Başlığı tersten atmak da mümkündü çünkü Natuk Baytan’ın yönetip Kemal Sunal’ın oynadığı filmler hem Sunal’ın en komik metinlerine, karakterlerine denk düşer hem de Baytan’ın kariyerinde belki en parlak filmlerine. Bu öznel görüşün ardı sıra daha öznel davranarak kimi ayrımlara gideceğim.

Kemal Sunal ile başlayayım. Sunal’ın güldürülerini bir seyirci gözlemiyle dörde ayırmak istiyorum. Eğilmez’in yapımcılığını üstlenip genelde yönettiği ve yine genellikle Sadık Şendil’in yazdığı geniş kadrolu güldürülerde salak-saf oğlan tipi 70’lerin başından neredeyse sonlarına kadar bir bölüm biçiminde nitelenebilir. Tarihsel anlamda aynı dönem çekilmiş başrol oynadığı, öykünün bir kez daha saf tarafında kaldığı (Salako/1974, Şaşkın Damat/1975 vd.) siyasal alt metni bazen güçlü bazen zayıf güldürüler bir başka bölüm sayılabilir. Geriye kalan iki bölüm ise Natuk Baytan’ın yönettiği ya da yazıp yönettiği, ilk öykülerinde Suavi Sualp imzasının bulunduğu, başrol anlayışına esas giriş mahiyetinde filmler ve son olarak seksenlerde drama doğru kaydığı kesin başrol filmleri… Son kategoriye 70’lerden film ekleyebiliriz: Çöpçüler Kralı, Kapıcılar Kralı vb. Son kategoride Zeki Ökten ağırlığı hissediliyor. Özetle, Kemal Sunal için dört yönetmeni öne çıkarabiliriz: Ertem Eğilmez, Natuk Baytan, Kartal Tibet ve Zeki Ökten

Sunal’ın Başrol Oyunculuğuna Baytan Katkısı: Çizgi Ruhu, 70’ler Avantürü

Sunal elbette salt bu dört yönetmenle çalışmamıştır ve filmografisinde Memduh Ün’den Orhan Aksoy’a, Şerif Gören’e birçok yönetmen adı görülür ancak dört yönetmeni kristalize olduklarından öne çıkarmak istedim. Neden kristalize olduklarını sanıyorum? Dört yönetmen söz konusu Sunal olunca dört ayrıksı atmosfer çağrıştırıyorlar. Örneğin Çöpçüler Kralı, Şaban anlatılarından ayrılıyor. Hababam’ın İnek Şaban’ı Baytan’ın Şaban’ından çok başka bir kapıya çıkıyor. Hababam’da mazlumun ötesine geçemeyen İnek Baytan’ın Şabanlarında ‘‘boşa tokat atma’’ alışkanlığını sürdürse de toplumla tek başına muhatap olma şansı yakalıyor ve şansını iyi değerlendiriyor. 80’lerde, Şener Şen karşısında kandırılan rollere geçişte, bir bakıma mazlumun nitelik kazanmasında Baytan Şabanlarının toplumla haşır neşir oluşunu göz ardı edemeyiz. Baytan’ın Şabanları Suavi Sualp’in şablonlarına, renkli çizgi karakterlerine dayanıyor; tam da bu sebeple mizahın karikatürden desteği, gerçek anlamda karikatürden alındığında toplumsal sorunlar metne bulduğu en kestirme çatlaktan sızabiliyor. Baytan Şabanları ya Sualp karikatür karakterlerine dayanıyor ya da 70’lerin erotik avantür ruhunu taşıyor. Öyle ki Baytan yönettiği bir Kemal Sunal filminin senaryosunda Aydemir Akbaş adını okuyabiliyoruz (Atla Gel Şaban1984, eser: Osman Şahin) Diğer yandan ise Suavi Sualp üslubunu 70’ler ruhundan bağımsız ele alamayız. ‘‘Gündüz insan gece hırt’’ çizgi romanları ve yine ona benzeyen metinler, cinselliğin sel olup aktığı, son derece basit ele alındığı bir düzlemde karşımıza çıkıyordu. Şu iddiayı öne süreceğim: Baytan Şabanları veya Baytan Sunalları şehirde bastırılmış bir erotizmi dışavurur ve komedisi avantüre, karikatüre dayandırılabilir. Esasında Natuk Baytan’ın Yeşilçam’da tuttuğu yer de buna uygundur. Baytan’ı bir Eğilmez’in dışına koyan Eğilmez’in 60’larından farklı işler yapmasıdır. Eğilmez sinema dilini pek değiştirmezken Yeşilçam anlayışına aileyi eklemlemiş ve güldürüye ağırlık vermiştir. Baytan ise bir noktada kendi 60’larının dışına çıkarak zaman ve mekânın dışına konumlanmış avantür ve fantastik karakterlerini adeta şehre çağırmıştır.

