Joy: Kadın, Güç ve Pazarlama

Birleşik Devletler’in birbirinden farklı sektör ve alanlara yaptığı katkının ne denli olumlu olduğu, uzun vadede ne denli fayda sağladığı tartışılabilir. Fakat reklamcılığa, reklam kültürünün oluşumu ve gelişimine etkisi bu tartışmaların dışında kalır. Zira reklama, reklamcılığa getirdiği profesyonel yaklaşımla birlikte Amerikalıların yeniyi eskinin değişimi değil, olmayanın var edilişi (yaratılması) görüşüyle algılamasını sağladı. Bu algısal değişim, Amerika kıtasını birçok alanda merkez konumuna getirecek dalgaların ilk halkasıydı.

147_4_g_r709f.000000_R_CROP-e1452271572828Joy Mangano ismi, reklamcılığın etkisini ve Amerika’nın bu sektördeki gücünü gösteren sayısız örnekten yalnızca biri. Bir kadın oluşu, insana yatırım yapma politikası, bulunduğu nokta ve reklam sektörünün fazlasıyla içinde oluşuyla anlatılmaya değer görülen bir hikayeye sahip. Yönetmen koltuğunda David O. Russell’ın oturduğu, başrolde Jennifer Lawrence’ın yer aldığı “Joy” filminde Robert De Niro ve Bradley Cooper gibi, Russell’ın alışık olduğu isimler de yer alıyor.

“Joy”un bir biyografi olmadığını, aksine Russell’ın etki altında kalmamak için Joy Mangano ile telefon haricinde görüşmekten itinayla kaçındığını belirtmekte fayda var. Her ne kadar bir hayat hikayesi de olsa biyografi olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Yani senaryodaki fazlasıyla sorunlu ailenin, ilişkilerin, “ben söylemiştim” repliklerinin gerçekler ve klişeler arasında gidip geldiğini söylemek mümkün. Ancak Russell’ın tercihindeki asıl sebep, klişe ve abartılar aracılığıyla ailevi sorunların sebep olabileceği dramatik, hatta karamsar atmosferi engellemek.

Joy_2015-14-e1452271540104

Russell’ın ikiye böldüğü film bir taraftan Joy’un hayatını ve ailesinin bu hayata etkisini anlatırken bir diğer taraftan da reklam sektörünün belli başlı yönlerine dikkat çekiyor. “Joy”un tümüyle biyografi türü sınırları içinde yer almamasına rağmen hikayeyi tek karakter üzerinden kurgulamış oluşu, bu iki ana parçanın da bazı açılardan eksik kalmasına yol açıyor. Joy karakterinin güçlü bir kadın profiline sahip olmasına, dışarıdan bakıldığında bugün bilinçli bir kesimin görmek istediği çizgide durmasına karşın içinin yeterince doldurulamayışından ötürü yetersiz kalıyor. Küçük yaşta üstlenmek zorunda olduğu sorumluluklar, üvey kardeşi ile mücadelesi ve ailesinin sağlamadığı destek üçgeni zeminine anneannesinin inancı oturtulmaya çalışılıyor. Fakat kendi çocukları da dahil olmak üzere aile üyeleriyle ilişkisi hep belli bir mesafede kalıyor, belli başlı kalıplar olmanın ötesine geçmiyor. Yaratılan kaos pek de sağlam olmayan, derine inmeyen nedenlerle korunuyor ki bu da karakterin gerçekliğini ve bir kadın olarak gücünü yitirmesine sebep oluyor. Filmin reklam sektörüne ilişkin bölümü ise hikayenin ve ailenin gölgesinde kalıyor, yeterince işlenemiyor. Joy’un önüne çıkan herkese meydan okuması, bir anda televizyona çıkabilecek özgüvene sahip olması, kimseyi dinlememesi gibi güçlü karakter göstergesi ögeler, reklamcılığın üstünkörü işlenmesi ve karakterin yeterince derinleştirilmemesinden ötürü uçarı kaçıyor.

JOY_AFIS_CampC-e1452271837108

“Joy” filmini izlemeden önce aklımda bir biyografi izleyeceğim beklentisi vardı. Bugünün duyarlı ve eşitlikçi toplumunun görmek istediği türden bir kadının profilini çizmiştim kendimce. İlk yarım saatlik süreçte karakteri tanıyacağımızı, ailesiyle ilişkilerini ve kafasındaki fikrin nasıl şekillendiğini göreceğimizi sandım. Fakat geçen zamana rağmen filmde bir derinleşme gerçekleşmediği gibi filmin odağındaki konudan da sapma oldu. Film bittiğinde ise anlatılanlarla anlatılmak istenen arasındaki fark beni hayal kırıklığına uğrattı. Filmin ritim sahibi, yarattığı atmosferi korumayı başaran ve Joy karakterinin hakkını veren bir yapım olduğunu söylemek oldukça zor. Ödül törenlerinden de pek fazla beklentisi olduğunu sanmıyorum. Varsa da fazla umutlanmasın.