Schindler’in ListesiGazze

İsrail’in nasıl bu kadar cüretkâr olabildiğini anlamak için İsrail’e gitmeniz gerekir. İsrail’deki soykırım müzelerini gezmeniz, o müzelerde çalışan İsraillilerle konuşmanız gerekir. Landlord’u hor görmeyiniz, o bunların hepsini bir ara yaptı.

Dikkat! Bu yazı televizyondaki telefon hattı reklamında karşılıklı olarak “Hiçççç”leşen iki gencin temsil ettiği kitleye zararlı olabilecek bilgi, zeka ve öztürkçe yüklü cümleler içermektedir.

tersninjaBugün İsrail’in yaptıklarını ve bunları hangi ruh hali içinde yapıyor olduğunu irdelerken bu tecrübelerimden faydalanıyorum. Hiçbir zaman anti-semitik olmadım, Yahudi soykırımını konu alan filmleri çoğu kez göz yaşlarıyla ve yüreğimde koca bir yumruyla izledim.

Ama hep gündemde tutulan bu tarihin yanı sıra Yahudiler’in bugün hem sanat hem de ekonomik alanda dünyanın bir çeşit hakim sınıfı olduğunu görebilecek kadar da kafam çalışıyor çok şükür. Soykırımda ölen ve acı çeken insanların yaşadıkları, hissettikleri hiçbirimizin anlayabileceği, empati kurabileceği bir boyutta değil. Ama bu yalnızca bizim için değil, o günleri yaşamamış bugünün Yahudileri için de geçerli. Zaten bunu başarabilselerdi, yani o acıları çekenlerin çocukları, torunları olduklarını yüreklerinde daha iyi hissedebilip, bu içsel tecrübeyi, bu manevi yüceliği hayata yansıtabilselerdi bugün Filistin’de, dün Lübnan’da (bknz. Sabra ve Şatilla katliamı) olanlar hiç yaşanmazdı.

İsrail’de çoğu insanın sanal bir travma içinde yaşadıklarını gördüm ben. Kendilerini ve geçmişte atalarına yapılanları dünyanın merkezi olarak kabul edip, alternatif ve daha yapıcı bir dünya görüşüne tamamen kapalı olduklarını gördüm. Beni çocuklar için inşa edilen soykırım müzesine götürdüler. Burada hiç kan, ceset ve ya da herhangi şekilde şiddeti sembolize edecek bir nesnenin olmamasıyla gurur duyuyorlardı. Ama içeri girer girmez, benim gibi görmüş geçirmiş bir adamın bile ruhuna belirsiz bir dehşet salacak bir tasarımla inşa edildiğini gördüm müzenin. Evet kan ya da ceset yoktu ama gotik bir kabusun içinde dolaşıyor gibiydim. Karanlıktı, sergilenenler kişinin bilinçaltına korku salması için gerçeüstü bir tasarımla inşa edilmişti. Eskinin evleri birebir yapılmıştı ama bir kabustan çıkmış gibi bükülüp eğilmişlerdi. Distorsiyon vardı her şeyde. (Aklıma başka bir kelime gelmedi!) Edgar A. Poe‘nun bir hikayesinden fırlamış gibiydi her şey, ya da Tim burton’ın bir çizgifilminden…

Bizi gezdiren gönüllü rehbere sordum: “Kaç yaşında çocuklar geliyor buraya?

“5-6 yaşından başlayıp yukarı doğru çıkıyor.”

“Buranın o yaştaki çocukların ruh ve akıl sağlıkları için uygun olduğuna emin misiniz? Yanlarında psikolog oluyor mu?”

“Biz varız?”

“Siz pisikolog musunuz?”

“Hayır?”

“Bu gerçekliğiyle oynanmış görüntülerin çocukları olumsuz etkileyeceği hiç aklınıza gelmiyor mu peki?”

“Hep olumlu tepkiler alıyoruz ama. Çocuklar sevdiklerini söylüyorlar.”

“O yaştaki çocukların büyükleri en memnun edecek yanıtı vermek konusunda uzmandırlar. Elbette öyle söyleyecekler. Yetişkin gibi davranarak, kendilerini yetişkin hissedecekler. Tamam, tamam, boşverin!”

