Bir Film Hakkında

O film hakkında yazdılar

Filmin ana karakteri olan Derya(Selma Ergeç), “Başka Dilde Aşk” filmindeki Zeynep gibi, bir çağrı merkezinde çalışmaktadır. Fakat Zeynep’in yaptığı gibi huzuru ve mutluluğu sağır ve dilsiz bir sevgilide bulamaz ne yazık ki.

19. Altın Koza Film Festivali'nden En İyi Erkek Oyuncu ve halk jürisinin En İyi Film ödülleriyle dönen Lal Gece filminde “damadı” canlandıran İlyas Salman; 49. Altın Portakal Film Festivali'nde de Onur Ödülü aldı. Sinemamızın unutulmaz karakterlerini belleklere kazıyan usta oyuncu; 24 yıl aradan sonra yönetmen Reis Çelik'in Lal Gece filmiyle beyazperdeye dönmeyi seçti. Salman'la çocuk gelinler meselesini ve Lal Gece'yi konuştuk.

Yeşil Yaban Arısı (The Green Hornet) filminin oldukça köklü bir radyo, televizyon, beyazperde ve matbuat geçmişi var.

Navoja bir anne ve Alman kökenli bir babanın çocuğu olan John Rambo, tam adıyla Johnathon James Rambo askere gönüllü yazıldı. Savaş çıktığında Vietnam’a gönderilen ilk birliklerdeydi. İki sene sonra A.B.D.ye döndü ve Özel Güçler’de eğitim görüp bir ölüm makinesi haline geldikten sonra Vietnam’a geri döndü.

Cehenneme Bir Adım'ın devam filminin çekilmesi, beni hem heyecanlandırdı, hem de tedirgin etti. Heyecanlandırdı, çünkü devam filminde belki ilk filmdeki yaratıkların ne olduğuna dair bir hikaye geliştirilebilirdi. Böylesi bir senaryo da ilk filmin hikayesini derinleştirir ve en iyi devam filmleri arasına girebilirdi. Tedirginliğim de bu kez yönetmen koltuğunda Neil Marshall’ın olmaması yüzündendi. Yönetimi devralan John Harris, bu ilk sinema filminde muhtemelen riske girmeyecek, ilk filmin tarzını sürdürmeye çalışacaktı.

Belki Haneke'nin son filminin ismi Fedakârlık ve bu filmin ismi Aşk olmalıydı. Hatta Istvan Szabo'nun (söz konusu iki filmin yanına yakışmasa da) Kapı'sına Sadakat ismi verilerek birbirine görünmez iplerle bağlı bir üçleme ortaya çıktığı bile düşünülebilir.

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, Türk sinemasında pek de alışık olmadığımız farklı bir tarzı, başarılı bir görüntü yönetimi ve teknik açılardan temiz bir işçilikle ele alması açısından bile büyük bir övgüyü hak ediyor. Karşımızda çok farklı, cesur ve kendine özgü bir film var…

Robert Redford’un hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Geçmişin Sırları (The Company You Keep) 1960’lardaki idealist gençlerin şimdiki durumlarına kısaca göz atarken oyuncularıyla da göz dolduruyor.

Gece yarısından sonra tv ekranında bir film. Kurdun Günü (Le temps du loup). Başını kaçırmışım, görüntüler karanlık, sisli, yine de uykum açılıyor, rahatım kaçıyor. Filmlerini seyirciye “Size huzursuz seyirler dilerim”, diyerek sunan bir yönetmen olan Michael Haneke de bunu istiyor zaten. Birleşmemiş Avrupa’nın öyküsünü anlatan Bilinmeyen Kod (Code Inconnu: Recit Incomplet De Divers Voyages), Ölümcül Oyunlar (Funny Games) , Piyanist (La Pianiste) ve Benny’nin Videosu (Benny's Video) adlı filmlerini ilgiyle, tedirginlikle izlemiştim. Kurdun Günü de amansız bir film. Kaçırdığım bölümü daha sonra internetten izledim.

herkesi bir şekilde kendine hayran bırakabilecek tür filmleri de yok değil. İşte yazımızın başlangıcında sözünü ettiğimiz bilimkurgu türüne yakınlığı ile kendini bekleten, fragmanlarından bile teknik açıdan ne denli başarılı olabileceğini çoğumuza söyleten bir film çıktı karşımıza: Gravity (Yerçekimi)

John Le Carré’in daha önce Küçük Kibritçi Kız (The Little Drummer Girl), Bahçıvan (The Constant Gardener), Panama Terzisi (The Tailor of Panama)… gibi romanları sinemaya aktarılmıştı. Bu sefer kamera arkasına, yazarın ünlü klasiği Köstebek’i (Tinker Tailor Soldier Spy) çekmek üzere Gir Kanıma (Let The Right One In) filmiyle tanıdığımız Tomas Alfredson geçmiş.
Ad