Metehan Şereflioğlu 6. kısa metrajlı filmi Her Şey Yolunda’yı bir pazar akşamı, bir grup sinemasevere BKM Mutfak’ta “Artık uzun metraj çekmek istiyorum” diyerek gösterdi ve önceki başarıları Mucize Aynalar ile 7 Santimetre’nin de ötesine geçmeyi başararak, uzun metraj bütçesi teslim edilmeyi hak eden bir sinemacı olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Lise eğitimi aldığı sınıfta Orhan Veli Kanık’ın Bayram adlı şiirini okurken tanıştığımız, babasının vefatı ve ağabeyinin askere gidişi ile evin erkeği konumuna gelen başkarakterimizin; toplumun ona dayattığı erkeklik elbisesini giymeye çalışması üzerine şekillenen hayatından 16 dakikalık bir kesit izliyoruz Her Şey Yolunda’da. Öğrencilik yıllarını derslerine odaklanıp başka yükümlülüklerden uzak geçirmesi gerekirken fakirliğin yüklediği sorumlulukla tekstil atölyesinde ütücü olarak çalışarak yitiren karakterimiz, babasını bir iş kazasında kaybettiğinin ertesi senesi ağabeyinin de bir erkek olarak vatani borcunu ödemeye gidişiyle, annesiyle yalnız kalıyor.

Filmin derdi ağabeyin kahvede kardeşine verdiği öğütlerle şekillenmeye başlıyor. Sıkıntılı ağabey askere gitmeden önce kardeşine “evin erkekliğini devrederken”; daha kazançlı bir iş bulmasını öğütlüyor, onu “koca adam oldun”, “erkek gibi söyle”, “güçlü söyle” gibi muhtemelen zamanında büyüklerinden öğrendiği cümlelerle toplum nazarında erkeklik rolüne hazırlamaya çalışıyor. Şereflioğlu’nun 16 dakikanın her saniyesini ayrı detayla doldurduğu filmi ilk bakışta bir kısmı önemsiz görünse bile tamamı hikâyeye hizmet eden sahnelerden oluşuyor. Ağabeyinin erkeklik nişanesini kardeşine bir kıraathanede devretmesi, askere gidişi kutlamaya değer bir olay gibi gören Türk toplumunun ritüelleri, evdeki çayı ısıtacak parası olmayanların sokaklarda yakıt harcayarak konvoy yapışı; erkeklik gösterişi ya da göstermelik erkeklik… “Ben Türk komandosuyum, düşmanı çelik pençemle ezerim” narası atılırken kadın ve çocukların bakışına yapılan kesme de manidar.

Başkarakterimiz ütü yaparak ailesinin ihtiyaçlarını gideremeyeceğini düşündüğü noktada en yakın yasa dışı yola saparak patronundan aldığı sahte paraları piyasaya sürmeye başlıyor. Burada, sıradan insanın hızlıca suça yönelmesini inandırıcı kılabilmek adına tasarlanan iki sahne de harika. Birincisi konvoy yaparken başını camdan çıkarmış bakan gencin yaşadığı aydınlanmanın(!) verildiği: “En büyük asker bizim asker” diye bağırırken arkadan gelen arabalara bakıp arkasının sağlam olduğunu düşünüyor ve kendinde güç buluyor. Oysa karanlığa (tünele) giriyor ve yüzünü aydınlatan ışıklar doğal (güneş) değil sahte (lamba). Seyirciyi her şeye inandırabilecek güçte bir buluş. İkincisi ise eve giren hırsızı yakalamak için hiçbir şey yapmayacağını belli eden “biz sizi ararız”cı polisin “burası İstanbul” söyleminin yaşattığı sahte aydınlanma. E madem burası İstanbul ve İstanbul böyle bir yer; ben de burada yaşıyorsam her istediği yapabilirim düz mantığıyla “hata kabul etmeyen” sahte para dağıtma işine girmekte sakınca görmüyor gözümüzün önünde büyüyen erkeğimiz.

Filmdeki öğretmen kadın, bir de verdiği para alınmayan anne var gölgesini hissettiğimiz, onlar dışında tüm karakterler erkek. Çalıştığı atölyenin patronu, özendiği motosikletli tipler, kandırmaya çalıştığı esnaf… Bu uğurda gittiği ilk dükkânın sahibinin namaz kılıyor olması (ahlaklı olması?) onu durduruyor ve kumar oynatılan lunaparka gidip sahte parayı at yarışı ve sayısal lotoya para harcayan gişe memuruna (ahlaksıza?) veriyor. Erkeklik gibi bu da toplumun ona öğrettiklerinin sonucu. “Ben kadına el kaldırmam” diyen bireye “kimseye el kaldırmamalısın” demek zorundayız fakat Türkiye gibi ülkelerde bu ilk cümleyi kuran adamlar kendileriyle gurur duydukları için bunu söylüyor ve yanlışın doğru noktasından tuttuklarını zannediyorlar. Başkarakterimiz de sahte parayı ter dökerek çalışan Müslümana değil kumar oynatana (lunapark eğlencesi satana) verdiğinde yanlışını doğrulttum sanıyor…

Her Şey Yolunda; erkek olma ve suça yönelme üzerinden yürüyen bir büyüme hikayesi. Kısacık süresinde derdini mükemmel anlatıyor ve bunu birinci sınıf teknik işçiliğe eklenen, Arda Yeşillikçi‘nin umut veren oyunculuğuyla yapıyor. Bir daha Metehan Şereflioğlu’ndan bahsettiğimizde, uzun metrajını konuşuyor olmak dileğiyle, karşınıza çıktığı yerde izleyin hatta kovalayın diyorum bu kısayı.

HENÜZ YORUM YOK