#AdanaFF Peri – Can Evrenol

Baskın, Housewife ve Hakan: Muhafız’ın bir kısmını çekerek müze açılışlarına Cumhurbaşkanlığı tarafından davet edilecek kadar yarı ünlü olan Can Evrenol’un üçüncü uzun metrajı Peri: Ağzı Olmayan Kız 17 yıllık ekibinden çalınıp Mars Grubu tarafından ışığı söndürülen !f İstanbul’un ardından 26. Adana Altın Koza Film Festivalinde Yarışma Dışı gösterildi. Yarı boş salona oynayan filmi tamamen boş bakışlarla sonuna kadar izledim.

Bir tür kıyamet sonrası, bir nevi biyolojik katliam yaşanmış ve fiziksel defektli çocuklar doğmuştur. Ortama hükmeden şirket bu çocukların hepsini öldürmüş, sadece güvenlik görevlilerinden biri erkek kardeşinin kızının yaşamasına göz yummuştur ve o kızın adı Perihan’dır yani başkarakterimiz. Kardeş kardeşe kıyar, Perihan kendini ormana vurur ve yalnız olmadığını öğrenir. Böylece Ağzı Olmayan Kız’a Kulağı Olmayan Çocuk, Burnu Olmayan Obez Genç (o kadar yemeği nerden buluyor acaba) ve Gözü Olmayan Kaptan katılır. Böylece macera başlar demek isterdim ama uzun süre post-apokaliptik dekorlar arasında gezmelerini izliyoruz sadece, macera falan yok ortada. The Walking Dead’in 9 sezondur yaptığını, korku filmlerinin ürkütücü evlerde her filmde yaptığını yani yüzlerce kez izlediğimiz “oyuncularını dekorlar arasında gezdiren senaryo” formülünü uyguluyor Can Evrenol, tabi sıfır yaratıcılıkla. Çocukların hangi döneme ait oldukları belli değil ve Peri hariç okuma yazma bilen yok ama yaptıkları esprilere bakılırsa 2005 civarında doğup sulu zırtlak yerli komedi filmleriyle büyümüş olmalılar. 2019’da onların yaşında olup hayatı boyunca Türkiye’de yaşamış gençler nasıl konuşuyor neye gülüyorlarsa bu zamansız(!) kıyamet sonrası evrenin ailesiz şekilde ormanda yaşayan ilginç(!) çocukları da öyle davranıyor. Gerçekten hiç çalışılmamış senaryo üzerinde.

Film boyunca çocuklar yürümek dışında bolca çığlık atıyorlar. En çok da ağzı olmayan kızımız boğazını yırtma pahasına kulak zarımıza zarar vermeye çalışıyor. Keşke daha çok burnuna serum soksa dedim içimden. Evet, güya ağzı olmadığı için nazogastrik sonda ile besleniyor ama belli ki ekipten kimse Google’a yazıp bu nedir diye bakmamış. Perihan bildiğiniz burnuna su çekiyor ve yönetmen o sıvının midesine gittiğini, ona yettiğini ve serum şişesinin hiç bitmediğini düşünmemizi istiyor.

Bir süre sonra arabalar, evler bulup şaşırıyor, sıçmak ve osurmak gibi tuvalet mizahı yaptıkları sohbetlerine zombi kelimesini ekliyorlar. Bir tane küfürbaz deli kadın katılıyor aralarına ve her şey daha da itici oluyor. Görüntü yönetmeni türün gerekliliklerini yerine getiremediği için sakil duran her öge daha da göze batar hale geliyor ve film sonunda Dünyayı Kurtaran Adam 2019’da çekilse nasıl olurdu sorusunun cevabı haline geliyor. Yapım yılında izlendiği için anlaşılmayacak belki ama 30 sene sonra 2019 yapımı filmlere bakan yabancıların kahkahalarla kült ilan edebileceği kadar kötü bir film var karşımızda.

Can Evrenol’a sinema tarihine çok dalıp yorulmasın diye yakın tarihli The Maze Runner’ı izlemesini tavsiye ediyorum. Sonra birkaç çocuk filmi izleyebilir. Sonra tür kırması denen şeyin çocuk filmiyle gore şiddeti birleştirerek yapılamayacağını söyleyebilecek dürüstlükte dostlar edinebilir mesela. Arada gidip Netflix’ten parasını kazanıp sinemada şansını denemeye de devam edebilir elbette ama benim için merak edilecek hiçbir yanı kalmadı.