Natuk Baytan Türk sineması emekçilerindendir. Biliriz ki söz konusu Yeşilçam olunca ‘‘emekçisi’’ sayılanlar ya hırpalanıp kaybolup köşelerine çekilmişlerdir ya fakirlikten magazin bültenlerine haber olmak üzeredirler. Yeşilçam star sistemine inşa edildiğinden emekçilerine pek özen vermez. Artı değer sömürüsü bu alanda da geçerlidir. Baytan, yönettiği tarihi kostümlü dramalar ve fantastik avantürleri[i] saymazsak Sunal’lı filmlerinde yeni yan tiplemeler yaratmasıyla bilinmektedir. Oysa Baytan hemen her döneminde üretken bir yönetmen olmuştur. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji mezunudur Baytan. Doğrusu, mezun olabildiğim tek bölüm İstanbul Klasik Arkeoloji olduğundan kendisine duygusal bir yakınlık da kuruyorum. Figüranlarını, yan tiplemelerini önemseyen tavrı ve o papyonlu fotoğrafı da cabası… Baytan’ın bendeki yeri başka!

Peki, Baytan Sunal’a nasıl bir katkı sunmuştur? Öncelikle şunu saptayabiliriz: Baytan Sunal’ın yıldızlığına ilişmemiştir. Sunal zaten yıldızlaşmış, Hababam Sınıfı serisinde Şaban tiplemesi perçinlenmiştir. Hababam ile bir taraftan Köyden İndim Şehire biçimindeki geniş kadrolu güldürülerin ötesine geçmiştir. Zeki – Metin, Halit Akçatepe ve Kemal Sunal’ı ele alalım. Köyden İndim Şehire, Salak Milyonerler filmleri devamında Mavi Boncuk’u… Bu oyuncu kadrosundan Zeki – Metin, Eğilmez’le anlaşmazlığa düşerek Hababam’larda rol almazken Sunal ve Akçatepe devam etmişlerdir.

Hababam Sunal’ı sivriltmiş ve yıldızlığa taşımıştır. Kemal Sunal zaten saf rollerinde başarı sergilerken ‘‘Eğilmez toplu güldürüleri’’ onun ‘‘İnek Şaban’’ tiplemesiyle özdeşleştirmiştir. Baytan da yıldızlığına ilişmez fakat Sunal’a başrollük durumu kazandırır ve oyunculuğunda bir geçiş meydana getirir. Yıldızlık hali başrol oyunculuğunu bire bir dolduramayacağından Sunal’ın yeteneğine güçlü metinler de eşlik etmektedir. Zeki Ökten’in Kapıcılar Kralı filmi metnin oyunculuğun önüne geçtiği türden bir filmdir. Kibar Feyzo’yu (Atıf Yılmaz,1978) da içerdiği siyasallık bakımından bu türün örnekleri arasına yazabiliriz. Toplum sorunlarının, çelişkilerinin mizahi bir dille sergilendiği bu filmlerde şehir ve kırsal olan üzerinden, bu alanların karşılaştırılmalarına dönük bir zemine basılmaktadır. Natuk Baytan filmlerinin işleviyse daha özgündür. Bu filmlerde ağırlıklı olarak mahalle, olayların yaşandığı mekân ve arka plandır. Mahalleye bir kahraman gerekmektedir. Bu kahraman sakardır, yer yer aptaldır fakat birtakım tesadüfler sonucu güce erişmekte, sözünü dinletmektedir. Sakar ve saf kahramandan mahalle lideri doğmaktadır. Kahramanın görüşleri filmin büyük bölümünde ve geniş kesimlerce budala, çocuksu sayılmaktadır. Nedir ki kahraman, tüm bu olumsuz önyargılara karşın; mahallenin, yine bazı anlatılarda nüfusuna ve yaşantısına eklemlendiği, gurbetten döndüğü köyün yanında saf tutmakta, mahalleliyi, köylüyü eni sonu garibanı esirgemektedir. Bir kahramana duyulan ihtiyaç şaşırtıcı değildir. Yetmişlerin ikinci yarısında, Türkiye toplumunun hemen her katmanını esir alan bir kötümserlik, çaresizlik ve karmaşa ‘‘kahramana ihtiyacı’’ öne çıkarmaktadır ve kahramanın parodi kılınması, gerçeklik algısının tesadüflerle tahrip edilmesi neticeyi değiştirmemektedir. Kahraman sakar olmasının yanı sıra uyanıktır ancak asla avantacı değildir, itici özellikler yansıtmaz, hırsına yenilmez. Biraz konunun dışına taşarsak Kemal Sunal’ın üniformalı karakterlerinin bir izdüşümünü bu kez avantacı uyanıklığıyla doksanlar dizilerinde görürüz. Bu dizilerde zabıta üniforması yeğlenmektedir. Süper Baba ve Bir Demet Tiyatro anlatılarında hayat bulan zabıta karakterleri mahallenin yanında değil karşısındadır, dolayısıyla avanta, rüşvet aramaktadırlar. Oysa Baytan’ın Sunal filmlerinde yahut Sunal’ın; bekçi, postacı, çöpçü, kapıcı, Almanya’da polis olduğu üniformalı karakterlerinde avanta mücadele edilen kişilere paylaştırılmıştır.

