Yedinci filmin gösterime girişi vesilesiyle 38 yıllık Star Wars efsanesinin kendileri için ne anlama geldiğini sinema yazarlarına sorduk. İşte samimi ve kişisel cevaplar.

Mos_Eisley GÜZİN TEKEŞ

Star Wars evreniyle ilk tanıştığım günden beri beni büyüleyen yerdir Mos Eisley. Serinin ilk filmi Star Wars IV: A New Hope’da Luke ve Obi-Wan’ın Han Solo ile tanıştığı yer olan Mos Eisley, birbirinden çok farklı ırkların bir arada bulunması ile bir nevi Star Wars evreninin Kudüs’ü gibidir.

Obi-Wan, Tatooine gezegenindeki etrafı çöllerle kaplı bu uzay limanını “buradakinden daha hain ve sefil bir topluluk bulamazsın” diye tanımlarken bir yandan da evrenin en iyi pilotlarının burada bulunacağını itiraf eder. Her türlü kanunsuz kişi ve yaratığın bulunduğu bölgede silahlar konuştuktan sadece saniyeler sonra müzik yeniden çalmaya başlar, hayat normale döner. Zaten barın kapısından girdikleri anda çalan müzik de serinin unutulmazlarındandır. Ayrıca bölge Obi-Wan’ın bilinç kontrolü gücünü ilk kez kullandığı yer olarak da ayrı bir önem taşır.

Mos Eisley, kendinden sonra çekilen bilim kurgu filmlerinde yaratılan benzer bölgelere de ilham vermiştir. Arnold Schwarzenegger’ın rol aldığı 1990 yapımı Total Recall’un yanı sıra Cem Yılmaz filmi G.O.R.A.’da bile bir Mos Eisley replikasına rastlarız.

Uzun lafın kısası kanun tanımaz yapısı ve gizemli atmosferiyle Mos Eisley benim için Star Wars evreninin en çarpıcı detayıdır. Lego’nun sattığı Mos Eisley oyuncakları göz önüne alınırsa bölgenin böylesine büyülediği tek kişi de ben değilim.

 FullSizeRender

KEREM SANATEL

Lucas şimdilerde ‘Star Wars uzay gemisinden ibaret değil,” gibi demeçler verse de benim için serinin en büyüleyici yanı hep uzay gemileriydi, uçan cisimler. Bu konuda hafızam en fazla 1983’e kadar geri gidebiliyor. 90’lardan bu yana düğün salonu olarak kullanılan Koca M. Paşa Can Sineması’nın girişini, ki cadde üzerinde bir pasaj girişiydi bu, pençe gibi kıvrılmış siyah eldivenli eli de ihmal edilmeden devasa bir Darth Vader kafası süslüyor. İmparator  yeni gösterime girmiş. (Gerçekte üç yıl gecikmeli.) 10 yaşındayım ama annemle teyzemi beni filme götürmeleri için ikna edemiyorum çünkü bu kurukafa suratlı kapkara adam fazlasıyla ürkütücü. Hatta teyzem bunun bir korku filmi olduğundan neredeyse adı gibi emin. Her köşeden Star Wars oyuncaklarının fışkırmadığı, gecikmeli vizyon tarihlerine rağmen serinin Türkiye’de henüz efsane olmadığı, tam aksine neredeyse tüm akranlarımın “Yıldız Savaşları ne ki?” dediği bir dönemde büyüdüm, şanslıydım. Seri benim için uzun süre gizem kaynağı olarak kaldı. Klasik üçlemenin ilk filmini TRT’nin Pazar sineması kuşaklarının birinde, 45 ekran siyah beyaz televizyonda, beş kişilik ailemizin hafta sonu hayhuyu devam ederken izledim. Etkilendim dersem yalan olur. Efsaneyi Jedi’nin Dönüşü ‘yle yakalayan kuşaktanım. Endor ormanındaki 74-Z kovalamacasını dilinden düşürmeyen (uçan motosiklet diyorduk) filmi defalarca gören arkadaşların gazıyla dine döndüm. İlk SW oyuncağım da bir A-Wing Starfighter maketiydi. Bizimkilere bir servete mal olmuş olsa gerek. Henüz video kasetler olmadığından ötürü, kutusundaki film karelerine özlemle baka baka her parçasını özenle yapmıştım. Hala anımsadıkça mutlu olurum.

