Kurtuluş Son Durak: Eleştirdiği şeye dönüşmek ya da Şiddet vs. Şiddet

Kurtuluş Son Durak ele aldığı konu itibariyle Türkiye’de kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi amaçlıyor. Toplumsal alanda son derece önemli bir konuya mizahi bir üslupla el atıyor. Film, evlenme aşamasındayken satın aldığı Saadet Apartmanı’na nişanlısından ayrılmış halde taşınan Eylem’in ve apartmanda yaşayan diğer kadınların hayatlarına, birbirleriyle ilişkilerine, karşılaştıkları şiddete ve şiddeti önlemek için kendi aralarında çözümler üretmelerine odaklanıyor.

 Memet Zencirkıran

1980’li yıllarda iyice ivme kazanan küreselleşme sürecinde sadece Türkiye’de değil bütün dünyada her türlü şiddetin yükselişine tanık oluyoruz. Şiddetin yükselişinin küreselleşme süreciyle bağlantılı birçok sosyolojik sebebi var. Üretim yapısındaki değişmeler sonrasında işsizliğin giderek yükselmesi, istikrarlı bir dünyadan kaosun ve belirsizliğin giderek öne çıktığı bir dünyaya geçiş, aile dahil sosyal yapılarda giderek artan çözülme, tüketim toplumunun öne çıkması, daha narsisist, bencil, hazlarına odaklanmış bir bireyciliğin doğuşu ve şizofrenik bir kişilik yapısının ortaya çıkması şiddeti artıran nedenlerden bazılarını oluşturuyor.

Güç ile doğrudan bağlantısı bulunan şiddetin toplumsal hayatın her alanında zayıf, korunmasız ve azınlıklara bir yönüyle ötekine yöneldiği söylenebilir… Dünyadakine paralel şekilde son yirmi yılda Türkiye’de de giderek yükselen şiddetin mağdurlarını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor… Bunda Türkiye’de toplumsal hayatta erkek egemen yapının önemli rolü bulunmakta… Özellikle son dönem yazılı ve görsel medyaya sıkça yansıyan olaylarla ülke gündemine oldukça sıklıkla giren kadına şiddet olaylarının önüne geçilmesinde kurumsal düzenlemeler yapılması kadar toplumsal duyarlılıkları artıracak çabalar da önem kazanıyor… Bu bağlamda sinema da kadına yönelik şiddet konusunda farkındalık yaratacak önemli araçlardan bir tanesi…

Kurtuluş Son Durak ele aldığı konu itibariyle Türkiye’de kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi amaçlıyor. Toplumsal alanda son derece önemli bir konuya mizahi bir üslupla el atıyor. Film, evlenme aşamasındayken satın aldığı Saadet Apartmanı’na nişanlısından ayrılmış halde taşınan Eylem’in ve apartmanda yaşayan diğer kadınların hayatlarına, birbirleriyle ilişkilerine, karşılaştıkları şiddete ve şiddeti önlemek için kendi aralarında çözümler üretmelerine odaklanıyor.

Filmin yönetmeni sanatçı bir aileden gelen Yusuf Pirhasan… “Kurtuluş Son Durak” yönetmenin ilk uzun metraj film denemesi. Yönetmenlik açısından değerlendirdiğimizde bir ilk filme göre başarılı bir iş çıkardığı söylenebilir. Özellikle belli sahnelerde duyguların yansıtılmasında inandırıcılık sorunları ve abartılı aktarım gözlense de ele aldığı konuyu aktarma ve oyuncu yönetiminde başarılı. Görüntü yönetimi açısından değerlendirildiğinde de iyi bir işçilik çıkarıldığı söylenebilir.

Filmde kadınlara yönelik şiddet kadın başrol oyuncularıyla aktarılıyor. Filmin en başarılı olduğu noktalardan birisini oyunculuk performansları oluşturuyor. Belçim Bilgin, Demet Akbağ, Asuman Dabak, Nihal Yalçın, Ayten Soykök ve Damla Sönmez rollerinde oldukça başarılılar. Yan rollerde Yavuz Bingöl, Ahmet Mümtaz Taylan, Tuncer Salman da gayet iyiler… Bir alkoliği canlandıran Mete Horozoğlu’nun ana karakter olmamasına rağmen filmdeki en akılda kalıcı performansı sergilediğini düşünüyorum.

Filmin sorunlu yönlerinden birisini ele aldığı konuyu yansıtma biçimi oluşturuyor. Film türler arasında dolaşırken, hiçbir türün gerekliliklerini tam olarak yerine getiremediğini belirtmeliyiz: Ne mizah, ne kara mizah, ne gerçekçi, ne de absürd. Hepsinden biraz var ama hiç biri tam değil… Bu noktada ne tam inandırıcı olabiliyor ne de tam komik…