Senaristlerine Göre Baytan’ın Tiplemeleri

Natuk Baytan Kemal Sunal’ın başrol oynadığı on film yönetmiştir. Bu filmlerin en belirgin özelliklerinden birisi de istikrarlı bir üretim gerçekleşmesidir. 1976’da Sahte Kabadayı ile başlayan film dizisi her yıla bir film düşmek üzere 1986’da sona ermiştir. Bu filmlerde Kemal Sunal’ın oynadığı hiçbir karakterin adı Şaban olmamakla birlikte iki filmde seyirciyi salona çekebilmesi için Şaban’ın popülaritesi kullanılmıştır (Gerzek Şaban1980 ve Atla Gel Şaban1984) Baytan’ın hem yazıp hem yönettikleri filmde başkarakterlere Rıfkı adı verilmiştir.

Tiplemeleri incelerken bu başlığı kendi içinde ikiye ayırabiliriz. Sunal’ın tiplemeleri ve onun yandaşlarının-düşmanlarının tiplemeleri. Ötesindeyse senaristleri dörde ayırmak işimizi kolaylaştıracaktır: Baytan’ın yazdıkları, Suavi Sualp’in yazdıkları, Erdoğan Tünaş’ın yazdıkları ve diğerleri (Ahmet Üstel ve Aydemir Akbaş, birer filmde) Öte yandan bir sıralama dikkat çekicidir. Natuk Baytan-Suavi Sualp işbirliği özgün bir çalışmanın temellerini atar ve Baytan’ın yönettiği ilk üç Kemal Sunal filminde Sualp senaryosu görürüz. Ardından Erdoğan Tünaş gelir. Tünaş geleneksek bir Yeşilçam senaristidir. Tüm bunlardan hareketle Kemal Sunal’ı yalnızca Şaban olmaktan kurtaran unsur Suavi Sualp’in 70’ler ruhuna uygun bir avantür çabasıyla ortaya koyduğu tiplemelerdir. Tünaş’ın senaryolarını Baytan’ın ilk Rıfkı karakteri izler. Araya bir Ahmet Üstel, bir Suphi Teknikel bir de Osman Şahin öyküsünden uyarlanan Aydemir Akbaş senaryosu girer. Baytan, Kemal Sunal filmlerini yine bir Rıfkı karakteriyle sonlandırır.

Karakterleri isimlerine göre sınıflandırırsak: Baytan’ın Sunal karakteri Rıfkı’dır. Suavi Sualp sırasıyla Kemal, Şakir ve Apti isimlerini kullanmıştır. Tünaş senaryolarında Bombacı Mülayim ve Osman/Seyfi ikilisini görürüz. Bunların dışında Ahmet Üstel, Suphi Tekniker ve Aydemir Akbaş senaryolarında Niyazi, Hüsnü ve Osman olur Kemal Sunal.

