Yarın vizyona girecek olan Ada: Zombilerin Düğünü, Türkiye’nin ilk zombi filmi olması dışında, ahbap çavuş yönetmenler Murat Emir Eren ve Talip Ertürk’ün de ilk filmi olma özelliğini taşıyor. Gazete ve dergideki işlerinden istifa edip bu işe soyunan iki kafadarı sorguya çektik. Röportajın sonunda ikilinin En İyi 10 Zombi Filmi listesini bulabilirsiniz.

Tamam gazeteciliğin şartları iyice zorlaştı. Ama şartları ondan daha zor bir şey varsa bu ülkede, o da film çekmek. Sizinki biraz da çılgınlık değil mi? Film eğlenceli bir korku filmi, bir mesajı olmayacak muhtemelen ama sizin hikayenizin epey mühim bir mesajı var sanki?

M.E: Sinema yazarlığının, yahut sinema gazeteciliğinin şartlarının çok iyi olduğu bir dönem galiba pek olmadı. Kendi adıma, bu durumdan habedar olarak bu mesleği yapmaya başlamıştım. Bir de, elimden gelen başka bir iş olmaması nedeniyle. Sinema yazarlığının, filmcilikle ilgilenmenin manevi getirisi kadar bir maddi getirisi olacağını beklemek bizim ülkemizde akıl karı değil. Aynı şey belki de sinemacılık için de geçerli. Ancak sinema yazarlığı yapmak için de sinema gazeteciliği yapmak için de gerçek motivasyonumuz sanıyorum birgün film yapmaktı. Bunu gerçekleştirirken başka bir iş yapmak da pek mümkün olmuyor. O yüzden mevcut mesaili işlerimizi bıraktık ve film yaptık.

T.E: Bu istifalar senelerce ekmek yediğimiz işlerimize bir tavır, bir değişim dönüşüm değildi, yapmaya kalkıştığımız işin bir gereği olarak gelişti.

Düşük bütçeli bir film yapıyorsunuz ama yine de geliriniz yok, harcamalarınız var, e yapımcı da sizsiniz. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Piyango mu yoksa baba parasıyla film çekme durumu mu?

M.E: Filmin bütçesiyle ilgili sorulara cevabımız genelde aynı oluyor. Biz bu filmi bizim için, bizim standartlarımız için çok fazla, ama böyle bir film için düşük bir bütçeye çektik. Bir filmin ekonomisinden çok o filmin işleyişi ve organizasyonu çok daha önemli oluyor. Biz, ekip arkadaşlarımızla birlikte daha çok bu organizasyona kafa yorduk ve bazı şeyleri bize yapılan “güzelliklerle” çözmeye çalştık -zaten başka türlü de çözemezdik-. Arkanızda kurumsal bir oluşum olmadığı zaman bürokrasisi çok ağır, çok zor ilerleyen bir iş bu. Her şey de parayla çözülemeyebiliyor üstelik.

T.E: Yeter düzeyde insanı, belli bir işi yapabileceğinize, bu işi birlikte başarabileceğinize inandırmanız, çok fazla paranız olmasından daha önemli oluyor. Bizim için de şartların bu filmi yapabilmemize imkan vermesi önemliydi. Yoksa durduk yere kalkıp bir zombi filmi çekmemize müsade edecek kadar su akıtan bir değirmene hiç sahip olmadık.

Romero’nun Diary of the Dead’te uyguladığı taktiği uyguluyorsunuz filmde. Amatör kamera çekimiyle aktarıyorsunuz hikayeyi… Ama bu tarz Blair Witch Project’ten sonra patladı diyebiliriz heralde. Film çekmek hep hayalinizdi mutlaka ama filmi bu tarzda çekme fikri, isteği ne zaman uyandı sizde. Blair Witch’te mi, sonra mı, yoksa Cloverfield mi, Diary of Dead mi? Bir milat belirleyebilir miyiz?

