gecenin-kanatlariLandlord

Serdar Akar‘ın yeni filmi Gecenin Kanatları‘nı  izleyecektim. Meraktaydım. Senaryoda Mahsun Kırmızıgül‘ün imzasının olması da (+ Ahmet Küçükyakalı) merakımı iyice perçinliyordu.

Pazartesi trafiğini biraz ekarte etmek için İETT x Bostancı + Deniz Otobüsü x Kabataş = Dolmabahçe G-Mall (Basın Gösterimi) formülünü uygulamak üzere evden çıktım. Bir de ne göreyim sokakta insanlar hareketsiz bir halde duruyor. Tam yaşasın Shyamalan‘ın The Happening filmi gerçek mi oluyor yoksa diye tırsmaya başlıyorum ki (bir yandan da için için seviniyor muyum ne?) kulağıma çalınan bir melodiyle jeton düşüyor ben de. İlkokulda öğrenciler İstiklal Marşı’nı okumaktalar.

the-happening-park

Atam ne güzel demiş, vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır. 1.5 dakika ayakta dikilmekten çok daha zor olsa da benim de düsturum, Atam’ın söylediği şekil. Ben yürümeye devam ederken teyzenin biri pis pis bakıyor bana. Aradığı vatan hainini tespit etmiş durumda. Biraz önce  fırçaladığı okula yetişmek için koşuşturan öğrenci onu doyurmaya yetmemiş olmalı. Canavar hala aç. Arkamdan sesini duyuyorum. “Ruhsuz insanlar.”

Dönüp desem ki, “Teyze bu seninki burjuva milliyetçiliği. Tuzun kuru, sırtın pek, derdin yok, yine de üç kuruş faydan yok ne insanlığa, ne vatana. Fikir üretmezsin, iyilik üretmezsin.Tüketip tüketip duru.  Ama birbuçuk dakika hareketsiz durdun diye kendini benden üstün hissedersin. Vazifesini tam olarak yerine getirmiş, sorumluluk sahibi bir insanın hak ettiği o hazzı, o tatmini yaşarsın, hiç hakkın olmamasına rağmen. Sen farkında değilsin ama yeri gelir üç kuruş daha fazla kira almak için iki evinden; ya da oğlunun sana gönül zoruyla aldırdığı plazma televizyona 100 TL daha indirim yaptırabilmek için  doğru bildiğini, vereceğin oyu, komşunu,  ardından kendini  satarsın. Kendini satan, vatanı da satar teyze. ”

*

Evvelden beri beni okuyanlar bilir, özet okumak adetim değildir filme gitmeden önce. Ama bu kez şöyle bir baktım Sadibey.com’dan. “12 Eylül darbesinden sonra, anne ve babası polis baskınında gözleri önünde katledilen Gece’nin yaşadığı…”

gecenin-kanatlari2

Özetin bu ilk cümlesi bana yetti. Yine bir “açılım” filmi izleyecektik. 12 Eylül ile hesaplaşmamız bitecek gibi değil, zaten bitmesin de. Ama bu hesaplaşmayı  1969 doğumlu – ki bu tevellüt darbe yapıldığında kendisinin 11 yaşında olduğu anlamına geliyor – Mahsun Kırmızıgül’den çok  o dönemin acılarını bizzat görenlerin, yaşayanların yapması daha makbul değilmidir? (Bakınız. Eve DönüşÖmer Uğur)  Ya da ne bileyim, Mahzun Kırmızıgül kendini veya biri onu  “tüm açılımlardan sorumlu bakan” ilan etmiştir de benim mi haberim yoktur… Hadi tamam sağında solunda yakınında bu acıları yaşamış çok insan var, onlardan beslerek yapıyorsun diyelim. O zaman hakkını vererek yap  gözünü seveyim sayın Kırmızıgül. Ajitasyona kaçmadan, işi bu kadar popülerize etmeden, yüzeyselleştirmeden yap. Ama böyle değil… Böyle değil…  Kırmızıgül çekmiş gibi konuşuyorum değil mi filmi. Sanki gerçekten öyle ama, çünkü filmin hiçbir anında Serdar Akar’ı göremedim ben.

