Günlük yaşamda çokça karşılığı olan bir duygu üzerine film yapmak, daha doğrusu tüm filmi bunun üzerine kurup iki saat boyunca izleyen seyirciye o duyguyu tattırmaya çabalamak nasıl fikir?

Arjantin sinemasından gelen Tekvando hoşlandığı çocuğa açılamayan, belli belirsiz sinyalleri yakalamaya ve yorumlamaya çalışan, bir süre için gidecek yeri yapacak işi devam edecek yolu olmayan bir genç erkeğin yaz tatilinde yaşadıklarını anlatıyor.

Birlikte karate antrenmanı yapan iki delikanlıdan biri Fernando, diğeri German. Altı yaşıtını yaz tatili için her sene yazlık evine davet eden Fernando diğer altılıyı tanımayan German’ı da ilk kez o yaz çağırır. Ger, Fer’den hoşlanmaktadır ancak bu testosteron kaynayan ortamda alacağı tepkilerden çekinerek cinsel kimliğini gizler.

Yaklaşık iki saat boyunca sekiz ergenin geyik muhabbetini izliyoruz filmde. Yattıkları kızlardan, yatamadıkları kızlardan, futbolculardan, alkolden ve ottan konuşuyorlar. Yüzüp, duş alıp, tırnaklarını kesip, göbek kıllarını buruyorlar. Haksızlık etmemek gerek, yaz tatilleri bu, rahatlıyorlar belki, belki hayatları boyunca bir daha fırsat bulamayacakları şekilde “boş oturmayı” tercih ediyorlar. Onlar istediklerini yapsın da, biz, koştura koştura bilet almış, dış dünyayı iki saatliğine bırakıp bir sanat eseriyle baş başa kalmak için yüzlerce kişiyle suni havalandırmalı AVM salonlarında tıkış tıkış -hatta bazılarımız aç susuz uykusuz- oturup, onların kimseyi asla ilgilendirmeyen boş takılışlarını neden izliyoruz?

Buna filmi izlerken verilebilecek bir cevap var, o da kalkıp salonu terk etmek. Seans boyunca kayda değer sayıda insanın yaptığına şahit oldum. Ya da bittikten sonra filme nefret kusma hayaliyle sonuna dek sabredebiliriz. İzlemeye devam edenlerin böyle yapacağını hayal ettim ve kimsenin zevk alarak izlediğini düşünmedim. Erkek bedenini kutsayan, detay çekimlerle her parçasını uzun uzun gösteren filmin yaratıcılarının amacını anlamamsa, salondan çıktıktan sonra oldu. Yönetmenler Marco Berger ve Martín Farina; German’ın duygularını bire bir yaşamamız için böyle bir yol seçmişler gibi geliyor bana artık. Bir film süresi içinde bizi birine aşık edip karşılık bekleme sıkıntısına sokamayacaklarına göre bu duyguyu simüle etmenin yolunu bulmuşlar. İşte tam da bu nedenle son karede Fer, Ger’i öptüğünde öyle bir rahatlama duygusuna varıyoruz ki, filmden nefret edemiyoruz. Bütün yaz (ya da 105 dk.) beklediğimiz oluyor ve beklediğimize değiyor. Bkz. Katarsis.

Filmin Notu: 4/10

HENÜZ YORUM YOK