Erkekliğiyle ünlü(!) bir mahalle düşünün. Herkes kabadayı. Bütün erkekler racon kesiyor. Kasabı, bakkalı, emlakçısı… Rakı sofraları kuruluyor, erkekler içip eğlenirken kadınlar hizmet ediyor, bir fırsat bulurlarsa kahve içip dedikodu yapıyor. Kadın, erkek nereye derse gitmek zorunda. Canım istemiyor diyemez, kocası dövebilir. Hatta gittiğinde yüzünün alacağı şekle bile kocası karar veriyor. Erkekler çocuklarını da dövüyor. Babasından ne öğrendiyse oğlan çocuğu, kız kardeşine öyle davranıyor. Mangal yapmak dışında tek aktiviteleri maç. Hele o dönüş yolundaki küfrün bini bir para sohbetler yok mu, tadından yenmiyor. Hoşlarına gitmeyen bir şey olursa, maçtan sonra toplanıp ne yapacaklarına karar veriyorlar. Asmak, kesmek, küfür kıyamet sallamak serbest…

Nasıl, yaşamak ister misiniz bu mahallede yoksa mideniz mi bulandı? Bu muhteşem(!) mahallenin muhteşem(!) insanları -parantez içi ünlemlerimi durduramıyoum-, yeni taşınan ve tek yaşayan bir adam parkta oturup çocuklara hediye veriyor, seviyor diye onu pedofil ilan ediyor. Gaza gelen erkekler önce rakı sofrasında sonra da gerçek hayatta adamın ölüm fermanını imzalıyor. Eee, git demişler mahalleden, evini taşlamışlar, ağız burun kırıp kaldırımlarda sürüklemişler ama adam gitmemiş. Onlardan günah gitmiş, ölümü hak etmiş, uyarıları dinleseymiş, değil mi?

Nasıl? Yaşamak ister misiniz bu mahallede. Hoşunuza gitti mi genel ahlakın savunulması. Güvenli hisseder misiniz orada. Anlamadan dinlemeden infaz kararı verilen kişi siz değilseniz, tezahüratta bile bulunursunuz belki de namusunuzu koruyan bıçkın delikanlılara…

Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın yazıp yönetip oynadığı Mahalle, aşağı yukarı böyle bir film dünyası kuruyor. “Kime baktın lan”lar ile “kime diyon lan”ların havada uçuştuğu, korkunç bir erkeklik fantezisi olarak izleyenin üstüne çöken senaryo yaklaşık 70 dakika boyunca tahammülü zor bir seyirliğe dönüşüyor. (Sinema filmi olmakla ilgilenmeyen, dizi estetiğini taklit eden görsellerin de yardım ettiği söylenemez.) On küsur çocuğa ufacık bir kediyi kovalatmanın “tatlı mahalle görüntüsü” olduğunu düşünen insanların zihninden çıkmış bir senaryo bu sonuçta. Oynadıkları başrollerde erkeklik/adamlık yarıştıran yağız delikanlı oyuncularımızın uzun metraj film çekme fantezisi. Öyle ki, yanlarından ayrılmayan üçüncü başrol arkadaşlarını kilolu ve kendilerinden daha az güzel seçmişler, kontrast artsın diye.

Son on dakikasında “ya durun, biz bu adamı kaçırdık, dövdük, öldürmekle tehdit ettik ama sormadık parka niye gidiyorsun” diyerek karakterlerinin haksız olduğunu ima etmeye başlayan Mahalle ters köşe mi yapacak derken bu kez de yazarların misojinist tavırlarına tosluyoruz. Yaşananlar kadınlara bağlanıyor, “erkeği yoldan çıkaran kadındır” sonucuna varılıyor. Nasıl ki; “karım görmüş pedofil olduğunu, yetmez mi” deniyorsa, finalde işlenen cinayet de kadının iffetsizliğine bağlanıyor. Ah şu kadınlar(!)

“Festival Recep İvedik’i” olarak tanımlayabileceğimiz ancak Recep İvedik’i bile masum gösteren Mahalle’nin İstanbul Film Festivali gibi köklü bir etkinliğin Altın Lale Ulusal Yarışmasına nasıl sızabildiğini, festival kataloğunda isimlerini bulamadığım ön seçici kurula sorabilmeyi çok isterdim.

Filmin Notu: 1/10

HENÜZ YORUM YOK