Nuh Tepesi: Baba-Oğul İlişkisi Ekseninde Bir Türkiye Portresi

Türkiye prömiyerini Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapan Nuh Tepesi, sorunlu bir baba-oğul ilişkisini konu alıyor.

Yıllar evvel karısını ve oğlunu bırakarak aşık olduğu kadının peşinden Paris’e giden İbrahim (Haluk Bilginer), hayatının son günlerinde memleketine dönerek, kırk yıl önce kendi diktiği zeytin ağacının altına gömülmek ister. Gelgelelim kırk yıl içinde çok şey değişmiştir. Ne oğlu artık bıraktığı o küçük, sevimli çocuktur ne de diktiği ağaç artık sıradan bir zeytin ağacıdır. Ağacın Büyük Tufan sonrası Nuh Peygamber tarafından dikildiği ve 4000 yaşında olduğu efsanesi yıllar içinde kulaktan kulağa yayılmış ve din tacirlerinin bu işten kazandığı tatlı para sayesinde gerçek kabul edilir olmuştur. Dolayısıyla Haluk Bilginer’in ağacın altına gömülme vasiyeti başta bu işten ekonomik çıkar sağlayan köy muhtarı olmak üzere, bağnaz çevre halkı tarafından nefretle karşılanır. Ömer (Ali Atay), babasına her ne kadar kırgın olsa da onun son arzusunu yerine getirmekte kararlıdır. Böylece baba-oğulun, hurafelere gerçeklerden daha bağlı bölge halkına ve çıkar ilişkileri çevresinde birbirine kenetlenmiş bürokratik yetkililere karşı mücadelesi başlar. Bu mücadele sırasında yanlarında buldukları tek kişi ise filmde sağduyunun sesi olarak karşımıza çıkan imam karakteri olur. İmamın bu anlamda filmdeki fonksiyonu oldukça önemli çünkü aslen bilimin sesi olması gereken köy öğretmeni hurafelere inanıp imamı cahillikle suçlarken, seküler imam karakteri dini efsaneleri kendine temel almayı reddediyor. Film bu yönüyle baba-oğul ilişkisinin ötesine geçerek günümüz Türkiyesi’nde gittikçe şiddetlenen dini bağnazlık ile seküler bakış açısı arasındaki politik sürtüşmeye de dikkat çekiyor. Mehmet Özgür’ün hayat verdiği köy muhtarı karakteri ise halkın dini inançlarını kendi çıkarlarına alet etmekten çekinmeyen bir din bezirganı prototipi olarak karşımıza çıkıyor.

Filmin en dikkat çekici taraflarından biri de hangi karakteri dinlersek onu haklı bulmamız. İbrahim karakteri ailesini terk edip gitmiş bir baba olarak maça 1-0 yenik başlıyor ancak Haluk Bilginer’in etkileyici performansının da etkisiyle zamanla İbrahim’e kanımız kaynıyor ve son arzusu gerçekleşsin istiyoruz. Diğer taraftan Ali Atay’ın unutulmaz monologunu izlerken Ömer’in büyürken çektiği zorluklar içimize işliyor. Ömer karakteri, duygularını çok sert ifade ettiği ve bol bol küfür kullandığı için abartıya açık bir karakter ama Ali Atay’ın oyunculuğu bizi karakterin samimiyetine inandırmayı başarıyor. Hande Doğandemir’in canlandırdığı Ömer’in karısı Elif’in ağzından Ömer’i dinlediğimizde ise bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Yani yönetmen bize çok boyutlu karakterlerin hepsiyle tek tek empati yapma imkânı veriyor. Bu noktadan sonra kimin haklı kimin haksız olduğuna karar vermek izleyiciye kalıyor.

Senaryoyu da kendi yazan genç yönetmen Cenk Ertürk’ün ilk filmi olan Nuh Tepesi, dünya prömiyerini yaptığı 18. Tribeca Film Festivalinde Ali Atay’a En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirmenin yanı sıra Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’ndeki Türkiye prömiyerinde de büyük beğeniyle karşılandı ve hem En İyi Film hem de En İyi Yönetmen ödülleriyle taçlandırıldı. Filmin teknik olarak pek bir kusuru olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten Tribeca Film Festivali’nde adından söz ettirdikten sonra dünya çapında çeşitli festivallere de davet edilen Nuh Tepesi’nin kamera arkasında da etkileyici bir ekip var. Filmin kurgusunu Kynodontas, The Lobster, The Killing of a Sared Deer gibi filmlerde Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos ile çalışan ve yönetmenin son filmi The Favourite’taki kurgusu ile Oscar adaylığı kazanan Yorgos Mavropsaridis yapıyor. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Görüntü Yönetimi ödülünü alan Federico Cesca ise Patti Cake$ ve Dead Pigs gibi dikkat çeken bazı bağımsız filmler ile tanınıyor.

Yakın zamanda vizyona giren Hollywood filmi Ad Astra’nın ardından sorunlu baba-oğul ilişkisinin ya da evrenselleşmiş tabiriyle daddy issues’un beyazperdede aynı şekilde işlenip durmasının bıktırıcılığı epeyce tartışılmıştı. Doğruyu söylemek gerekirse Cenk Ertürk, Nuh Tepesi ile bize defalarca işlenmiş geleneksel bir konunun bile çarpıcı bir şekilde anlatabileceğini göstermiş oldu. Hem de uzaya gitmeye gerek kalmadan. Hatta Nuh Tepesi’nin yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen, sorunlu baba-oğul ilişkisini peliküle aktarma konusunda Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filminden pek de geri kalmadığını söylemek mümkün. Bu anlamda filmin 110 dakikalık süresinin uzun olduğu ya da finalin sarktığı yönündeki eleştirileri göz ardı edebilir ve Cenk Ertürk’ün çekeceği yeni filmleri merakla bekleyebiliriz.