“… anne ve babası polis baskınında gözleri önünde katledilen Gece’nin..” muhteviyatlı cümleyi okuduğum anda yanan bir diğer ampulun ışığında şunlar da görünür oldu: Bu cümle filmin açılış sahnesine dönüşecekti kesin ve Serdar Akar’ın bu sahneyi nasıl çektiğine bakarak filmin geneli hakkında hüküm vermek mümkün olacaktı. Kesin. Şu soru cevaplanacaktı en azından: Bu Kırmızıgül tarzı bir açılım filmi mi olacaktı, Akar tarzı mı?

Resmedilen silahsız örgüt mensuplarını ve hiçbir tehdit arz etmeyen bir kadını  kurşuna dizen, ardından yanlarında getirdikleri silahları cesetlerin ellerine tutuşturan polisler… Tamam, olmayacak şey değil, hatta olmamış bir şey olduğunu söyleyecek halim de yok. Ama 69 doğumlu biri, hele de Güneşi Gördüm’ün yazıp yöneten biri yazınca senaryosunu…

Ve o katliamdan sağ çıkan küçük Gece büyür ( biz o süreci hiç görmeyiz), artık örgüt için kendini feda edecek bir canlı bomba neferi olmuştur (o süreci de görmeyiz.).  Eylem için İstanbul’a gelir. Ama vücuduna sardığı c4’lerden önce infilak eden bir aşk bombası olur.

Beren-saat

İşin politik içeriğine  takıldığıma bakmayın. Takılıyorsam eğer, Türkiye’de ilk defa çekilmiş bıçaksırtı bir konunun, 2005 tarihli Paradise Now gibi değil de,  beyazdizi romanlarından fırlamış bir öyküye meze edilmesinden. Elbette bu konuyla, aşkı da bir arada verebilirsiniz, canlı bombanın aşkla intikam arasındaki ikilemine yoğunlaşabilirsiniz. Ama böyle değil… böyle değil… (Bakınız. Eve DönüşÖmer Uğur)

Serdar Akar gibi özellikli bir yönetmenin, ancak kendine kötü dedirtmeyecek şekilde vasati kriterlere ulaşabilen bu filmi çekmiş olmasına üzülmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Kurtlar Vadisi Irak‘a bile  en azından estetik ve görsel anlamda kendinden bir şeyler katabilen, Gemide ve Dar Alanda Kısa Paslaşmalar gibi Türk sinemasının önemli filmlerini  yaratan bir Serdar Akar, para için de olsa Gecenin Kanatları projesine hiç dahil olmamalıymışı bence.

Oyunculukların da aynı vasat çizgide olduğunu söyleyebiliriz ama zaten kimsenin kendini öne atacağı bir rol yok ortada. Yine de en akılda kalıcı olanlar hanesine sade oyunuyla Erkan Petekkaya‘yı ve jön enerjisiyle Murat Ünalmış‘ı yazalım.

berenin-sol-memesi

Meraklısına not: Evet, filmde Beren Saat‘in memesi görünüyor gerçekten de. Ama sözkonusu sahnede aynadaki yansımasına odaklanmak gerekiyor. (Numan Serteli ile karşılaşırsanız kendisiyle dalga geçmeyi ihmal etmeyin. Herkes gördü de o kaçırdı diye bu anı bir bozuldu ki sormayın.) Bu sahnenin ardından gelen sevişme sahnelerine özellikle değinmek gerekiyor çünkü ben izlerken Müjde Ar‘ın Dağınık Yatak filmini izlermiş gibi oldum. Akar 80’lerin Türk sinemasının estetiğini “yakalamış.”)

4 YORUMLAR

  1. o numan serteli ki.. artık bana, yani zeus'a, yani god'a (tanrı'ya lan!.) ulaşma yolundadır..

    bundan kelli, gözü meme falan görecek halde değildir gayrı.. bu böyle biline!

    gıybetten uzak duralım, durmayanları uyaralım!

  2. bundan bir hanım yazarınız olursa ondan da bilmemkimin poposunu gördüm aynada yansıyan,evet,maaile kaçırmadık.. kabilinden bir yazı bekliyoruz; maksat meraklısına,bravo..

CEVAPLA