Bu filmlerde, ana hatlarıyla ‘‘kentten köye dönüş’’ veya aksi istikamet söz konusudur. Bir parantez açıp 80’lerde Sunal’ın köy-kent filmlerinde kıra amacına ulaşmak/hesabını kapatmak için dönen birçok karakteri canlandırdığını not düşebiliriz. Sunal’ın canlandırdığı tiplemeler dışlanmıştır, dışlanmayan örneklerdeyse ciddiye alınmamaktadır. Yine bu filmlerin önemli bir kısmında ‘‘kötü adamlarla mücadele’’ örgüsü öne çıkmaktadır. İşlenen temalara baktığımızda üç eksen görünürdür: köy-kent iletişimi, iyi ile kötünün çatışması ve çift karakterlilik üzerinden ‘‘gündüz insan gece hırt’’ söyleminin tek bedende birleştirilerek pısırıklık-hak arama çelişkisinin karikatürize edilip sergilenişi.

Kemal Sunal’ın canlandırdığı karakterler çoğunlukla maddi ve manevi yönlerden güçsüzdür; saftır, sakardır. Bazen korunup kollanmakta bazen uzak durulmakta ve uzaklaştırılmakta, çoğu kez kandırılmaktadır. Başı hemen her zaman belaya girer. Çatıştığı karakterlerse hayli ilginç isimler taşır. Sualp’in çatışmanın diğer tarafına yerleştirdiği karakterler Sahte Kabadayı filminde Dikiştutmaz Sabri, Sakar Şakir’de Gardrop Fuat’tır. Sakar Şakir’de ilgi çeken öteki karakterler arasına Ali Şen’in oynadığı uyanık ve çıkarcı ‘‘Hacı’’ karakterini, Televizyoncu Kenan (İhsan Yüce) ile Marmara Kazım (Tardu Flordun)’ı yazabiliriz. Avanak Apti’deyse çatışılan karakterlerin kayda değer reklam yanları bulunmaz. Dikiştutmaz Sabri sıradan bir kabadayı karakteridir fakat Sakar Şakir’deki ‘‘yanıyorsun Fuat Abi’’ repliğiyle de hafızalara kazanan Gardrop Fuat iri cüssesine rağmen Şakir’i bir türlü alt edemez, başına yoğurt dolu bakraç geçer, akşam sinirle evine dönüp yatağına uzandığında karşısında bu sakar adamı bulur, iyice çileden çıkar. Ancak kaba kuvvet uygulayarak istediğine ulaşamaz. Hacı karakteri de hilelere başvurmasına karşın her defasında mağlup olur. Bu filmlerdeki yan karakterler çok güçlüdür. Mahallenin betimlenmesi bir yanıyla Hüdaverdi Pırtık (Lale Oraloğlu,1971) filmindeki ekibi andırır. Apartmanda kendi halinde televizyon tamircisi rolünde İhsan Yüce yine başarılı bir tipleme canlandırır.

Korkusuz Korkak ve Gerzek Şaban filmlerinde Erdoğan Tünaş imzası görürüz. Bu anlatılarda absürt bir düzlem belirgindir. Örneğin Korkusuz Korkak’ta hekimin dalgınlık sonucu raporları karıştırıp Mülayim Sert’e üç aylık ömrü kaldığını söylemesiyle Kemal Sunal; pısırık, kaybetmeye alışkın Mülayim’den cahil cesaretinin cisimleşmiş bir haline gelir, özgürleşir.

Bu filmlerdeki göndermeler özgünlüğüyle dikkat çeker. Kazandığı piyango ikramiyesiyle Taksim Meydanı’na umumi tuvalet açar Mülayim;‘‘zamansız gelen paranın içine eder’’. Odacı olarak çalıştığı iş yerinde çıkışamadığı patronuna yıllarca biriktirdiği öfkesini kusar, saatli bombanın saatini çıkarıp odasında başucuna koyar. Hatta daha ileri gitmekten çekinmez ve kendisini öldürmesi için kiralık katil Gaddar Kerim ile anlaşır. Bu filmde ‘‘ülke güçsüzlerinin, ezilenlerin yüzünü otoriteye/kahraman figüre dönmesi’’ kalıbı bir kez daha işlenir. Mülayim Mülayim’liğinden sıyrıldığında saygı görmeye başlar.

Gerzek Şaban’da ise Kahveci Hamza’yı (Yadigâr Ejder) kahvede Kabadayı Seyfi kimliğinde dövdüğü sahne akıllara yer etmiştir. Zalimlerin aynı kollar tarafından ancak kimlik değiştiğinde dayak yemesi yine o dönem komedi filmlerinin bilindik kalıpları arasına yazılabilir.