1280x720-CVZ

ONUR KIRŞAVOĞLU

2005 yılında Episode III gösterime girmeden evvel, serinin bütün filmleri izlemiş ama biraz mesafeli yaklaşan biriydim. İnsanların Star Wars tutkusunun abartı olduğunu bile düşünmekteydim. O sıralar televizyonda filmin kamera arkasına rastladım. Darth Vader rolünde oynayan Hayden Christensen, tam da Vader kostümü giyeceği sahneye hazırlanıyordu. Çekim anı geldiğinde Christensen kostümü giymek üzere çağrıldı. Bulunduğu yerden kostümü giyeceği alana gidene kadar gözleri doldu, elleri titremeye başladı ve heyecandan ölecek gibiydi. Benzer bir tablo kostümü giyip sette dolaşmaya başladığında set çalışanları tarafından da sergilendi. Sanki gerçekten Darth Vader yanlarından geçiyormuş gibi heyecanlandılar ve hatta bazıları hüngür hüngür ağlamaya başladı. İşte o an seriye haksızlık yaptığımı, Star Wars efsanesinin insanları nasıl etkilediğini ve kötü karakter olmasına rağmen Darth Vader’ın nasıl bir ikona dönüştüğünü tekrar düşünmeye başladım. Tabii bunu yaparken seriyi bir kez daha izleme ve iyice etüt etme  fırsatını da geri tepmedim. Artık ben de Star Wars seven ve yeni filmi heyecanla bekleyen biriyim ve Darth Vader benim de yanımdan geçse en azından bir donup kalmam kesin.

Stormtrooper_Corps

OZANCAN DEMİRIŞIK

Star Wars‘la ilgili en heyecan verici anım 2005’te İstanbul’da yapılan Sith’in İntikamı ön gösterimiydi muhtemelen. Henüz on iki yaşımdaydım ve bir GSM operatörünün düzenlediği çekilişle gösterime katılmaya hak kazanmıştım. Sadece Türkiye’de değil dünya çapında da filmi ilk izleyenlerden olacağımı fark etmek heyecan vericiydi. Kafamdaki ilk soru yaş sınırı olup olmadığıydı çünkü galada içki servis edileceğini ve bu açıdan yaşın sorun olabileceğini düşünmüştüm. Neyse ki korktuğum gibi olmadı. Gösterim mekânına gittiğimde ortamdaki Star Wars çılgınlığından dolayı az daha kafayı yiyordum. Stormtrooper’lar, Darth Vader ve Darth Maul’lar, Jedi cübbeli ve ışın kılıçlı insanlar, çeşit çeşit yaratık. Cosplay nedir bilmezken alasına tanık olup şaşakalmıştım. Dekorasyon da Star Wars usulüydü tabii. Uzay gemisi maketleri, Ölüm Yıldızı, Tie-Fighter’lar vesaire. (Bazı detayları uyduruyor olabilirim, on sene öncesi sonuçta.) Böyle bir ortamın mümkün olduğunu aklım havsalam almamıştı. Evimde gibi hissetmiştim. Takriben izlediğimiz “Sith’in İntikamı” da hayatımdaki en büyülü seyir deneyimlerindendi; ilk izlediğim zamanki hislerimi bugünmüş gibi hatırlıyorum hâlâ. Velhasıl, unutmamak lazım: Star Wars bir şenliktir!

