“Gülersen tüm dünya seninle güler, ağlarsan tek başına ağlarsın!” Oldboy

Steven Spielberg bir söyleşide şöyle bir laf etmiş. “Filmlerimi herşeyden önce kendim için yapıyorum- sonrasındaysa matematiğe kafası basmayan herkes için.” Benim kafam matematiğe hiç basmadı. Spielberg’ün her filminden müthiş keyif almam rastlantı değilmiş meğer. Ben de filmleri kendim için izledim. Hatta sinema yazılarımı da öncelikle kendim için yazdım. Ama yazarken sinemayı benim gibi, müthiş bir macera olarak gören insanları hiç aklımdan çıkarmadım.

Sinema koltuğunuzdan kalkmadan çıktığınız, tadına doyulmaz olağanüstü bir yolculuktur. Ben şanslıyım ki bir yolculuktan ötekine savrulup durdum hayatım boyunca. Müthiş keyif aldım. Sonra bu yolculuklarda yaşadıklarımı, hissettiklerimi, sıkıntılarımı sizinle paylaşmak ekmek kadayıfının üstündeki kaymak gibi bir şey oldu. Keyfimi uzatıp katladı. Ben çok şeyler aldım sinema yazarak. Peki ne vermeye çalıştım? Aynı yolculuğa çıkmadıysanız benimle, o yolculuk hakkında fikir sahibi olmanızı sağlamaya çalıştım. Okumaktan keyif alacağınız bir yazı yazmaya çalıştım. Bir kritik yazısı değil de, bir gezi yazısı gibi bir şey olsun istedim. Aynı yolculuğa çıktıysanız da, benim yazım yolculuğunuz üstüne bir kez daha düşünmenizi sağlasın istedim. Anılarınızı tazeleyin, gözden kaçırdıklarınızı yakalamak için ikinci bir şans elde edin istedim. Başarabildiysem, ne mutlu! Başaramadıysam… İşte bana bir şans daha!

Farklı bir sinema sitesi bu. Amaç sinema konusunda ahkam kesmektense, hadi içini doldurup söyleyelim, amaç sinema eleştirisi yapmaktansa sinema üstünden ortaya keyifle okunabilecek metinler koyabilmek. Ama bu metinlerin zaman zaman son derece öznel bir hal aldığı konusunda da uyarmalıyım sizi. Sinema dışında pek çok yan konu olacak bu sitede, çizgi-roman gibi, televizyon dizileri gibi. Ama öncelikle ben varım. Neden varım, çünkü benim hakkımda fikir sahibi olursanız yazdıklarımı okurken hissiyatımı sizinle daha iyi paylaşabilir mişim gibi geldi bana. Hayata ve sinemaya yaklaşımını bilmediğiniz, hatta bir yere kadar paylaşmadığınız bir yazarın, – bu adam ortak bir ilgi alanınız, yani sinema üstüne de yazıyor olsa bile -, yazdıklarının size verebileceği fazla şey olduğuna inanmıyorum. Tabi aradığınız didaktik ve bilgiç bir söylemse başka. Eğer siteye bu niyetle girdiyseniz size “iyi günler”.

Bu sitede bolca 80’ler olacak. Bunun aksi zaten kaçınılmaz. Benim hakkımda fikir sahibi olmanızı istediğimi söylemiştim size daha önce. Bu da beni şekillendiren 80’li yıllar hakkında da fikir sahibi olmanız gerektiği anlamına geliyor. 80’lerden konuşacağız derken sosyo-ekonomik bir değerlendirme yapacağımız sanmayın tabi. Biz sadece 80’lerin dizilerinden ve filmlerinden, yani benim kişisel tarihime girmiş parçalardan dem vuracağız. İçine de elden geldiğince o dönemde yaşamış bir çocuğun hissiyatından katacağız.

Bu kadar jenerik yeter herhalde… Buyrun film başlıyor.