rıza kıraç kitap film icabırıza kıraç

Roman, öykü ve sinema yazarı, kısa film ve belgesel yönetmeni Rıza Kıraç‘ın Türk sinemasına ideolojik bir bakış attığı ‘Film İcabı’ adlı kitabı De Ki Yayınları’ndan çıktı. Rıza Kıraç Tersninja.com’un sorularını yanıtladı.

Kitapta 1950’lerden günümüze Türkiye sinemasının edebiyat, politika, ideoloji ve estetik ilişkisi irdeleniyor.Sinemacılar Dönemi’nden 2000’li yıllara Türkiye sinemasındaki film üretim biçimlerinden yönetmenlerdeki politik, ideolojik, estetik farklılaşmalara, sinemamızda aydın entelektüel ayrımına dek birçok konuya değinen kitap aynı zamanda geleneksel hikâye anlatma kültürüyle sinema arasında ilişki kurmaya çalışıyor. Ömer Kavur ve Yavuz Turgul sinemasına ayrı bir yer ayrılan kitapta 12 Eylül sonrası Türkiye sinemasındaki değişimle birlikte, Yeşilçam sonrası Yeni Kuşak Sinemacılar’ın ürünleri, “Yeni Yapım Olanakları, Şiddet, Oryantalizm, Minimalizm, Post-modrenizm ve 1990’lara Yansıması” bölümünde değerlendiriyor. Yaklaşık on yıllık bir çalışmanın ürünü olan Film İcabı roman ve öykülerinden tanıdığımız Rıza Kıraç’ın ilk sinema kitabı.

Bir sinema yazarı olarak ilk sinema kitabınızı ortaya çıkardınız. Dört roman iki öykü kitabı yayınlanmış bir yazar olsanız da bu tür bir kitabın eksikliğini duyuyor muydunuz hiç?

Sinema yazarının eksikliğini duyduğu şey yazdığı yazıların sadece dergilerde kalması oluyor. Benim için de bu geçerli elbette. Yazdıklarınızın bir bütünlük oluşturduğunu gördüğünüzde onu kitap haline getirmek istiyorsunuz. Film İcabı’da böyle bir süreç sonunda ortaya çıkan bir kitap. Kendine has bir bütünlüğü ve derdi var, sanırım bunu okura ulaştırmayı beceriyor. Bunu fark ettikten sonra o yazıların okurla buluşmasını istiyorsun. Kimi zaman okurlardan da böyle talepler gelebiliyor. Ankara’dan, İzmir’den hatta Eskişehir’den arayıp, sekiz yıl önce bir dergide yayınlanan yazıyı isteyebiliyorlar. Bunun için ne kadar mesai ayırabilirsiniz ki! Şimdi hiç değilse kitabı referans gösterebiliyorsunuz.

Siz yazdığı kadar, çeken de bir sinema yazarısınız. Filmleri değerlendirirken bunun bir avantajı oluyor mu? Yönetmenin halinden siz daha iyi anlıyorsunuz diyebilir miyiz yani.

Sinemanın içinde profesyonel olarak bir şeyler yapmak eleştiri yazarken daha insaflı olmanıza yol açmıyor. En azından benim için öyle. Sinema yazarlarına en çok söylenen, “Sen çek de bir de senin yaptıklarını görelim!” gibi sığlıklarla karşılaştığımda, “Olur,” diyebiliyorum en azından, “Parayı getir, ben filmi çekerim!” Sinema eğitimi almak, sette çalışmak ve işin teknik boyutuyla yüzleşmek sizi diğer yazarlardan farklı kılmıyor aslında. Siz sinemanın nesiyle, neresiyle ilgileniyorsunuz, asıl önemli olan bu. İstediğin filmler, konular hakkında yazabilmek.

Kitaplarınızı sinemaya taşımayı hayal ediyor ya da planlıyor musunuz?

Henüz öyle bir niyetim yok, ilk romanım Cin Treni’ni filme çekmek isteyenler olmuştu ama sonra öylece kaldı. Sinemada görmek istediğim hikayenin senaryosunu yazıyorum ya da belgesel projesi olarak hazırlamaya çalışıyorum. Bu yüzden eğer romanlarımdan birisi sinemaya uyarlanırsa bunu yapan ben olmayacağım. Ama çok sık duyduğum bir eleştiri, romanların fazlasıyla sinema kurgusuna sahip olduğu! Bu iyi mi kötü mü orasını da bilmiyorum.

Sinema severlere bu kitabı okumaları için güzel bir sebep ya da sebepler söyleyebilir misiniz? Yoksa bu kitap daha çok sinema öğrencilerine mi hitap ediyor?

Bana kalırsa Film İcabı, ortada hiçbir neden olmadan hem sinema severin, hem sinema öğrencilerinin, hem de edebi metinlerden haz alanların okuyabileceğ bir kitap. Daha öncede bu konuda yazmıştım, eleştiriyi edebiyat içinde bir metin olarak görüyorum. Ama sinemaya özellikle Türkiye sinemasına meraklı kişiler için kitabın daha çok şey ifade edeceği aşikar. Kitabı bazı niteliklerinden dolayı cilalamak istemem, zaten zamanı geldiğinde doğru okura ulaşır. Çünkü Film İcabı, sinema tarihine, yönetmenlere, Türkiye’deki ideoloji algılanmasına dair derdini söylerken aynı zamanda hikaye anlatmak üstüne de bir kitap.

Ömer Kavur’la birlikte çalıştınız, kendisiyle ilgili bir belgeseliniz var. Bunlar kitapta kendisine geniş yer vermenizin tek nedenleri mi? Peki neden Yavuz Turgul mesela? Onun için de benzer şekilde geniş yer ayrılmış kitapta…

Ömer Kavur ve Yavuz Turgul Türkiye’de ideolojik değişimin, farklılaşmanın, savrulmanın yaşandığı geçiş dönemi insanın psikolojisini filmleriyle yansıtmışlardır. Eşkıya’nın öfkesi, Zebercet’in şiddeti önemlidir, bir kilometre taşıdır. Ömer Kavur içe dönüp depresif bir portre çizerken, Yavuz Turgul dışa dönük, bir portre çizer. Bu yüzden 1980’lerle 1990’lı yıllar arasında sinema geleneğin bağını kim kuruyor diye sorarsanız, Ömer Kavur’la Yavuz Turgul’dur. Bazı filmler var ki onları sinema tarihinden çıkarınca koca bir gedik açılıyor, Kavur ve Turgul’un hemen her filmi bu derece önemli. Ama kitapta yeni kuşak yönetmenlerle ilgili bölümler de var, özellikle Zeki Demirkubuz üzerine benim açımdan önemli bir yazı var. Derviş Zaim, Nuri Bilge ve genç kuşaktan diğer yönetmenlerin filmleriyle ilgili eleştiriler de var.