Hayretler içinde yüzüme bakan rehberi arkamda bırakıp turuma devam ettim. İsrailli çocukların nasıl yetiştirildiğini anlamıştım. İşte o çocuklardı büyüyüp, haftasonu gelince  insanların, çocukların öldürüldüğü bir savaşı yüksek bir tepeden maç izlermiş gibi izlemeye başlayan. Neyse ki tüm müze böyle değildi, üst katlarda daha aydınlık bölümler de vardı. O yılları yaşamış çocukların oyuncakları, eşyaları, mektupları sergileniyordu yanlış hatırlamıyorsan. Hüzün vardı ama çocuksu bir masumiyet ve neşe de mevcuttu.

Çocuklarınıza geçmişte yaşanan acıları öğreteceksiniz. Öğreteceksiniz ki o acılar bir daha yaşanmasın. Ama bu öğretim bu acıyı yalnızca o bir daha yaşamasın diye veriyorsanız, dünyadaki acılar son bulmayacaktır. Ve dünyada acı varsa, onu siz yaratmış olsanız bile o acı dönüp dolaşıp size geri dönecektir. Çocuklara nefreti ve hastalıklı bir savunma güdüsü aşılamak yerine, sevgiyi, barışı, insanların, halkların eşitliğini anlatmak gerekir.

Yoksa yüz değil, bin tane soykırım filmi çekseniz de; o filmler dünyadaki tüm salonlarda gösterilip 10 değil, yüz tane Oscar alsa da yine de size düşmanlık besleyenlerin sayısı her geçen gün artar.  Ceplerinizi doldurursunuz ama. Yeni süper starlar yaratır, rafa bir kez daha sıfır iş gücüyle üretilmiş satılabilir bir ürün koymuş olursunuz. İnsanlar tükettikten sonra, insanlar varmış tükenen kimin umurunda.

Bu yazıyı yazarken biliyorum ki tehlikeli sulara girdiğimn farkındayım. Yazdığım bir cümleyi kafasına göre yorumlayıp, ya da benim kendimi yeterince ifade edemediğim bir cümlemin zafiyetinden faydalanıp beni anti-semitik ilan edenler çıkabilir.  Çok takmıyorum. Bugüne ne sağcısına, ne solcusuna; ne enteline, ne lümpenine; ne patronuna, ne müdürüne yaranamadım zaten. Yaranmak için de uğraşmadım. Bu saatten sonra istesem de değişemem herhalde. Kimseden bir beklentim, kimseye göbek bağım olmadığına göre, huysuz ihtiyar gibi istediğimi söyler, istediğimi yazarım. Beni artık internetten de kovacak halleri yok ya.

Not: Kabataş’tan geçerken koca bir pankart var. “Setüstü sakinleri de Filistin’in yanında” gibisinden bir şey yazıyor. Çok güldüm. Boğa manzarasına karşı oturuken balkonda nasıl olunuyor acaba Filistin’in yanında.Hem öyle bir hissiyatın varsa bütün İstanbul’a ilan mı etmen şart mı bunu? Pankarta vereceğin parayı ver alakalı bir yardım kuruluşuna. Ve bu arada “de” de ayrı yazılır sevgili setüstü sakinleri.  

11 YORUMLAR

  1. Set Üstü Sakinleri sadece bir örnek bence bu duruma. Insanlarin acilarini, kisisel tatmin ya da cevreye caka satmak amacli talan etmek ne kadar asagilikca bir eylemdir.

  2. kaç zamandır seyrediyorum ya haberleri.. nasıl içim katılıyor.. nasıl üzülüyorum olanlara.. biz uzaktan bu kadar üzülüyoruz da o minik yavruların anne babaları nasıl dayanabilir..

    niye var savaşlar landlord.. niye var.. neden insanlar birbirleriyle anlaşamıyorlar.. sadece schindler'in listesi değil ki.. nazilerle ilgili filmlerin hepsini ağlayarak seyrederim.. bu kadar eziyet çeken insanların torunları başkalarına aynı çileyi nasıl çektirebiliyorlar..

