2004 tarihli “Kötü Eğitim”in ardından bakış açısı aynı kalsa da ilgilendiği konuları değiştiren Pedro Almodóvar heteroseksüel kadın hikayeleri anlatan filmler çekmeye başladı. Yine ortalamanın üstündeydi eserleri ancak genel ahlaka aykırı karakterlere daha az yer ayırdığından, ondan beklenenin dışındaydı. Ve şimdi de, tamamen kendisi için çektiğini düşündüğümüz komedi-fantezi “Aklımı Oynatacağım”dan üç yıl sonra, Alice Munro’nun kısa öykülerinden uyarlanan Julieta ile çıkageldi. Bu da bir diğer heteroseksüel kadın hikayesi, geçmişe yapılan zihinsel bir yolculuk.

Julieta orta yaşlı, yalnız bir kadın. Onunla tanışmamız, erkek arkadaşıyla yaşadığı Madrid’i bırakıp Portekiz’e taşınmaya hazırlandığı döneme denk geliyor. Hangi kitabı yanına alması gerektiğini düşünür, Madrid’e bir daha asla dönmemek üzere plan yaparken yolda eski bir tanıdığına rastlıyor ve yıllardır haber alamadığı kızıyla ilgili üç beş cümle bilgi ediniyor. Hemen ardından sevgilisini terk edip gitme planlarını iptal ediyor ve geleceğe umutla dönük yüzünü geçmişe çeviriyor. Çöpe attıklarını çıkarıp, yırtık fotoğrafları birleştirip, modern dairesini terk ederek eskiden kızıyla yaşadığı apartmana taşınıyor. Konusu zaman ve ölüm olan “The Old Woman” oyununun afişi önünde erkek arkadaşına yalnız yaşlanmasına izin vermediği için teşekkür eden o görüntüde güçlü kadın bir anda geçmişin bataklığına saplanıyor.

Julieta günlük yaşamını ve daha geniş çerçevede karakterini çevresindeki insanlar üzerinden tanımlayan bir kadın. Belki de kendini böyle var ediyor. Sanki bir kişiliği yok, boş bir sayfa ve yaşamı boyunca ona temas eden insanlar sayesinde şekilleniyor. “Trende intihar eden adam” sonrasında evleneceği erkeğin kollarına bırakıyor kendini. Yıllar sonra yalnız kalıp intihar düşüncesine kapıldığında bile trendeki adam gözünün önüne geliyor. Kızı belli bir yaşa geldikten sonra, o ne derse onu yapıyor. Yaşayacakları yere, hangi saatte ne yapacaklarına kızı Antía karar veriyor. Antía’nın eski evlerine döndüğü kısa sürede kontrolü kızının yaşıtı Beatriz’e bırakıyor. Antía’yı almak için Madrid’e geldiğinde hayatında ilk kez gördüğü bir kadın öyle dedi diye yabancı bir evde kalıp yabancı birinin giysilerini giymeye başlıyor. Finalde bile onca yılın ardından “ona bir şey sormayacağım, açıklama beklemeyeceğim” diyor, kadere koşulsuz teslimiyetle. Hüner Coşkuner’in eşsiz yorumladığı eseri getiriyor akla Julieta; rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi sürükleniyor. Aile yadigarı evine kök salmış, ilgisini dövme yaptırarak gösterebilen balıkçı alfa erkek Xoan’ın kollarına bırakırken de kendini, yıllar boyu düzenli aldatılırken de, vekil öğretmenlikten öteye gidemezken de, başka işi olmamasına rağmen ev işlerini kendinden önce gelen kadından devralamazken de, hizmetçisi tarafından gerçek bir kadın olamamakla suçlanırken de hep aynı acizlikte; duruşu yok. Julieta nasıl bir kadın dendiğinde akla bir süre “güzel” dışında kelime gelmemesinin sebebi de bu. Derste anlattığı mitolojik “sonsuz gençlik ve güzellik” hikayesi kendi yaşamıyla da böylece bağlantılı. “İnsan çıplak, yardıma muhtaç ve doğanın ortasında doğmuştur” şeklinde bir cümle geçiyor filmde. Peki; giyinip, ayağa kalkıp, kendi başının çaresine bakacak gücü yok mu?

Almodóvar eskisi kadar etkileyici hikayeler yazamıyor olabilir ancak perdede “El Deseo” yazısını görüp, seçtiği tınıları duymaya başladığımız anda biliyoruz ki onun büyülü dünyasında, güvenilir ellerdeyiz ve şiddeti ne olursa olsun ruhumuzu sarsacak ve saracak bir deneyim bizi bekliyor. Film yapmaya devam ettikçe, biz de heyecanımızı korumaya devam edeceğiz.

Not: Bu tanıtım, Film Arası Dergisi’nde yayımlanan eleştiriden derlenmiştir.

Özel Seçenekler: Türkçe menü, altyazı, fotoğraf galerisi ve filmin fragmanı.

Julieta

Yönetmen: Pedro Almodóvar

Senaryo: Pedro Almodóvar

Oyuncular: Emma Suarez, Adriana Ugarte, Daniel Grao

2016 / İspanya / 95 dk.

Şirket: Bir Film

HENÜZ YORUM YOK