Bana Onun Portre-sini Getirin

Tanımadan geçmiyoruz, beyler!

Bir süredir “Ramiz Dayı” röportajları okumaktan, yani medyanın, haberleriyle sanki Ezel’den önce Yeşilçam’den önce Tuncel Kurtiz diye biri yokmuş gibisinden popülist bir hava yaratmalarından rahatsız, bir o derecede de sıkılmış vaziyetteydim. Ramiz Dayı’yı olabildiğince unutmaya çalıştım bu söyleşiyi gerçekleştirirken, ki bir dünya sanatçısı olarak bu ülkenin sanatına büyük değer katan bir adamı, Tuncel Kurtiz’i unutmayayım.

Martin Scorsese’nin yönettiği film 4 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve Cannes’da Altın Palmiye’nin sahibi olmuştu. Robert De Niro’nun sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biri olan Travis Bickle’ı yarattığı filmi seyretmeyenler bile onu ayna karşısında tekrarladığı cümleye aşinadır: “Are you talking to me?”

O yarım asırı aşkın bir süredir kostümleriyle, başardıklarıyla, en önemlisi de ölümsüz olduğunu düşündüren imajıyla Türk Popu’nun da Süpermen’i. Üstelik bu kez rol yapmıyor, kendini oynuyor. Hayatlar kurtarmıyor belki, ama onları değiştiriyor, renklendiriyor. Ve der ki: Mustafa Topaloğlu’nu Uzaylı yapan da o, Ebcioğlu’na yol gösterip Türkçe sözlü yabancı şarkıları hayatımıza sokan da, Türk popunun mimarı da.

Yeni Dalga’nın öncülerinden Claude Chabrol, geçtiğimiz günlerde, 80 yaşında yaşama veda etti. Jean-Luc Godard, François Truffaut ve Eric Rohmer ile birlikte, Yeni Dalga’nın teorik temelini atan ‘Cahiers du Cinema’ dergisinde de yazan Chabrol, eleştirmen kökenli bu akımın ‘en toplumcu’ ismiydi.

Tüm zamanların en başarılı hard-rock gruplarından olan Kiss, kuruluşunun üstünden 36, son stüdyo albümününün üstünden 11 yıl geçmişken 19. albümüyle karşımızda…

ÖNEMLİ İNSANLAR TARİHE YÖN VEREN İNSANLARDIR. SİYASET YAPARAK, SAVAŞARAK YA DA YALNIZCA FİKİRLERLE; O DA OLMADI İCATLARLA VE BAZEN DE SANATLA DÖNEM KAPATIP DÖNEM...

u arada Onur Ünlü'nün iş ortağı ve kankası A.Taner Elhan'la da tanıştım.. Ünlü'nün senaryosunu yazdığı, Elhan'ın yönettiği 'Acı Aşk' hakkındaki yazımda yaptığım, gayet 'yumuşak' ve 'insaflı' eleştiri aklıma geldiğinde, özellikle Taner Elhan'ın gözüne görünmemeyi tercih ettiysem de,

Haruki Murakami (1949) Japon edebiyatına tapan akademisyen bir anne babanın tek oğluydu. Murakami bu ortamda Japon edebiyatından, Japon geleneklerinden, hatta bir noktada Japon olmaktan hoşlanmayan bir kişilik geliştirdi.

Görünen o ki insanlar Vinnie Jones’u beyazperdeye, yeşil sahalardan daha çok yakıştırdılar. Bunun neticesinde Vinnie kısa bir sürede önemli bir sinema kariyeri elde etti. Bu uğurda futboldan çabuk koptu.

2002 tarihli ilk filmi Dog Soldiers Türkiye sinemalarında gösterilmemişti ama şöhreti kulaktan kulağa yayılmıştı. İnsanlar internetten indirirerek ya da korsan DVD piyasasından satın alarak da olsa bulup seyrettiler filmi. Dog Soldiers, İskoçya’nın dağlarında kurtadamların yaşadığı bir bölgeye girme gafletinde bulunan bir grup İngiliz komandosunun hayatta kalma mücadelesini konu alıyordu
Ad