  3. Ah Spicoli yarama dokundun! Şimdi dinle o zaman…

    Hele o haberler (Özellikle Star ve ATV, daha vardır da hepsini bilmiyorum artık) nasıl ajite edici, nasıl galeyana getirici, nasıl öznel habercilik yapmaktalar be kardeşim. Üzülücem, sırf onlar yüzünden yeterince üzülemiyorum bu insanlık dramına. Bırakın kardeşim işin içine yorum katmayı, goygoy yapmayı, milleti koyun kendinizi çoban yerine koymayı… Siz misiniz bizim vicdanımızın, sağduyumuzun sesi… Siz önce kendinize bir çeki düzen verin rating dilencileri, gündem sahtekarları… Ancak elalemin çektiği görüntüler üstüne habercilik yaparsınız siz… Siz de görüntü çekersiniz ama ancak binanızın bulunduğu semtte… Oralarda ucuza ne insanlık dramı yakalarım diye aranır durursunuz… Televizyon aracılığıyla evlerine girdiğiniz insanların bilinçaltına oynayacak, onların vicdanlarını dürtecek, onları huzursuz edecek bir görüntü için kendinizi satarsınız… Acı çeken bir hayvan, semt pazarının artıklarını karıştıran bir teyze ya da kamerayı görünce her şeyi söyleyebilecek bir gariban buldunuz mu peşin reting bulmuş gibi sevinirsiniz… Ulan siz hayatınızda bir garibana karşılıksız el uzattınız mı, Allah rızası için bir çıkarınızdan vazgeçtiniz mi, para için değil, kariyer için değil, patrona yaranmak için değil sırf şu memleketin, halkın hayrına bir haberin altına imza koydunuz mu acaba… Hakkaten sevmiyorum sizi ya!

  4. Katliam kim tarafından yapılırsa yapılsın katliamdır.Hiçbir özrü hiçbir affı olamaz. Bizden olmayan ölsün felsefesine sahip faşist bir ülke işte İsrail. Birilerinin dur demesi gerek ancak dur diyecek herkes bu olayı görmemezden gelmekte sanki orda insanlar ölmüyormuş gibi hayatlarına devam etmekteler.Başka bir konuda bu Araplar kadar bölünmüş birbirlerine düşürülmüş bir millet daha yoktur heralde.Adamların soydaşları katlediliyor biri bile kılını kıpırdatmıyor.Bunun sebebi de Hamas'ın İran'ın maşası olmasıymışmış.Arkadaşım soydaşlaron ölüyor soydaşların katlediliyor kımılda biraz.

    Landlord notu: Bir iki cümleyi çok aşırıya kaçtığı için çıkarmak zorunda kaldım. Geri kalanını da çıkar o zaman dersen, haber edebilirsin burdan ya da mailden.

  5. 1980’li yıllar… Dönemin başbakanı Turgut Özal, milli değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan Japonların Batı’ya meydan okuyan ilerleyişi karşısında, Japon eğitim sistemine ilgi duyar. Bu sebeple inceleme ve araştırma yapmak üzere bir Japon Pedagog heyetini Türkiye’ye davet eder. Alanında uzman olan bu Japon heyeti, ülkemizin çok değişik yerlerinde inceleme ve araştırma yapar. Görüşme ve temaslarda bulunur. Sonra da bütün bu faaliyetlerin sonuçlarını takdim etmek üzere, zamanın Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler’le birlikte Başbakan Turgut Özal’ın huzuruna çıkar. Eğitim alanında uzman olan Japon heyetinin kararı kısa ve kesindir. Derler ki:

    “Sizin gençliğinizde milli şuur yok”

    Bu karar; Başbakanlıkta bulunan Türk yetkililer üzerinde bomba tesiri meydana getirir ve büyük bir şok yaşatır. Biraz şaşkınlık, biraz da hayret içinde:

    “Nasıl yani…?” diyerek şu soru sorulur:

    “Peki, siz Japonlar, gençliğinize milli şuur verme adına ne yaparsınız? Hangi programı, nasıl uygularsınız?