Geri kalan senaryolarda karakterleri kabaca değerlendirirsek Kız İsmet rolünü (Yedi Bela Hüsnü) bu filmde Hüsnü’yü öldürmek için kadın kılığına giren kiralık katilin sokaklarda peruk ve kadın kıyafetiyle koşturması hoş bir enstantanedir. Atla Gel Şaban’daki atmosfer ise öne çıkmaktadır. Seksenlerin ilk yarısında şehirde yoksullaşmayı işleyen birçok film çekilmiştir. Faize Hücum (Zeki Ökten, 1982) bunların en politiklerindendir. Öte yandan Banker Bilo, Milyarder, Çıplak Vatandaş gibi Şener Şen’li hikâyelerde yoksul sınıfta ilişkilerin yavanlığı ve ikiyüzlülüğü temalarına da değinilir. Böyle bir dönemde yine ‘‘kolay yoldan para kazanma’’ Atla Gel Şaban’da kullanılır. Niyazi ezilen bir karakterdir, sermayenin öngördüğü bir toplumsal anlayışta sindirilmiştir fakat bir meziyete sahiptir; yarışta gelecek atları hep doğru tahmin etmektedir. Bunun farkına varan çete Niyazi’yi kaçırır ve yine tahmin yapması istenir. Niyazi ezildiği koşulların ambiyansını bir türlü yakalayamadığından ilhamı gelmez. İlhamını yoksulluktan, sindirilmişlikten; kısacası onu mağdur eden şeylerden almaktadır Niyazi. Çete bu ilhamın peşine düşünce işler çığırından çıkar. Eve önce sandalyelerden derme çatma bir minibüs izlenimi uyandırılır. Ardından gerçek bir minibüs alınır ve her şey Niyazi’nin ‘‘sokakta bizzat yaşadığına uygun’’ yaşanır. İtiş kakış minibüse binilir, şoför çetenin reisi Kazım (Dinçer Çekmez) olmuştur, kaseti teybe yerleştirip Şiki Şiki Baba’yı çalar. Dedikoducu kadın (fedailerden biri başını bağlayıp sesini inceltmiştir) sürekli birilerini çekiştirir. Niyazi’nin burnu dibinde pis kokan bir file sallanmaktadır. Filmin sonunda Niyazi çeteyi kandırarak son ayağı yanlış söyler kendisi doğru kuponu yapar ve kazandığı parayı mahalleliye dağıtır.

Film ne denli absürt akarsa aksın fedakâr mahalleliye bağlanmaktadır. Bu, özünde Yeşilçam komedilerinin bir tarzıdır. Özellikle 70’li yıllarda Zeki-Metin filmlerinde veya Kemal Sunal’lı başrollerde kötü ve zengin kişilere borçlanmış mahalleli komik kahramanın/kahramanların canına tak demesi ve engin gönüllülükle sergilediği canhıraş mücadele neticesinde refaha ermekte ve tapularına kavuşmaktadır. Borçlar silinmektedir.

Üçkâğıtçı ve Tokatçı filmlerine baktığımızda kır-kent söyleminin iki ucunu görürüz. Baytan’ın senaryosunu da yazdığı Üçkâğıtçı’da Rıfkı Almanya’dan (gurbet elden) köyüne dönmüştür, miras kalan topraklarla ilgilenecektir. Rıfkı’ya türlü oyunlar oynanır. Talihin yardımıyla Rıfkı tuzakları ve baskıları alt ederken belediye başkanı seçilir. Üçkâğıtçı filmi kırsaldaki uyanıkları komedi düzeyinde betimler: köyde ağa, kasabada tefeci, üfürükçü hoca ve Rıfkı’yı dolandıran Durmuş işbirliği yaparak karşılarına saf bir adam almışlardır. İşin ilginci Rıfkı o denli saftır ki evliya bile zannedilir! Birtakım tesadüfler, romatizma ağrıları ve Rıfkı’nın habersiz olduğu, yararına kurulan tezgâhlar onu hem evliyalığa hem belediye başkanlığına taşır.

