Besleme olarak verilmiş üç kız kardeşin biri baktığı çocuk öldüğünden, diğeri baktığı çocuğu dövdüğünden, sonuncusu da gayrimeşru bir bebek doğurduğundan baba evine döner. Tek çıkışın şehirde bir kurtarıcının emrinde çalışmak olarak görüldüğü bu köy, yavaş yavaş tüm ümitlerini tüketecek gibidir.

Tepenin Ardı ile muhteşem bir alegoriye imza atıp ilk filmden eleştirmenlerin gönlünü kazanan Emin Alper, sonsuz gibi görünen kredisine ikinci filmiyle zarar vermişti. Dört başı mamur bir politik film olabilecekken kimilerine göre görkemli bir başarısızlığa dönüşen Abluka, Alper’in üç hikayesinden birini tıraşladığı söylentilerinin kanıtı gibiydi. Kurulan ihtişamlı yapı çözülemeyen temel problemler yüzünden ayakta duramıyordu. Üçüncü filmiyle Berlin Film Festivali ana yarışmasına kabul edilen Emin Alper Kız Kardeşler ile kendinden yine politik bir iş bekleyenleri şaşırtıyor.

İzlerken, ilk iki filmi nedeniyle siyasi alt metinleri okuyup görünenin (“tepenin diye okuyun” derdi Fatih Özgüven olsa) ardında yatanı anlamaya çalıştığım Kız Kardeşler’in hiçbir şey saklamadığını idrak etmek şaşırtıcı oldu. Kendini tekrar etmek yerine karakter odaklı bir hikâye anlatmayı seçmiş Alper. Kızların cinselliğe bakışı, köy yerindeki yaşamın resmedilişi, yokluğun boyutu ve köylünün birbirine bakışı yer yer cesur olsa da bilmediğimiz bir şey söylenmiyor. Belki kadınların erkekler karşısında korkusuzca dik duruşu ve erkeklerin onların geleceğini rakı sofrasında kararlaştırmaları gibi sahneler feminist okumalara açık ancak bunlar da filmi tek başına sırtlayacak kadar güçlü işlenmiyor.

Görüntü yönetimi Kış Uykusu ve Bir Zamanlar Anadolu’da mükemmelliğinde, film, izlediğim Soho House İstanbul’un perdesine sığmadı, o kadarını söyleyebilirim. Ses çalışması da kalburüstü fakat evdeki sahnelerde duyduğumuz yankılar evle mi ilgili, izlediğimiz kopyanın hatası mı bilemiyorum. Oyunculuklar, Cemre Ebuzziya hariç hem birbiriyle uyumlu hem de tek tek çok iyi. Özellikle Nurhan rolünde Ece Yüksel ve Veysel rolünde Kayhan Açıkgöz olağanüstü. Şive çalışması gördüklerimizin en iyilerinden, kimsenin ağzında yapmacık durmamış. Öykü kısıtlamasına rağmen mekân kullanımı başarılı. Müzikler de ölçülü derken karşımızda gerçekten kulp takmanın mümkün olmadığı, ülke sineması için üstün bir teknik başarı olduğunu söylemek mümkün.

Kız Kardeşler yukarıda saydığımız tüm bu “güzel görünmenin” ötesinde anlattıklarıyla, kendi adıma konuşuyorum elbette, zerre kadar ilgimi çekmedi. Köydeki kızlar başta olmak üzere neredeyse herkesin kentli bir kurtarıcıya, ağaya bel bağlaması-kendini mahkûm etmesi; kentli, biraz parası olan sıradan insanın köye-köylüye bakışı daha iyi işlenseydi de kız kardeşlerin bireysel dertleri bu alt metin üzerinden yükselseydi çok daha değerli bir film olabilirdi. Nadiren de olsa kulağımıza çalınan, bazı bölgelerde yaygın olduğu bilinen besleme alma mevzusu bile filmin omurgası olmasına rağmen etraflıca anlatılmıyor. Ne yazık ki bu haliyle çok emek verilmiş, çok güzel görünen ama vasat bir hikâye anlatan yüzeysel bir metin olarak akıllarda kalması daha muhtemel.

Son not: Oyuncunun sabit kameraya doğru uzaktan yürüyüp tam önüne gelince durduğu sahneler ne zaman bitecek? Kız Kardeşler’de de üç tane var.

HENÜZ YORUM YOK