Suphi Kaner ismi, bir Yeşilçam aşığı değilseniz çok tanıdık gelmeyecektir size. Gün geçtikçe daha az hatırlanan bir isim onunki. Bir sistemin egemenleri tarafından ölüme sürüklenmiş ne ilk, ne de son kişidir Suphi Kaner. Ama pek azının hikayesi bu kadar dramatik ve hüzünlüdür.

 Ege Görgün (Landlord)

1954 kışı… Öyle bir soğuk var ki, İstanbul değil de sanki kutup dönencesi. Dört duvarı bir çatısı olsa da dışarıdaki soğuğun gerçek şiddetiyle hissedildiği Cihangir’deki bir evde can ciğer üç arkadaş donmamak için iyice birbirlerine sokulmuşlar. Sobanın içi, mideleri gibi bomboş. Oysa midelerinden gelen seslere baksanız, son yemeklerinde her gün talim etikleri çay simit yerine az önce kurbağa yediklerini sanabilirsiniz. Ama öyle Fransız usulünce servis edilmiş olarak değil. Canlı canlı yutmuşlar da kurbağaları da, hayvancıklar sanki şimdi son “gurultularını” veriyorlar hazretlerin midelerinde.

Fikret Hakan

Bu üç ahbap çavuş Öztürk Serengil, Fikret Hakan ve Suphi Kaner’den başkası değil. Bir film çektikleri, yönetmenin “Kes” diye bağırmasıyla bu sefaletin biteceği falan da yok. Fikret Hakan’ın bekar evinde konaklayan, kimsenin tanımadığı üç garibanlar o sırada yalnızca.

O gece ortamı ısıtmaya şiirlerinin ve esprilerinin yetmeyeceğini anlayan Suphi Kaner ansızın ellerini dua eder gibi iki yana açar:

“Sayın Fahrettin Kerim (İstanbul Valisi). Affınıza sığınarak bir hata yaptırtmak üzereyim. Affedersiniz, afferdersiniz, birini de bizzat ben yapacağım…”

İki arkadaşı şaşkınlık içinde bakmaktadırlar Suphi Kaner’in bu acayip çıkışına. Onların soran gözlerini görmezden gelen Kaner, “Hadi, bakalım, asilzadeler, ayaklanın!” der. Hep birlikte sokağa çıkarlar. Sokağın sonuna geldiklerinde Kaner nihayet bir açıklama yapar:

“İşte arkadaşlar, sayın valimiz, bizi düşünerek bu çöp bidonlarının kapaklarını tahtadan yaptırmış! Hadi bakalım, şimdi cenazeyi kaldırıyoruz. Marş marş!”

İki saatte bütün kapaklar eve yığılıyor ve donmuş kapaklar zar zor da olsa sobada tutuşturuluyor. Soğuk bir kış gecesi de bu şekilde atlatılmış oluyor. Allah, Fahrettin Kerim Gökay’dan razı olsun!

Fikret Hakan hatırlar ama:

“İki hata demiştin. Bize yaptırttığını anladık. Peki senin yapacağın hata neydi?”

Suphi Kaner her muzipliğinden önce yaptığı gibi gözlerini kıstı ve arkadaşlarından ellerini tutmalarını istedi. Belki de bu sıcak bir gece için hep beraber bir kez daha teşekkürlerini sunacaklardı valiye ya da Tanrı’ya. “Şimdi bütün gücünüzle parmaklarınızı sıkın!” dedi Kaner. Fikret Hakan ve Öztürk Serengil itaat ettiler. Hemen ardından Kaner’in gökgürültüsüyle rekabet edecek haşmetteki yellenmesi geldi.