Filmin senaryosunu yazan Barış Pirhasan, Türk sinemasındaki birçok isme senaryo hocalığı yapmış, bu işin eğitimini vermiş, senaryo yazımı konusunda uzman bir isim. Uzmanlığına saygı duruşunda bulunarak, filmin senaryosuna yönelik eleştirilerimize geçelim. Film popüler bir sinema örneğini oluşturuyor ve geniş kitleleri sinemaya çekmeyi hedefliyor. Bu bağlamda senaryoda özellikle bağlantı noktalarında kolaycılığa ve klişelere kaçıldığını, bu durumun da filmde inandırıcılık sorunu yarattığını belirtelim. Aldatılmanın öğrenildiği sahne, cesetlerden kurtulma ve cesetlerin ortadan kaybolması sahneleri, rehin alma sürecinde yaşanan gelişmeler, filmin son bölümünde yaşanan olayın hiçbir arka planı yokken birden kadına yönelik şiddet hareketine yönelik simgesel bir eyleme dönüşüp televizyonlara yansıması gibi bazı sahnelerde ciddi inandırıcılık sorunları olduğunu düşünüyoruz… Zaman zaman bu tür eleştirilere karşı getirilen bir olayın mizahi olarak yansıtılırken inandırıcılık noktasının göz ardı edilmesi düşüncesini ise kolaycılık olarak gördüğümüzü belirtelim…

Eleştirilerimizin yanında senaryoda başarılı bulduğumuz yönleri de dile getirelim. İlk gece duyulan kavga sesleri karşısında kulakları kapamak aslında toplumca yaptığımız bir tavrı da yansıtıyor: Görmemek, duymamak, konuşmamak. Yokmuş gibi davranmak. Aynı olaya o insan hayatımıza dahil olduğunda ise kayıtsız kalamamak. Filmde bu psikoloji çok güzel işlenmiş… Geleneksel mahalle kültüründe, günümüzde pek de kalmayan eski apartman ilişkilerinde yeni taşınan birine sabah börek, akşam yemek hazırlayarak ilişki kurma ihtiyacı filmde zarifçe yansıtılmış. Kadına yönelik şiddet karşısında özellikle tanıdıklık ilişkisi de varsa emniyetin görmezden gelici, geçiştirici tavrının yansıtılması çok başarılı… Gülnur’u koruma amacıyla akşam bütün kadınların evde toplanması ve kocasıyla yaşanan kavga sahnesini ise hem senaryo, hem de çekim açısından çok başarılı bulduğumuzu ve sinemada da bu sahnenin epey bir kahkahaya neden olduğunu belirtelim…

Film ele aldığı kadına şiddet konusunu toplumsal bir bağlama yerleştirip sinemanın görselliğini de etkili şekilde kullanarak yansıtabiliyor mu sorusuna maalesef olumlu cevap veremiyoruz. Kadına yönelik şiddeti ele alıyor ama ne bu şiddetin nedenlerine inilebiliyor ne de uygulanabilecek bir çözüm ortaya konulabiliyor. Filmde şiddet, şiddeti uygulayanın örgütlü bir şekilde yok edilmesiyle çözümleniyor ki, toplumsal hayata uyarlandığında neresinden ele alırsanız alın geniş kesimler açısından sorunun çözümü için uygulanabilirliği yok… Bu noktada filme yönelik bir eleştirimiz de kadına yönelik şiddetin yansıtılma biçimine olacak. Bir filmin sinemasal başarısı biraz da ele aldığı konuyu görselliği etkili şekilde kullanarak yansıtabilmesinde yatarken, son dönem Türk sinemasında birçok filmde fazlaca konuşmaya ve didaktik anlatım tarzına sıkça başvurma kolaycılığına kaçıldığını görüyoruz. Filmde de kadına yönelik şiddet anlatılırken Belçim Bilgin’in canlandırdığı Eylem karakterinin sanki bir ortaöğretim öğrencisine kadına şiddet konusunu anlatırmışçasına gerçekleştirdiği konuşmalara zaman zaman şahit oluyoruz. Bu durum filmin sinemasal gücünü de zayıflatıyor…

Film, kadına yönelik şiddet konusunu popüler bir sinema anlayışıyla, geniş bir izleyici kitlesine mizahi bir yolla anlatmayı hedefliyor. Filmi kalabalık bir salonda izledim. Kendi açımdan filme yönelik eleştirilerim bulunmakla birlikte salonun büyük bir bölümünün filmin birçok yerinde kahkahalar patlattığını, filmin genelinden keyif aldığını söyleyebilirim. Bu bağlamda film popüler bir sinema örneği olarak hedeflediği kitleye şiddete karşı kadınların arayışlarını ve yaşadıklarını keyifle izlettiriyor. Türkiye’de kadına yönelik şiddet olgusunun arka planı ve neler yapılabileceği konusunda bir farkındalık yaratabiliyor mu sorusuna olumlu cevap vermek ise çok zor…

Kurtuluş Son Durak

[xrr rating=3/5]

Yönetmen: Yusuf Pirhasan

Senaryo: Barış Pirhasan

Oyuncular: Belçim Bilgin, Demet Akbağ, Asuman Dabak, Nihal Yalçın, Ayten Soykök,Damla Sönmez,Yavuz Bingöl, Ahmet Mümtaz Taylan, Tuncer Salman,Mete Horozoğlu

Yapım: 2011 / Türkiye / 1o6 dk.