Hahahahaha!

Sevgili Ters Ninja okuyucuları! Yazıya, pervasızca attığım kahkahayla başladığım için hepinizden özür diliyorum. Lâkin uzun zamandır beni böylesine güldüren bir ‘cevher filmle’ karşılaşmamıştım. Dilerim ki -filmi seyretmeyeceğinizi göz önüne alırsak- az sonra okuyacaklarınız karşısında, sizler de en az benim kadar eğlenirsiniz.

Tuğba Keleş

Hong Kong’lu sinemacılar da tıpkı, kimi Avrupalı B-filmi muadilleri gibi 70’li yıllarda işlerini iyi biliyorlarmış doğrusu. 1970’lerin başından 80’lerin başına kadar, baş başa vererek, onlarca Amerikan filmini, kendi ‘öz değerleriyle’ harmanlayıp, ortaya öylesine abidik filmler çıkarmışlar ki, hayran kalmamak mümkün değil. İşte şimdiki filmimiz, 1977 yapımı The Mighty Peking Man, bir King Kong güzellemesi. Üstelik yanına bir başka güzelliği, kısacık bir filmografiye sahip İsveçli oyuncu Evelyne Kraft’ı, Tarzan’sız Jane formatında kendine katarak, gözlere bayram ettirmesini de bilmiş.

Film hakkında, içinde şuraya kadar bile bir merak kumkuması uyanmayan okuyucuya son darbeyi filmin yapım şirketinin Shaw Brothers (ne şaşırtıcı değil mi?), yönetmeninin de Ho Meng-Hua (Bkz. Black Magic I-II, Oliy Maniac vs.) olduğunu söyleyip vurduysam, geri kalan bir avuç insanla yoluma devam edebilirim.

SAVULUN, ÇEKİK GÖZLÜ GORİL GELİYOR!

Film, malın gözü bir organizatörün, devasa boyutlardaki bir gorilin Himalayalar’da yaşadığına dair duyduğu bilgileri teyit etmek için birbirinden bitirim adamlarıyla birlikte gittiği Hong Kong Üniversitesi Kütüphanesi’nde yaptığı araştırmayla açılıyor. Gerçekten de yıllar önce Himalayalar’da bir dağ köyünde ortaya çıkarak yarattığı depremle köyü yerle bir eden goril ile, seyirci olarak tam bu noktada tanışıyoruz. Lâkin tanışmasak daha mı iyi olurdu acaba diye insan düşünmeden de edemiyor.

Maket olduğu açık açık bağıran samandan evleri, o koskoca ayaklarıyla ezmek suretiyle tarumar eden, göğsüne atılan mızraklara oklara aldırmadan hunharca yürüyüp giden dev gorili yakalayıp sergilerse büyük sükse yapacağını düşünen –para meselesine hiç girmiyorum- organizatör, hemen kolları sıvar ve gorili yakalayabilecek tek kişinin Johnnie Fang (Danny Lee) adında bir antropolog olduğunu bulur. Zaten o sıralar, kafası, ünlü olmak isteyen, bu nedenle kendi kardeşiyle işi pişirerek, hafiften bir boynuz vakasının baş aktörlerinden bir olmayı başaran Johnnie, melankolinin dibine vurduğundan, artık kaybedeceği bir şey olmadığını düşünerek, biraz da “kafa dağıtırım be aĞbi” temennisiyle, dev gorili bularak Hong Kong’a getirmeyi kabul eder.

Ekip kurulur, ki bu ekipte, bendenizin büyük hayranı olduğu, o sıralarda Shaw Brothers’ta hep yan rollerde oynayan tek gamzeli kahraman Norman Chu da bulunmaktadır. Filmin başında sık sık görünen Chu, filmin ortalarından itibaren nedensiz kayıplara karıştığından, hemen bir kayıp ilanı hazırlamanın iyi olduğunu düşünmüşsem de konuyu dağıtmadan yeniden filme döneyim. Zorlu yollardan köye ulaşan ama bu esnada uğradıkları vahşi hayvan saldırılarında, kimin daha vahşi, hayvanların mı yoksa ormana giren ‘beyaz adam’ın mı, olduğuna vurgu yapan sahneler, bir kere daha insanoğlunun hunharlığını göstermektedir. Üstelik eli silahlı organizatörün, kaplan saldırısında bacağı kopan yerliyi gözünü kırpmadan öldürüşü sonrası hafif bir travma geçiren gönül insanı Johnnie, celallenmişse de aşk acısı ağır basar ve yola devam ederler.