Üç arkadaş gülmekten kırılıyor, yerlerde kıvranıyorlardı. Alt katlarında oturan yeni uyanmış kapıcının sesi duyuldu sonra:

“Çüş ola Suphi bey, çüş ola…”


1933 yılında İstanbul, Cerrahpaşa’da doğan Suphi Kaner çalışmaya çocuk yaşta, sokakta Abdülvahit Turan Yeni Hayat karamelası satarak başlar. Ayakkabı boyacılığı, tadilatı, radyoculuk, elektrikçilik, marangozluk derken, Şehzadebaşı’ndaki bir sinemada fıstık, gazoz satmaya kadar götürür işi. Ufaktan hikayeler, şiirler yazmaya başlamıştır. Bir hikayesini yayınlatmak için gittiği gazeteden “altın” gibi bir tavsiye alarak çıkar. “Hikaye yazarak para kazanılmaz. Sen iyisi mi gel, gazete sat.” Gazete satmaya başlar. Herkeslerden erken kalkıp işe koyulur ve bütün gazetelerini bitirir her gün. Her muhitin parsellenmiş ve herkesin yalnızca kendi bölgesinde gazete sattığından habersizdir. Yedikule’de ucuz kurtulduğu sıkı kötek sayesinde uyanır bu duruma ve işi bırakır.

Yeniden sinemaya döner. Bilet keser, yer gösterir. İşte tam da o sıralarda içine “artiz” olma sevdası düşer. Belki gerçek hayattan umudu kestiği için, belki de seyircinin perdedekilere duyduğu büyük sevgiye her gün şahit olduğu için. O da payını almak ister bu sevgiden.

Hamal olarak girer camiaya ilkin. Hatta yıllar sonra bir röportajında diyecektir, “bu ülkedeki bütün kameraları sırtımda” taşıdım diye. Elinden gelen her işte yardımcı olmuştur sinemacılara. Yıllarca işin emekçiliğini yapmıştır.

Cici Katibem (1960)

Azimli çalışmasının ve zaman zaman kabarelerde sergilediği Allah vergisi komikliğinin semeresini nihayet görür ve 1957’de Korsan’la sinemaya merhaba der Suphi Kaner. Çok geçmeden halkın sevgilisi olur. 3 yıla ancak 10 film sığdırmışken, 1960’a 17, 1961’e 26, 1962’ye ise 27 film sığdırır. Şöhret ve para ansızın bir çığ gibi gelmiştir. Yeşilçam’ın baştan çıkarıcılığı karşısında çokça sefalet çekmiş bu temiz halk çocuğunun direnmesi söz konusu değildir. Alkol adeta suyun yerini almıştır onun için. Bu durum öyle bir boyuta ulaşır ki 1961’de şöyle bir ilan verir bir sinema dergisine, belki de alkol yüzünden kırdığı birini gönlünü yumuşatmak için.

“Sayın seyircilerim ve meslektaşlarım… 24. 11. 1961 tarihinden itibaren, on yıldan beri devamlı olarak içtiğim içkiyi, gerek sıhhatim ve gerekse dostlarıma karşı davranışlarımın anormalleşmesi bakımından bıraktım… Bundan böyle, her kim beni içki içerken veya içkili görürse kendilerine tarafımdan 1000 TL’sı ödenecektir. Hürmetlerimle.”

Suphi Kaner içmeye bu ilandan sonra da devam eder.

1963’te sonunu hazırlayan olay gerçekleşir. Nevzat Pesen’e ait şirketle bir film çekmeye başlayan Kaner, çekimlerin ortasında filmi bırakır. Pesen filmi yarıda bırakıp kendini zarara uğrattığı için Suphi Kaner’i Prodüktörler Cemiyeti’ne şikayet eder. Prodüktörler için tüm aktör ve aktristlere sopayı göstermek, asıl patronun kim olduğunu ilan etmek için bulunmaz bir fırsattır bu. Bir ineği keserek, süt veren tüm ineklerin zapturapt altına alınması mümkün olacaktı. İyi bir örnek teşkil edecek kadar büyük, ama ayak takımından geldiği ve alkol düşkünlüğü herkesin dilinde olduğu için de harcanabilecek kadar küçük bir kurbandı Suphi Kaner. Halihazırdaki sistemden hepsi nemalandığı için tüm yapımcılar bu ortak amaçta birleştiler. Asi aktöre hiçbiri iş vermeyecekti. (Oyuncuların da bir derneği, sendikası olsa bunu yapabilecekler miydi acaba?)