    Bunun üzerine Japonlar şu cevabı verirler:

    İlk eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Bu çocukları uçak kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyle ve robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şok olan çocuklarımıza deriz ki:

    “Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Eğer siz daha çok çalışırsanız, daha hızlı giden ulaşım araçları yapar, daha üstün teknoloji meydana getirir, daha gelişmiş ve modern fabrikalar kurarsınız” Daha sonra bu çocukları Hiroşima ve Nagazaki’ye götürüp gezdiririz.

    2.Dünya savaşında atom bombasıyla yerle bir edilen bu bölgeleri biz, gelecek nesillere ibret olsun diye aynen koruruz. Buraları çeşitli bilgiler vererek onları gezdirir ve gösteririz. Atom bombasıyla hiçbir canlının ve bitkinin yaşayamaz hale geldiği bu yerleri çocuklarımız büyük bir dikkat ve hayretle seyrederler. Bu gördükleri şeyler onların taze hafızalarında hiçbir zaman silinmeyecek derin izler bırakır. Ve yine deriz ki:

    “Eğer siz çalışmazsanız, vatanınızı korumaz, milletinizi sevmezseniz, birlik ve dirlik içinde olmazsanız; işte böyle düşmanlar sizin ülkenizi bombalar, yakar, yıkar ve yaşanmaz bir hale getirirler. Ama çalışırsanız, güçlü olursanız düşmanlar size saldırmaya cesaret edemezler. Vatanınız yücelir, milletiniz yükselir. Dünyadaki bütün insanlar size saygı duyarlar. Artık çalışmak ve çalışmamak konusunda kararınızı siz verin…”

  6. Televizyonlara bakıyorum her taraf parçalanmış insan cesetleri. Kadın, çocuk, genç artık mozaikleme gereği bile duymuyorlar. Belki biraz daha rating gelir. -Alta da duygusal bir müzik döşeyelim abi halkımız sever. Dramatik bir ses tonuyla acıklı bir hikâye de anlatalım. "Küçük raşit henüz 4 yaşındaydı, o da yaşıtları gibi okula gitmek için çıktı evden…" Bu akşamı da kurtardık Allah bereket versin.

    Ama en çok seyirci çeken yabancı filmin Testere olduğu memleketimde bu görüntüler bizi keser mi? Bu görüntüleri gören uyuşmuş beyin olana bitene bir anlam verebilir mi?

    İşkenceyi sinemada kahkahayla seyreden insanın verebileceği tepki de"yanındayız Filistin" oluyor işte.

    Ama Allah bize bunun hesabını soracak. Sadece yahudilere değil.

  7. yazdıklarınızda çok haklısınız, yorum yazan arkadaşlar da haklı özellikle burak bey, eğitim çok önemli, çocuklarımızı iyi eğitmezsek bunlar olur, biz ne geçmişi iyi öğretebildik ne de geleceğe iyi hazırlayabildik, eğitim felsefemizi acilen değiştirmeliyiz diye düşünüyorum, yeniden kurmacı eğitim felsefesi benimsenmeli…

    schindler'in listesi filmi gerçekten etkileyici bir film bu arada…

  8. Bağırmak,çağırmak,haykrmak… neyi seçersen seç.Para yollamak(Almanya'daki hayır(!) kurumumuz sağolsun; güven bırakmadılar) bi çözüm mi? Kimin eline geçecek? Hakkaten yaraları sarmak için mi,halkın yerine düşünenlerin istediği gibi bir dünya oluşturmak için mi? Sadece parayla çözülecekse paryı veren çözümü bulacaksa milyar dolar veren Amerika bizden daha faydalı.Bu mantığı nasıl yıkarsın, bu gensel düşmanlık nasıl biter.Dünyada yahudinin kazanacağı para bitince mi?Bi kere hiçbir şey için yapılmayan bu özel ayrım, insanı taraf olmaya iten anti seminist kavramı beni çıldırtıyor.Bir tepenin ardında bombaların düşüşüyle dans etmeye başlayan bi anlayışın,'Onlar bize sapanla taş attılar o yüzden bozukayla öldürdük' diyen bi ağzın karşısındayım varın adını siz koyun.

CEVAPLA