!f İstanbul 2015 Günlükleri: !f², Aylak Vampirler, Hayatın Kendisi, Yasaklı Oda

14-if-istanbul

!f²: İstanbul’dan Canlı adlı bölüm bu yıl altıncı kez gerçekleştirilecek ve festivalin İstanbul ayağının son üç gününde (20-21-22 Şubat) beş film 34 ilde 40 noktada gösterilecek. Filmlerin ardından yönetmenlerle yapılacak sohbetler de internetten canlı izlenebilecek ve izleyiciler soru sorabilecek. Söz konusu beş yapımsa şöyle: 1001 Gram, Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, Yes Men İsyanda, Yuva Öğretmeni ve Hayat Var! Yırca, Validebağ.

serkan-cellik Serkan Çellik

AYLAK VAMPİRLER (WHAT WE DO IN THE SHADOWS)

Ev arkadaşlığı yapan dört vampirin günlük yaşamı Kutsiyetsizler Balosu’na az süre kala, bir belgesel ekibi tarafından takip edilmeye başlanır. Dört arkadaş akşam olunca dışarı çıkan, bulaşığı kim yıkayacak kavgası yapan sıradan bekâr erkekler gibi görünseler de insan kanıyla beslenmekte ve eve davet ettikleri kişileri öldürmektedirler. Yemeğe çağırdıkları Nick’in yanlışlıkla vampire dönüşmesi, adamın en yakın arkadaşı Stu’nun hayatlarına girmesine vesile olur. Eski moda yaşamları bu iyi niyetli insan dostları sayesinde dönüşüme uğrar.

oyun-37-346-3

Aylak Vampirler, vampir parodisi olmaya soyunan bir sahte belgesel. Bir tür Scary Movie olmak yerine, durum komedisi olmayı tercih ediyor; belki bu yüzden Hollywood ürünü değil de festival hiti. Espri anlayışınız yazar ekibiyle ortaksa eğlenmeniz mümkün, değilse; zekice diyalogların azlığı hayal kırıklığına neden olabilir. Kısacası karşımızdaki film izleyicisiyle ilişki kurabildiği ölçüde sevimli, genel geçer kriterlerle değerlendirmenin doğru olmayacağı bir iş.

HAYATIN KENDİSİ (LIFE ITSELF)

Dünyanın en meşhur sinema yazarı Roger Ebert geçtiğimiz yıl yaşamını kaybetti. 2006’dan bu yana gırtlak kanseri ve nüksleriyle cebelleşen Ebert‘in yaşamını kaleme aldığı Life Itself: A Memoir adlı kitaptan yola çıkan Hayatın Kendisi birçok anlamda ilgi çekici. İster sektörden ister ilhama ihtiyacı olan biri olun, bu belgeseli görmelisiniz. Ancak 120 dakikalık sürenin yarıya yakınının Ebert‘in kariyeri ile ilgili olmadığını söylemek gerek. Gırtlağı alındığı için konuşamayan, yiyip içemeyen, çene kemiği olmadığı için alt dudağı boşlukta sallanan ama inadına gülümseyen hayat dolu bir adamın hastane yatağından kameraya bakışı üzerine kurulu yapım. Bilgisayarı yazdıklarını seslendirirken o da belgesel ekibine kalan mimikleriyle gülümsüyor.

Roger Ebert & Gene Siskel

Oysa Ebert‘in yaşamı saygıyla incelenmeyi hak ediyor. Taşrada büyüyüp genç yaşta gazeteci olarak kendine kariyer inşa edişi, büyük transfer tekliflerine burun kıvırıp gemisine tutunuşu, yalın yazmanın gücüne inanışı ilham verici. Bunlarla birlikte, meşhurluğa giden yolda gazeteye karşı televizyonun gücü ya da dostluk kurmanın bu işlerdeki önemi gibi yargıların doğrulanması açısından da kıymetli. Hayatından kulağımıza küpe edebileceğimiz onca şey varken adım adım ölüme gidişini ve eşinin arkasından döktüğü gözyaşlarını izlediğimizle kalıyoruz. Hasta bedeninin görüntüsü ve ölümü üzerine kurgulanmış sekanslar o kadar çok ki; “rahat bırakın adamı” diye bağırmak isteyebilirsiniz. Anacağım derken aslında usta gazeteciye büyük saygısızlık yapılmış ve kariyeri üstünkörü geçiştirilmiş.

YASAKLI ODA (THE FORBIDDEN ROOM)

Yasaklı Oda uzaya çıkmadan kara deliğe düşmek gibi. Katman katman derinleşiyor, izleyiciyi bir daha çıkamayacağını hissettiren kuyulara daldırıyor. Bir öykünün ortasından diğerine geçiyoruz, oradan bir başkasına. Bazen yüzümüzü sudan çıkarıp nefes almamıza izin veriyor Guy Maddin; içinde bulunduğu bölümü terk edip öncekinde kaldığı yere dönüyor kendimizi güvende hissetmemiz için, ama çok geçmiyor ki başka bir bilinmeze daldırıyor. Sonsuza dek sürecek gibi. Bazen ilginizi kaybedebiliyorsunuz ama sizi uzaklaşmadan yakalamayı beceriyor.

digiturk-galalari-35-323-3

İlk paragrafta filmle ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadığınızın farkındayım. Sebebi, filmin size ne anlatacağını kimsenin bilemez oluşu. Alman Dışavurumcu sinemaya benzetmek de mümkün, deneysel deyip geçmek de. Ben izlerken şunu hayal ettim: DVD’si çıktığında evde hiç durmadan döndüreceğim. Günlük işlerimi yapıp çokça da kitap okurken arada gözüm takılacak, bazen orada olduğunu unutacağım, ama bu görüntüler bir şekilde zihnimde bağlanıp daha da anlamlanacak. Bu yılki festivalin en önemli üç filminden biri. Mutlaka izleyin.