Ses dergisine verdiği röportajda kendisini boykot eden yapımcıları suçlayan Kaner, “Yeşilçam’a geldiğim gün on beş liram vardı, işte şimdi on liram var. Ama, ben o film prodüktörleri için hayatımı, kanımı, canımı verdim. Onlar benim iş hürriyetimi tahdit etmek cesaretini nereden buluyor? Bu insan haklarına aykırıdır, insan haklarını çiğnemektir. Fakat onlara göre ben ‘insan’ değilim ki. Prodüktörler Cemiyeti beni halktan ayırmak istiyor. Otuz milyon seyircinin tebessümlerini çalmaya kimsenin hakkı yok! Beni öldürmek istiyorlar, ama ben bile öldüremiyorum. İki defa intihar ettim, ölmedim,” diyecekti.

Peki anlaşmasına rağmen niye filmi yarıda bırakıp gitmişti Suphi Kaner.

“Ben seyircinin karşısında yıllardır fedakâr, iyi arkadaş, iyi insan olarak çıktım. Benim oynadığım tipler bunlardı. Bana onun bunun karısını dikiz ettirip röntgenci rolü verdikleri için işi bıraktım. Beni seven seyircilerimin hanımlarına ben kötü gözle asla bakamam. Rol bile olsa bakamam.”

Kaner’in bu röportajda sarf ettiği bazı sözlerortada aynı zamanda sınıfsal bir mücadelenin de olduğunun ipuçlarını veriyor.

“Hammalı aktör diye karşılarında görmek ağır geliyor. Aktör’ün cemiyeti, sendikası yok. İki çocuğuma dua etsinler, şimdi daha temkinli, daha efendice mücadele edeceğim.”

Bu sözleri söyledikten birkaç gün sonra Prodüktörler Derneği’nden Suphi Kaner’in filmlerinin artık Pangaltı Sineması’nda gösterilmeyeceği açıklaması gelir. Kaner için bu büyük bir darbe olur. Yakın arkadaşı Afif Yesari’nin Kasımpaşa’daki evine gider. “Yorgunum, uyuyacağım,” der. Evdekileri “Beni 12’den önce uyandırmayın,” diye de tembihler. Bilmedikleri şey Kaner’in Nembutal adlı uyku hapından bolca içtiğidir.

12’de uyandırmaya gittiklerinde cansız bedeniyle karşılaşırlar arkadaşlarının. Beş saat önce ruhu bedenini terk etmiştir. Suphi Kaner 1959 yılında evlendiği eşini dul, Aşkın ve Taşkın adlı ikizlerini öksüz bırakıp sıcak bir Ağustos gününde bu dünyadan işte böyle göçmüştü.

Bir dönem Vefa kulübünün başkanlığını da yapan yapımcı Nevzat Pesen ise Yeşilçam’ın çöküşüyle beraber büyük mali sıkıntının içine girdi. Etiler’de lüks bir apartmanın beşinci katında oturuyordu. Bir öğle üzeri oturduğu koltuktan kalktı, kapıyı açıp dairesinden çıktı ve loş apartman boşluğundan aşağı şöyle bir baktı. Sonra kendini ölümün kucağına bıraktı.

Kaner’in cenazesi

Suphi Kaner’in iki çocukla kalakalan dul eşinin kapısını birkaç ay boyunca belki çaldılar belki çalmadılar onu intihara sürükleyen Yeşilçam yapımcıları. Nasıl geçindiler, nasıl büyüdüler kimse bilmedi. Ancak 1980’de haber alınabildi Kaner ailesinden. İkizlerden kız olanı, Aşkın Kaner kocasıyla birlikte tutuklanmıştı. Sol bir terörizt örgüte mensup omduğu iddia ediliyor ve bazı cinayetlerden, bombalamalardan, gasplardan sorumlu tutuluyordu.

