 

Mutsuz Son 

Forever Pure, kurmaca bir film olsaydı, Sadayev’in, gol attığı son hafta maçının bitiş düdüğüyle birlikte omuzlara alındığı ve herkesin hatasını anladığı bir sona sahip olurdu muhtemelen ama hayat, kurmaca olamayacak kadar gerçektir. Son hafta ligdeki tek Arap takımı olan ve Beitar tarafından “terörist” addedilen Bnei Sakhnin’den kopardıkları 1 puanla ligde kalmalarının akabinde stadyumdan doğrudan havaalanına giden Sadayev ve Kadiyev takımdan ayrılır. Yönetim kurulu başkanı Korenfine ve antrenör Eli Kohen kovulur. Yeni sezonun ilk idmanında taraftarın hışmına uğrayan ve sahadan zorlukla çıkartılan kaptan Harush, ezeli rakip Hapoel Tel Aviv’e transfer olur. Sezon içerisinde La Familia’dan yana tavır aldığı için kadro dışı kalan Ofir Kriaf, taraftarların omuzlarında “kulüp tarihinin en genç kaptanı” olur. Yönetim, “Arap veya Müslüman bir oyuncu transferi düşünmediklerini” dile getirir. Irkçılık, yeşil sahalarda bir kez daha kazanır.

HENÜZ YORUM YOK