Ali Vatansever’in ikinci uzun metrajlı filmi Saf38. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışması kapmasında gösterildi. Saadet Işıl Aksoy ve Erol Afşin’in başrollerini paylaştığı yapım günümüz İstanbul’unda, Fikirtepe’de geçiyor.

Film ilk yarım saatini Kamil’in ”textbook dürüstlüğünün” altını çizmekle geçiriyor. Kimsenin istemediği Suriyeli işçinin hakkını savunurken, evinin bahçesinden sebze topladığı sırada başkalarının hakkını yememek için bir tane bile fazla almazken, bitkilere müzik dinletmek için kısıtlı gelirini radyoya harcarken, evlerini kentsel dönüşüme verip mağdur olan insanları savunurken, şeytan gibi gösterilen inşaat şirketinde çalışmaktan utanırken görüyoruz onu. Bu kadar yatırım yapılan Kâmil karakteri 50. dakikada filmin savunduğu değerlere ya da gidişatına hiçbir organik bağı olmayan bir şekilde ölüyor çünkü Saadet Işıl Aksoy’un bir şekilde öne çıkması lazım sanırım.

Afişte de başrol gibi sunulan Ali karakterinin kısa süre içinde hem 1940’lar Türkiye’sinden bir dürüstlük abidesi olduğuna, hem saflığından her şeye kandığına hem de birini öldürmeye kalkacak kadar gözü kara ve şeytani olduğuna inanmamız beklendikten sonra bu karakter bir şekilde ölüyor ve o ana kadar hikayede önemli bir fonksiyonu olmayan karısı; Remziye karakteri, kalan 52 dakikada başrole taşınıp Angelina Jolie güzelliğinde bir Kakılmış olarak devlet dairelerinde kocasını aramaya başlıyor. Film birden kentsel dönüşüm fonunda “Şeytani Şirket Bulat İnşaat”la savaşan fakir ve masum insanların Suriyelilere (ve bir Romanya vatandaşına) karşı yükselen faşizmini anlattığını unutup, kayıp aranıyor/kocamı kim öldürdü/devlet kurumları işlemiyor filmine dönüşüyor! Açıkçası Kâmil ölmese ve bu sahneler tamamen çıkarılsa filmin anlamında en ufak bir değişiklik olmaz.

Saadet Işıl Aksoy kalburüstü bir oyuncu ve Saf’ta da elinden geleni yapmış fakat masseter botokslu, kaş dövmeli, cilt bakımlı, şampuan reklamı saçlı haliyle gecekondu mahallesinde yaşam mücadelesi veren fakir kadın rolüne uymamış. Ya çekimlerden bir iki ay önce öz bakımlarını bırakmalı ya karaktere uygun makyaj altında oynamalı ya da bu tarz rolleri tercih etmemeli onun gibi oyuncular. Güzellik başka, zengin kadın bakımına sahip olmak başka, olmuyor işte. Öte yandan Erol Afşin mükemmel, önünde saygıyla eğiliyorum.

Saf; iyi bir ses çalışmasına, Babamın Kanatları benzeri görüntülere, sınıfı geçen toplu oyuncu performanslarına sahip fakat senaryosundaki kafa karışıklığı nedeniyle tökezleyen ortalama bir film. Problemlerinden bir diğeriyse konusunun çok güncel olması ve her gün önümüzden akan haberlerden fazlasını söyleyememesi.

Paylaş
Önceki haberÖykü Palas 2: Anne Duası
Sonraki haberÖykü Palas 3: Süt

HENÜZ YORUM YOK