Öztür Serengil de Suphi Kaner’in öldürüldüğünü düşünenlerdendi.

“Yıllarca sırtından deve yükü para kazananlar, ondan intikam almak için fırsat kollamışlar, filmlerine zamanında başlamadığı gerekçesiyle, Ermeni sinemacılar Kaçoni kardeşlerin de baskısıyla boykot kararı alarak adamın sinema hayatını söndürüp intihar ettirmişlerdi.”

Suphi Kaner’i en güzel tasvir eden de üç buçuk yıllık kader arkadaş, sefildaşı Öztürk Serengil’di. Hem de şöhrete ve paraya kavuştuğu anda kendisini, unutmak istediği çileli geçmişle birlikte geride bırakmış olsa bile.

“Gülerken ağlatan, ya da tersine ağlarken güldüren… Suphi, hiç zorlaması olmayan bir komedyendi. Allahın ona bağışladığı, fevkalade zengin mimiklerle donanmış bir yüzü vardı. İnandırıcı bir yüzdü, hatta bin yüzdü. Suphi, Paul Muni gibi bir aktördü aslında. Belki sinema ve tiyatro eğitimi yoktu, ama doğmatik komedyendi. Öldüğünde değil Türkiye, Avrupa büyük bir komedyen kaybetmişti. Suphi’de gelmiş geçmiş öbür komedyenlerde olmayan bir sahne kişiliği vardı ki kolay rastlanır bir meziyet değildir. Ben, Suphi Kaner gibi gibi büyük bir komedyenin arkadaşıydı. Bundan büyük bir övünç kaynağı olamaz benim için.”

Suphi Kaner’in sonunu hazırlayan şikayet

“Aktör Suphi Kaner, Pesen Film Şirketi ile akd ve imza ettiği 14.7.1963 tarihli mukavelesinde oynamayı kabul ettiği rolü filmin yarısında filmi bırakarak film şirketini maddi, manevi zararlara sokmuş ve anlaşma için Pesen Film’den bir miktar da para almıştır. Bu meseleden doğan ihtilafı halletmek için idare kurulumuzun yapmış olduğu mükerrer davetlere de icabet etmemiştir. Bahis konusu ihtilaf halledilinceye kadar aktör Suphi Kaner’e iş verilmemesini rica ederiz”.

Kaynaklar:
Agaç Özgüç’ün Suphi Kaner röportajı – Ekspres Gazetesi
Bir Sinema Yazarının Günlüğünden Aykırı Notlar – Agah Özgüç – +1 Kitap
Yeşilçam Hatırası – Mesut Kara – +1 Kitap / yesilcamhatirasi.blogspot.com
Yeşilçam’ı Benden Sorun – Öztürk Serengil – Milliyet Yayınevi

5 YORUMLAR

  1. kaleminize sağlık. çok severek ama bir o kadar da üzülerek okudum yazınızı. Yeşilçam’ın harcadığı hayatlardan bir tanesiymiş demek ki Suphi Kaner. Nur içinde yatsın.

    Aslında tersninja’da Yeşilçam tarihiyle ve eski oyuncularla ilgili bu tür yazılar daha yazılsa ne güzel olur.

  2. RAHMETLİ SUPHİ KANER ABİMİZİ ÇOK İYİ TANIRIM.SALİH TOZAN.AHMET TARIK TEKÇE V.S. GİBİ KIYMETLİ SAYGI DEĞER İNSANLARI UNUTMAK MÜMKÜNMÜ.HEPSİNE ALLAHDAN RAHMET DİLİYORUM.BUNU HAZIRLAYAN ARKADAŞADA TEŞEKKÜR

  3. Yazınız fevkaladeydi.Sayenizde Suphi Kaner’i çok daha geniş tanımış oldum.Fırsatım olursa Öztürk Serengil’in Yeşilçamı Benden Sorun adlı kitabını alıp okuyacağım…

CEVAPLA