Tokatçı’da ise Osman karakteri Şevket (Şevket Altuğ) ile birlikte dolandırıcılık numaraları sergileyerek para kazanırlar. Dolandırılan kişiler elbette zenginlerdir veya illegal işlerle meşgullerdir. Kemal Sunal’ın oynadığı hiçbir karakter saf ve halktan yana imajına zarar vermez, aksine komik karakterin tüm bir mahalle/köy namına adil bir biçimde mücadelesine vesile olur. Mahalleyi/köyü kaynaştırır, toplumsal dayanışmayı uyandırır.

Zaten Zübük filmi dışında Sunal’ın dolandırıcı bir rolde göründüğü Tokatçı’yı saymazsak genellikle kandırılan tarafta yer aldığını ve halkın samimi duygularıyla özdeşleştirildiği, böylece seyircinin deşarjını da kolaylaştırdığı söylenebilir. Köşeyi Dönen Adam’da, Tokatçı’da yahut başka örneklerde zalimlere karşı dolap çevirir. Baytan’ın yine birçok filminde ‘‘ilk kurşunu’’ hep karşı taraf sıkar, oyunun içine Sunal’ın canlandırdığı karakterler çekilir. Bu karakterler saflıklarından ötürü kendi başlarını durduk yere belaya sokabilirler, kendilerini ansızın bir olayın tam ortasında bulabilirler.

Baytan’ın Sunal’lı Filmlerinden Bazı Çıkarımlar

Baytan’ın başrolü Kemal Sunal’a verdiği on komedi filminde ortak yanları saptamaya çalışalım. En belirgin nokta filmlerde özgün bir mizah dili yaratılmasıdır. Sunal’ın diğer yönetmenlerle çalıştığı geniş kadrolu güldürülerden ve ikili ilişkiye/çatışmaya dayalı filmlerinden ayrıksı, absürt bir dil görürüz. Bu dilin kurulmasında birkaç öğenin altını çizmek mümkündür.

Natuk Baytan tarihi kostümlü dramalardan getirdiği avantür tecrübesini, Suavi Sualp’in mizah dünyasıyla birleştirilmiştir. Bu mizahta karakterlerin karikatür yaratımları toplumsal bir çerçeveden desteklenerek ayakların yere basılması sağlanmıştır. Karakterlerin ayağı yere bastıkça inandırıcılıkları değilse bile komiklikleri artmıştır. Bu filmlerin gerçekdışı görülebilecek; talihin, tesadüflerin akışına/insafına bırakılmış hikâye örgülerini gerçekliğe yaklaştıran toplumsal dinamiklerin, yer yer açmazların örgülere eklenmesidir.

Bu filmlerde Kemal Sunal başat çatışmada genellikle yalnızdır. Onu kandıran bir Şener Şen yoktur yahut Eğilmez filmlerindeki gibi bir ekibin parçası değildir Baytan karakterleri. Bu yalnızlık durumu Kemal Sunal’ı sivriltmektedir. Öte yandan Kemal Sunal’ın canlandırdığı karakterlerin ‘‘düşmanları’’ yıldızlaşmazlar fakat anlatıya ilginç isimlerinden zaaflarına, temsil ettikleri sivri değerlere değin etkili bir biçimde dağılırlar. Ek olarak Sunal, çatıştığı kesimlerle sıcak temasın ötesine geçip yekpare bir güldürü atmosferi var etmektedir. Yekpare atmosfer tepkilerin daha görünür kılınmasını sağlamaktadır. Kemal Sunal karakterleri de çatıştığı karakterlere absürt bir paydaşlıktan bağlanmaktadır.

Baytan’ın Kemal Sunal filmlerinin 1976’da başlayıp 1986’da sonlandığını göz önünde tutarsak her iki tarihsel kesitin ruhunu da yansıttığını savunabiliriz. Sualp ve Tünaş senaryoları (ikisi de Yeşilçam kökenlidir ve 60’lardan itibaren çalışmışlardır); 12 Eylül öncesinin kaotik siyasal yapısını ve toplumdan yana tavır alma tercihini yansıtırlar.

Baytan’ın Rıfkı karakteriyle başlayıp çeşitli senaristlerle devam eden ve yine Rıfkı’yla biten 80’ler filmlerinde benzer bir eleştirellik daha hafifletilerek ortaya konulmuştur. İki dönemin de vurguladığı kalıplar pısırık ve girişkenin aynı bedende farklı kimliklerle uzlaşması, mahallenin-köyün savunulması, kır-kent yatay hareketinin mizaha katılımı, avantacılara karşı onların anlayacağı üslupla cevap verilmesidir. Bu filmlerde eğlence daima başroldedir ve siyasi mesajlar daha geri planda, örgüyü destekleyici konumdadır.