T.E: Ada: Zombilerin Düğünü’nde bütün hikaye tek bir karakterin kendi bakış açısından ve kendi kamerasından yansıyanlardan ibaret. Daha çok gerçekliği, hamlığı yakalamaya çalışan ancak bunu belli bir kompozisyon dahilinde yaparak izleyiciyi karakterlerin yaşadığı deneyime dahil etmeye çalışan bir yönü var. Bu açıdan Diary Of The Dead’den ziyade Cloverfield’la ve İspanyol filmi Rec‘le benzeşiyor. Çünkü Diary OF The Dead’de tek bir kamera değil birkaç kamera görüntüsü birden filmi götürüyordu. Cloverfield’da ve Rec’teyse tek bir kameramanımız vardı. Bu açıdan bu iki filmin ve temelde Blair Witch’in bizi motive ettiğini söylemek mümkün.

M.E: Sadece mevzu bahis filmlerinde değil Christopher Boe‘nun Offscreen adlı filminde de benzer bir vaziyet sözkonusuydu. Ayrıca bu formatta, yani amatör kameraya yakalanmış gibi görünen reklamlar da yakın zamanda arttı. Çünkü herkes artık kendi çapında kendi filminin yönetmeni olmaya oynuyor ve bunu video paylaşım sitelerinde paylaşıyor. Dünyanın en çok izlenen görüntüleri bu amatör görüntüler. Hem çekmesi hem de izlemesi bedava. Bu yaygın kültür de filmde bu şekilde bir anlatımı tercih etmemizde etili oldu. Aslında kolay bir iş de değil. Beş altı dakika boyunca kesintisiz devam eden ve mizanseni çok iyi oturtmuş olmanızı gerektiren, hiçbir aksilik yaşamadan çekmenin imkansız olduğu bir teknik bu. Biz elimizden geldiğince uygulamaya çalıştık. Ayrıca bu konuyu filmin mizahı için de değerlendirmeye çabaladık.

Ayrılmaz bir ikilisiniz gündelik hayatta, bu mudur sizi bu filmi iki kişi yönetmeye götüren. Genellikle kardeş, hatta ikiz kardeş olmasına alışığız çift yönetmenlerin. Filmde nasıl bir işbölümü yaptınız, benzer özellikleriniz vardı ve bir birlik mi doğgdu yoksa farklı özelliklerinizle birbirinizi mi tamamladınız? Ve tabi bu bir seferlik bir team-up’dı, gelecekte bu işbirliği devam edecek mi?

M.E: Başta da söylediğimiz gibi bizim film yapmakla ilgili motivasyonumuz, yıllardır içimizde sakladığımız muhteşem bir sanat eserini ortaya çıkarmak değil, iki arkadaş olarak birlikte bir film yapabilmekti. Bu bir ilk film olacaktı ve muhtemelen çok zor gerçekleşecekti. Biraz da o nedenle bu işi birlikte yapmak istedik. Her aşamasında birlikte çalıştık ve sinema yazarlığının da etkisiyle bunun bir tür filmi olmasını istedik. Gelecekte ama aynı şekilde ama şekli değişerek elbette iş birliğimiz sürecek.

İkiniz de sinema yazarısınız. Şimdi kamera arkasına geçtiniz. Pek çok filmde – benim gibi -bir insan böyle kötü bir filmi nasıl çekebilir ve kötü film çektiğinin nasıl farkında olamaz sorusuna yanıt aradınız. Şimdi içinizde bir endişe var mı acaba, bize de aynısı olabilir mi, insan gerçekten kendi çektiği filmi doğru değerlendiremiyor olabilir mi, kargaya yavrusu kuzgun görünürmüş lanetinden biz de nasibimizi alabilir miyiz diye.

T.E: Mükemmel bir film yapmak, sadece yönetmenin hatta ekibin elinde olan bir şey değil. Bunu zaten biliyorduk, böylece perçinlenmiş oldu. Kimseyi de mükemmel bir iş yaptığına inandığı için suçlayamayız. Sonuçta filmini bizim değerlendirmemize açmış ve bizler de aklımıza geleni söylemişiz. Yapan kişi yine de iyi bir iş yaptığına inanbilir. Şimdi benzer bir şey bizim için de geçerli olacak. Bizim kendi filmimizle ilgili bazı sevinçlerimiz var. Başardığımız bazı şeyler var. Şu ana dek filmden yüzde 70 oranında memnunuz. Elbette aklınızdaki her şeyi filme geçiremeyebilirsiniz. Bu açıdan yüzde 70 fena bir rakam değil.

