Hayatla Kumar Olur Mu? Olur! (Kumarbaz / The Gambler)

the gambler

New Yorklu bir kumarbaz ve edebiyat profesörü olan Jim Bennett’in biriken kumar borçlarını ödemek için kendisine tanınan 7 günlük sürede yaşadıklarını anlatan, oldukça basit bir konuya sahip ama bir o kadar da sorgulayıcı bir film Kumarbaz (The Gambler). Diğer taraftan uzun ve manidar diyaloglarıyla, bir filmdeki tek tercihi aksiyon olanların uzak durması gereken bir film; zira filmdeki tek aksiyon Bennett’in sınıfta ders anlatırken kürsüye zıplaması ve finaldeki bütün gece boyunca süren koşusu.

Baki Demirtaş Baki Demirtaş

240.000 dolar gibi normal şartlarda da ödemesi neredeyse imkansız olan kumar borcunu ödemesi için, hem borçlu olduğu kumarhane hem de –sözde borcunu ödemek için borç aldığı- tefeci Bennett’a yedi günlük bir süre verirler. Önce borç para almak için zengin annesine giden Bennett, annesinin uzun “Hayır” cevabı karşısında çok üstelemez, hatta hiç üstelemez. Çıkar gider. Ardından John Goodman’ın canlandırdığı bir başka tefeciye giderek 240.000 dolar ister. Tefeci bu parayı vermeyi kabul eder, sadece bir şartı vardır o kadar: Bennett kendisine “Ben adam değilim.” diyecektir (aslında burada tefeci birçok şey söylemesini ister ama kısaca “Ben adam değilim.”de karar kılar en son). Ama Bennett bir şey demez, parayı da almaz ve çıkar gider. Bu açıdan bakıldığında, Tanrı’nın Adem’in karşısında secde etmesini istediği meleklerden İblis’in tavrını hatırlatır bize Bennett’in tavrı: İblis ne Tanrı’ya boyun eğer ne de Adem’in karşısında secde eder; Bennett de ne annesi karşısında, ne tefeci karşısında, ne de filmin açılışında ölüm döşeğinde gördüğümüz zengin dedesinin “sana hiçbir şey bırakmadığımda durumun ne olacak?” sözü karşısında asla boyun eğmemiş, kendi ruhunu borçlarına karşılık olarak vermemiştir. Dahası, hayat karşısındaki duruşu da İblis’in Tanrı karşısındaki duruşuna benzer; her zaman ona başkaldırır, yaşadıkları karşısında başını dik tutar, “umursamadığı şeyleri de önemser”. Üstelik sınıfta geçen sahnelerden biliyoruz ki Tanrı’yla da sorunları vardır Bennett’in, kendisini sınıfın tanrısı gibi görürken Roma imparatorlarından Vespasianus’un ölümdöşeğinde söylediği bir sözünü tekrar eder; ‘Yazık, sanırım tanrılaşıyorum.’.

The-Gambler-2014

Diğer taraftan borcunu ödemek için, bir o kadar dolarlık başka bir borç alacak bir yer aramaktan başka da bir şey yapmamaktadır ve borçlarını ödemezse sonunda ne olacağını, öldürülecek mi, öldürülmeyecek mi yoksa başka bir şey mi olacak çok da düşünmemektedir. Çünkü annesi 240.000 dolarlaçıkıp geldiğinde, borcunu ödemek yerine gidip hepsini kaybedeceği bir başka kumar daha oynar! Çünkü sanıldığı –ve kendisinin de dediği- gibi o bir kumar bağımlısı değildir, kumar onun hayat karşısında her şeyi “s.ktiret”me yöntemidir. Ne kazanınca sevinir, ne de kaybedince üzülür. Her durumda oynamaya devam eder. Borçları artık kumar oynayamayacak kadar çoğaldığında bile hala kumar oynamaya devam eder. Çünkü hayatın en büyük kumar olduğuna inanır, bu dünyada geçirdiğin her an ya yaşamaya devam edersin ya da ölürsün… Bu yüzden yaşadığı anların sonunu çok düşünmemektedir, kikendisine borçlarını ödemesi için tanınan yedi günlük süre boyunca da neredeyse hiçbir şey yapmaz borcunu ödemek için. Sonunda ise yaptığı gene büyük bir kumar oynamaktır.

Aynı isimli 1974 yapımı filminin yeniden yapımı olan Kumarbaz, kumarbaz profesörümüz Jim Bennett’in sınıftaki aydınlatıcı ve sıradışı tavırlarıyla Ölü Ozanlar Derneği’nin öğretmeni Mr. Keating’i hatırlatırken, başta kendi kumar borcu olmak üzere olaylara yaklaşımı da Büyük Lebowski’nin kahramanı Ahbap’ın yaklaşımıyla veya John C. Parkin’in “s.ktir etmeyi” bize bir felsefe olarak sunan kitabı S.ktir Et‘te açıkladığı tarzda bir boş vermişlik ve varoluşsal bir nihilizm içerisinde.

The-Gambler-Mark-Wahlberg

Hatta tefecilerle karşılıklı oturarak yaptığı uzun varoluşsal diyalogları dinlerken kendinizi bir an Big Lebowski’yi izliyor sanabilirsiniz. Büyük Lebowski’de Walter Sobchak olarak izlediğimiz John Goodman’ın filmdeki (tefeci Frank olarak) varlığı ise bu benzerliği daha da pekiştiriyor.

Finalde ise Bennett’in cebinde bir cent’i (bizim bir kuruş) bile kalmamış halde sahip olduğu ve olamadığı her şeyi geride bırakmak istercesine, gece boyunca, sabaha kadar hiç durmadan yaptığı koşu ise bir kaçıştan çok yolun sonundaki hedefe ulaşma çabasıdır: Filmin ‘aşk hikayesi’ni oluşturan ve aynı zamanda en parlak öğrencisi olan Bayan Philips’e. Elbette finaldeki bu koşu sahnesinin de en azından bana Forrest Gump’ı hatırlattığını da belirteyim.

Kısaca Kumarbaz, yaşadığı varoluşsal problemleri kumar oynayarak çözmeye veya sorgulamaya çalışan bir edebiyat profesörünün yedi gününü, diyalog ağırlıklı ve aksiyona yer vermeyen bir senaryo ile anlatan seyredilmesi gereken bir film. Ayrıca Mark Whalberg’in kumarbaz Jim Bennett rolünde eli öpülesi bir performans sergilediğini de hemen ekleyelim.

***