Kadın öldürme mütehassısı: Dario Argento

“Kan” ve “dehşet” kelimelerinin her dilde farklı karşılıkları var. O dilleri bilmedikten sonra size bir şey ifade etmeyen bir sürü kelime… Oysa sinemaseverler, hangi dil konuşuluyor olursa olsun dünyanın her köşesinde “kan” ve “dehşet” anlamına gelen iki özel kelimenin varlığından haberdar: Dario Argento.

 Ege Görgün (Landlord)

Film eleştirmeni Mark Le Fanu, Tenebrae’yi izledikten sonra Dario Argento’nun film yapmakla değil, daha çok kadın karakterlerini öldürmek için acayip ve dehşet verici yöntemler tasarlamakla meşgul olduğunu söyler. Kimilerine göre bu aynı zamanda Argento’nun kadın düşmanı olduğunun göstergesidir de. Argento bu tür yorumlara hiçbir zaman yanıt vermedi. “Çirkin bir adam ya da kadın yerine, güzel bir kadının öldürülüşünü izlemeyi tercih ederim,” demekle yetindi yalnızca.

7 Eylül 1940’te Roma’da doğan Dario Argento’nun babası İtalyan sinemasının uluslararası tanıtımında önemli role sahip bir yapımcı olan Salvatore Argento idi. Dolayısıyla küçük Dario’nun çocukluğu sinema ortamlarından uzak geçmedi. Misal, ünlü yönetmenin en eski hatıralarından biri Sophia Loren’in kucağında oturuyor olması.

Dario sık sık hasta olup yatağa düşen çıtkırıldım bir çocuk. Bu sayede en yakın arkadaşları kitaplar oluyor. Bin Bir Gece Masalları, Shakespare ama en önemlisi de Edgar Allan Poe’nun netameli dünyaları onun gelecekte kendini gösterecek sıradışı yaratıcılığına şekil verdi. Elbette ilk görüşte aşkla bağlandığı sinema ile birlikte…

Liseyi bitirdiğinde üniversiteye gitmeye hiç heves etmedi Argento. Onun yerine bir gazetede sinema eleştirileri yazmaya başladı. 60’ların başında iki favori yönetmeninden ciddi biçimde etkilendi: korku filmlerine psikolojik bir katman atan Riccardo Freda ve giallo sinemasının temel direklerini diken Mario Bava. Bava’nın 1963 tarihli filmi The Girl Who Knew Too Much (1963) ilk giallo film olarak kabul görürken, 1964 tarihli Blood and Blacklace giallo namlı bu alttürün şeklini şemalini veren bir film olmuştur.

Dario Argento’yu dünyaya tanıtan çektiği giallo filmleri oldu. Giallo, “sarı” anlamına geliyor. İtalya’da yaygın şekilde satılan sarı kapaklı ucuz cinayet-gerilim cep kitaplarından geliyor bu isim. Bu cinai romanların beyazperdeye yansıyan izdüşümleri öylesine kanlı oluyor ki, aslında “sarı” değil, “kırmızı” ismini hak ediyorlar. Filmlerin muhteviyatı seri şekilde işlenen cinayetlar, bir konuda saplantısı olan gizemli bir katil ve sonları hiç de iyi şekilde gelmeyen bolca güzel kadından oluşur. Gerek kıyafetlerde, gerekse cinayet gereçleri ve şekillerinde fetiş objelerden sıkça yararlanılır. Hikayenin polisiye örgüsünün ikna edici olması için uğraşılmaz. En azından filmleri seyredende bu his uyanır.

James Gracey’nin yazdığı Dario Argento: Korku ve Gerilim Filmlerine İtalyan Dokunuşu son dönemde pek çok sinema kitabı yayımlayan Kalkedon’dan çıktı. Kitapta Daria Argento’nun hayatına ve sinema anlayışına kısaca değinildikten sonra ünlü yönetmenin tüm filmleri teker teker ve derinlemesine inceleniyor.