star-wars-the-force-awakens-hd-wallpaper

TANJU BARAN

Sinemayla geç tanışan biri olarak Star Wars’la münasebetim çok eskiye dayanmıyor; bu nedenle Star Wars’la aramdaki bağa şekil veren ışın kılıçları, uzay gemileri veya tuhaf gezegenler gibi seriyle erken yaşlarda tanışanları cezbedebilecek unsurlar değil, insan olmaya dair sarf ettiği sözler ve çarpıcı karakterleri oldu. Uzay gemileriyle gezegenden gezegene uçan, havalı silahlar kullanan ya da zihin gücüyle her şeyi yapabilen kişilerin, etrafımda gördüğüm insanlardan farklı olmadığına beni ikna eden Star Wars, insanı insan yapan özelliklerin zamansız ve mekânsız olduğunu dile getirerek derin düşüncelerle baş başa bırakıyordu. Kehaneti gerçekleştirmesi beklenen Anakin’in isyanı, Han Solo’nun başına buyrukluğu, Obi-Wan’ın sonsuz sadakati, Darth Vader’in kötülüğü ve Yoda’nın bilgeliği; mahallede her gün gördüğüm, aynı sıraları ve evi paylaştığım arkadaşlarımdan, tanıdıklarımdan, sevdiklerimden öyle parçalar içeriyordu ki baktığım her yerde bir Star Wars karakteri gördüğüm, kurguyla gerçeğin iç içe geçtiği alternatif bir evrenle baş başa kalıyordum. Kafamı yastığa koyduğumda filmdeki karakterlerin Tatooine’de, Alderaan’da, Coruscant’ta değil, benimle aynı odada olduğunu hissetmemdi belki de Star Wars’u eşsiz kılan.

yoda

ZEKİCAN SARISOY

Popüler kültürün sayıca fazla film serileri arasında kayda değer ve efsaneleşen yapımlardan biri Star Wars. Bu efsaneleşmenin altında zemine sağlam basan öyküsünün yanı sıra bilinmeyene olan merak arzusu ile şüphesiz bu katmana kucak açan felsefe temelleri yatıyor. Sadece film ve sinema olma bağlamından çıkıp markalaşma sürecine girmesi ile bu marka üzerine yapılacak her şeyin yapıldı ve akabinde hızlıca tüketildi. Serinin yeni filmiyle birlikte daha evvelinden gelenler yeniden birbirinden çok uzakta olan raflara deste deste konuk edildi. İşin pazarlama ve her anlamda satılabilir olduğu ölçeği bir kenara filmlerin çok rahat bir şekilde bu durumdan aldığı kâr payının yanı sıra zararın ise kadranı aşikâr: Film öyküsünün hiç bitmeyeceğine inandığımız ve sonu kesilmeyecek sıralamasında, hızla kendini tekrar eden yapısı ile genel anlamda sadece ve sadece yeni teknolojiyle makyajlanmış bir teknik süsleme dizisi. Türdeşlerine nazaran bu pop çılgınlık içinden sıyrılan film dizilerinden biri olan uzak evrenin öyküsü Star Wars’un, her karakterinin adımını kaldırdığı an altından çıkan yoğun karakter altyapısı ise bu seriyi kendine ayırdığı koltukta daha bir oturaklı kılıyor. Serinin bu anlamda benim için vazgeçilmezi ise “Yoda” karakteri. Jedi üstadının, üstad ve militarist bir eğitmen olması dışında bu kurgusal gerçeklik içinde kendine çizdiği yol ve öğretileri tıpkı sonu olmayan bir matruşka bebek gibi. Önünde tapındığımız nokta ise bu küçük filozof adamın kendisi değil, küçük tahtında sahip olduğu fazlaca vukuf ile oturmayan, savaşan büyük yeşil adam.

(Yazarlar isme göre sıralanmıştır.)