Gecelerden bir gece, uzun süredir dev gorili bulamamanın, dolayısıyla yavaş yavaş tükenen paracıkların hesabıyla organizatör, adamlarını toplayarak, Johnnie’yi dağın ortasında bırakıp, Hong Kong’a geri döner. Uyandığında terk edilmiş olduğunu anlayan Johnnie’yi ise büyük tarafından bir sürpriz beklemektedir.

Johnnie, çadırından çıkıp sağa sola bakınırken, arkasından yaklaşan haddinden fazla büyük bir el tarafından dürtüklenir. Komut veriyorum: hemcinslerim bu sahnede çığlığı bassın lütfen. Kısa bir süre Johnnie’yi tartaklayan bu el, dev gorile –ki adının birkaç saniye sonra Ah Wang olduğunu öğreneceğiz- aittir. Orman-dağ güvenlik güçlerinde önemli bir mevki sahibi olduğunu’ AaAaAa’ diye çığırarak sahneye girmesinden öğrendiğimiz, Tarzan’ın kadın versiyonu Ah Mei (Evelyne Kraft), adamı iyice haşat etmeden olaya müdahale eder.

Goril Ah Wang’ı anne formatında azarlar, adamı da kaptığı gibi mağarasına götürüp iyiliştirir. Bundan sonrası bilindik bir hikâyenin, paranın zaferinin geçiciliğinin, seyirciyi eğlendirmek suretiyle, koltuktan düşürecek şekilde işlenişinden ibarettir.

Önce, aslında ikisi de Çince konuşmasına rağmen, seyirciye “yap bir kıyak bize be!” diyerek, sanki birbirlerini anlamıyorlarmış havası verdiren Johnnie ve sarışın afet Ah Mei, birbirlerini hem sözle hem bedenen tanırlar. Zaten cıbıldaktan hallice el kadar bir örtüye sarınmış olan Ah Mei’nin kendini başka yolla tanıtması düşünülemez, öyle değil mi? Ah Mei’nin Tarzan’a bol göndermeli geçmişini uzun uzadıya anlatacak değilim meraklanmayın. Kısa zaman içerisinde sevgili olan Johnnie ve Ah Mei’yi yakından takip eden ve yer yer Ah Mei’yi kıskandığı gözlerden kaçmayan dev goril Ah Wang için ‘mutluluk’ dolu orman günleri hızla sona erer.

Modern mimarinin her kalesi bir canavar tarafından yıkılmak zorundadır!

Ah Mei’yi, gorili Hong Kong’a tamamen bilim amaçlı götürmek için ikna eden Johnnie, elbette organizatörün paragözlüğüne kurban gidecek, bu esnada zorlu bir gemi yolculuğu sonrası Hong Kong’a değil ama Singapur’a ayak basan Goril Ah Wang ise, doğası gereği ister istemez modern kentte beton beton üstüne bırakmayarak, doğanın öcünü alacaktır.

Bu bol referanslı ve bir o kadar eğlenceli King Kong uyarlamasının senaristi multi yetenek, onlarca farklı tür senaryoya imzasını atmış, Shaw Brothers’ın 1 numerolu senaristlerinden Ni Kuang’tan başkası değil. Güldük eğlendik evet ama filmin görsel efektleri, dönemine göre çok da kötü değil aslında. Tamam, gorilin kıyafeti evlere şenlik fakat geri kalan maketler hiç de hafife alınacak cinsten değil.

Tek bir harf nelere kadir sayın okuyucular görünüz! Amerika’da gösterime giren adıyla Goliathon, hem Tarzan’a hem de Tarkan’a referanslar veren süper bir film değil de nedir? Tarzan ile temasına yukarda değindiğim filmin gelelim Sezgin Burak’ın ölümsüz eseri Tarkan çizgi romanından uyarlanan filmle olan bağına. Tarkan’ın ekranda göründüğü anlarda, seyircinin kan dolaşımını hızlandıran müzik, Goril’i, Hong Kong’u yerle bir ederken gaza getiren müzikle aynı çıkmasın mı? Müziğin aslen Shostakovich’in 5. senfonisi 1.bölümüne ait olan olduğu bilgisiyle veda ederken, filmin, Imdb’ye göre 1978’de Türkiye’de de gösterime girmiş olduğu notunu da ekleyeyim. Hatırlayan var ise beri gele!..

Xing xing wang
The Mighty Peking Man / Goliathon

Yönetmen: Ho Meng-Hua
Senaryo: Ni Kuang
Oyuncular: Danny Lee, Evelyne Kraft, Ku Feng, Norman Chu
Yapım: 1977, Hong Kong, 86 dakika

Paylaş

1 YORUM