M.E: Filmdeki her karenin nasıl ve ne şekilde çekildiğini bildiğimizden ötürü, filmle ilgili bizim görüş bildirmemiz çok doğru bir şey değil. İnsan kendi çektiği filmi elbette değerlendiriyor, hatta izleyenden çok daha fazla hatasını görebiliyor. Bununla birlikte, sinemacının, verdiği mesajlarla izleyicinin algısıyla da olumlu ya da olumsuz bir şekilde çok oynamaması gerekiyor. Film kendini anlatabiliyor olmalı. Ekstra bir mesaja ihtiyaç duymamalı. Bizler kendi memnuniyetimizi hele ki bir ilk film olmasına rağmen belli oranda sağladık. İzleyici içinse film bambaşka bir alem. Tamamen izleyiciye yönelik tarafları da mevcut, tamamen modern zombi filmi sevenlerine yönelik tarafları da.

Sinema yazarları arkadaşlarınız hep, olası eleştirilere hazırlıklı mısınız onlarla basın gösterimine siz de katılacak mısınız?

M.E: Eleştirilerle ilgili tavrımız çok net. Hepsinden bir şeyler öğrenebileceğimizi düşünüyoruz. O yüzden filmle ilgili eleştirileri biz de çok merak ediyoruz. Genel olarak izleyicinin tepkilerini de merak ediyoruz. Çünkü bu film bir alt tür filmi gibi görünse de bir izleyici filmi, ancak ait olduğu türle aynı zamanda bir sinefil filmi. Bu açıdan her iki taraftan da ne tarz tepkiler alacağı mühim. biz de bekleyip göreceğiz. Hepsini de merakla dinleyeceğiz.

T.E: Bunca yılın hatrına biraz insaflı olurlar diye umuyoruz… İşin şakası bu tabi. Her türlü eleştiriye filmimiz açık.

Filminiz iyi mi kötü mü karışılanacak, başarılı olacak mı diye sormamın manası yok. Ama şunu sormadan edemeyeceğim, bir sürü kötü-kült film seyrettiniz, filminizin kötü-kült olma şansı var mı sizce? Dünyayı Kurtaran Adam mertebesinde bir filmin yönetmenleri olarak anılmak ister miydiniz?

M.E: Bu şöyle bir durum: Ben Dünyayı Kurtaran Adam‘ı çeken ekibin muhteşem bir film elde etmek için çabaladığını düşünmüyorum. Niyetiniz neyse biraz ona göre değerlendirilirsiniz. Niyetiniz şayet Türkiye’nin en dramatik aşk filmini çekmekse ancak bununla ilgili bir hazırlığınız yoksa o zaman ortaya gülünecek bir şey çıkabilir. Halinize gülünür. Siz bile gülersiniz. Kült mü bilemem ancak kötü bir şeyler olabilir. Aynı şekilde Türkiye’nin en korkunç filmini çekmek için yola çıkar ve bu konuda hiçbir altyapı çalışması yapmazsanız da yine ortaya çıkan şey feci olacaktır. Bizim niyetimiz Türkiye’nin ilk zombi filmini çekmekti. Bunu yaparken modern örneklerine benzer bir görsel yapı kurmak ve ince ince de mizah yapmak, izleyiciyi güldürmekti-hatta kimi zaman çok güldürmek diyelim. Vaatlerimiz ta en başından beri zaten bunlar. Bu vaatleri de filmde gerçekleştirdiğimize inanıyorum. Bu durumdan tatmin olmak, beğenmek ya da beğenmemekse başkalarına kalmış bir mesele.

Son olarak en iyi 10 yaşayan ölü filminizi sormak istiyorum. İster birlikte, ister ayrı ayrı bir liste verebilirsiniz….

  1. Dawn Of The Dead (Original version)
  2. Night of The Living Dead
  3. Zombi 2
  4. The Return Of The Living Dead
  5. 28 Days Later
  6. Dawn Of The Dead (Remake)
  7. Re-Animator
  8. 28 Weeks Later
  9. Land OF The Dead
  10. Rec

2 YORUMLAR

CEVAPLA