Bugünden baktığımızda; Kız İsmet (Yedi Bela Hüsnü), Sabri (Üçkâğıtçı), Şevket (Tokatçı), Gardrop Fuat (Sakar Şakir), Mülayim Sert (Korkusuz Korkak), Kahveci Hamza (Gerzek Şaban) gibi güçlü tiplemeleri Baytan’ın Sunal’lı filmlerince sinemamıza kazandırıldığını görüyoruz.

Natuk Baytan’ın Kemal Sunal’lı Filmleri

Sahte Kabadayı (1976), Sakar Şakir (1977), Avanak Apti (1978), Korkusuz Korkak (1979), Gerzek Şaban (1980), Üç Kâğıtçı (1981), Yedi Bela Hüsnü (1982), Tokatçı (1983), Atla Gel Şaban (1984), Tarzan Rıfkı (1986)

Filmlerde Öne Çıkan Karakterler

Sahte Kabadayı’da: Dikiştutmaz Sabri (Hasan Ceylan)

Sakar Şakir’de: Gardrop Fuat (Ünal Gürel), Televizyoncu Kenan (İhsan Yüce), Marmara Kazım (Macit Flordun), Hacı (Ali Şen)

Avanak Apti’de: Nevin Şenses (Ayşen Gruda), Menajer Erto (Macit Flordun), Barut Osman (Ünal Gürel), Simsar Cafer (Ali Şen)

Korkusuz Korkak’ta: Bombacı Mülayim/Mülayim Sert (Kemal Sunal), Ayı Abbas (Turgut Özatay), Gaddar Kerim (Hikmet Taşdemir), Mülayim Ters (Kamer Sadık), Kör Hamza (Orhan Çoban), Sansar Selim (Muhteşem Durukan), Amorti Kazım (Yavuz Şeker)

Gerzek Şaban’da: Kahveci Hamza (Yadigâr Ejder)

Üç Kağıtçı’da: Sabri (Nizam Ergüden), Satılmış Ağa (Ali Şen), Armutlulu Hasan (Turgut Özatay), Durmuş (Muhteşem Durukan), Kahveci Rıza (Reha Yurdakul)

Yedi Bela Hüsnü’de: Hüsnü (Kemal Sunal), Hüsniye (Oya Aydoğan), Kız İsmet (Necati Er), Karamürselli Deli Hamdi (Ünal Gürel), Malik (Ali Şen)

Tokatçı’da: Şevket (Şevket Altuğ), Karbonat Erol (Ünal Gürel), Kumarbaz Avni (Zeki Sezer), Karaborsacı (Abdi Algül), Sarı Recep (Süheyl Eğriboz)

Atla Gel Şaban’da: Niyazi (Kemal Sunal), Kazım (Dinçer Çekmez), Ganyancı (Orhan Çoban), Zehra (Nevra Serezli), Minibüs muavini (Yavuz Şeker)

Tarzan Rıfkı’da: Şişko Ferhat (Baykal Kent), Manyak Rıfat (Süheyl Eğriboz), Melahat (Suna Yıldızoğlu), Jane Melahat (Asuman Arsan), Kerpeten Hüsnü (Ünal Gürel)

 

[i] Natuk Baytan’ın filmografisinde çok sayıda tarihi kostümlü drama yer almaktadır. Baytan 60’larda Horasan serisiyle başlamış Hacı Murat, Şeyh Şamil gibi filmler de çevirmiştir. 70’lerdeyse yedi ‘’Kara Murat’’, iki ‘’Battal Gazi’’ filmi bulunmaktadır. Yanı sıra ‘’Hakanlar Çarpışıyor’’, ‘’Altay’dan Gelen Yiğit’’ ve ‘’Kılıç Aslan’’ gibi filmlerinde başrolü çoğunlukla Cüneyt Arkın’a vermiştir. Öte yandan Baytan’ın fantastik avantürlerinin ilki 1967 yapımı ‘’Fantoma İstanbul’da Buluşalım’’ filmidir. Şaşkın Hafiye Killing’e karşı filminde Sadri Alışık başroldeyken 70’lerde çektiği filmlerde daha çok Yılmaz Köksal görülmektedir.

Yazan: Haydar Ali Albayrak (@haydarali987)

HENÜZ YORUM YOK