1 YORUM

  1. Dayanamayacağım yazacağım artık… Bu film serisinin elbette sevilmesinde bi sıkıntı yok ama şişirilmiş bir balondan fazlası değildir bu seri. Sinema yazarları bari bu kadar abartmasın. Durmadan bir de “felsefe felsefe felsefe” diye işin içine “derinlik” katma çabalarını hiç anlamıyorum. Hadi ilk üç filme sinemada görsel anlamda bir şeyler katmış diyebilirsiniz. Eğlencelidir de.(Bundan fazlası hiç değil. Popüler olması belki de bu eğlenceli, hatta kendisini ciddiye almayan bu yönünden kaynaklanıyor olabilir.) Gel gelelim 1999, 2002, 2005 yıllarında çekilen büyük reklam kampanyalarıyla gişeleri silip süpürüp ama o dandik efektlerle sinema namına bir şeyler vaadettiğini sanmak bana saçma geliyor. İlk üç film elbette çocuklukta kalan güzel birer hatıraydı. Hatta bizim gibi belli bir yaşın üzerindekiler için “Dünyayı Kurtaran Adam” bile çocuk aklıyla “vayy be ne filmdi ama” tadındadır. Hatıralara eyvallah, lakin şu felsefe, derinlik goygoyu gerçekten can sıkıcı.

    Not: Yukarıdaki yorumlar elbette şahsi fikirlerdir. Lakin “sinema yazarları”nın da bu kadar bariz olan “pazarlama harikası” Star Wars’ı “yok efenim şöyledir, böyledir, candır, inanılmazdır…” öv öv öv bitirememeleri kesinlikle ortama ayak uydurmaktan başka bir şey değilmiş gibi geliyor bana. Bakın tekrar ediyorum “pazarlama harikası!”. Bir seyirci olarak bu filme “eğlencelik film” tanımından, hadi en iyi haliyle “çocukluğumuzun efsanesi”nden daha fazlasını atfetmeniz sinema dehalarına hakarettir.

    Ahanda size link: http://www.imdb.com/name/nm0000184/
    George Lucas’ın kariyerine bakıp “ulan bu nasıl bir deha ki, 1965’ten beri Yıldız Savaşları dışında-ki bu eğlence amaçlıdır- dişe dokunur bir yönetmenlik vs deneyimi yoktur?”
    Buna cevap olarak “İndiana Jones”un hikayesini yazmış olması gösterilebilir. Bakın dişe dokunur başka bir örnek gösteremeyiz. Geaorge Lucas’ın elinde iyi bir inek vardı ve onu gerçekten güzel sağdı. Amerikalıların eğlence anlayışından anlamam ama Türkiye’de bu olayın fazlasıyla yapay durduğunu söylemeliyim. (Çocukluk hariç). Deha demişken Akira’nın Saklı Kale’sinin uzaya uyarlamak dışında ortada ne var? Bu gerçekten deha denilebilecek bir durum mu? Ona bakarsan “Yedi Samuray”ın dandik uyarlaması “Yedi Silahşörler” de bir o kadar dandiktir. Ama Oscar’ı almıştır. Eğer George Lucas elindeki ineği sağma konusunda dehadır derseniz eyvallah. Ama bunun dışında Star Wars, kusura bakmayın ama “derinlik” ve “Felsefe” sözcükleriyle yan yana gelemez!

    Bir şey daha: http://www.tersninja.com/starwars7/
    Şu aaşlığın altına eklenen film hatalarını “…. Yanıtlanmayan Yedi Soru” diye paylaşmışsınız. Tekrar edeyim “hata”.
    Ama Holivud için bu çok mu önemli? Değil… Önemli olan paradır bıbıcım!
    Her neyse, son film en azından aksiyonuydu, görselliğiydi kesinlikle iyiydi. Eğlendim ve filmi unutmak istiyorum. Ama her yerde bu reklam kampanyasına-bilinçli veya değil buna bahseden herkes hizmet ediyor- maruz kalınca haliyle buraya bunları not ettim.
    Saygılar.

CEVAPLA