The S-Files Nr.46 © Ters Ninja: Serkan Murat Kırıkçı



Sinema yazarlarına sorulmak üzere 10 soru hazırladık. Tümüyle Ters Ninja’ya münhasır 10 ilginç soru. Maksat elbette sinema yazarlarını daha iyi tanıyabilmek… The S-Files adını verdiğimiz bu dosyaların kırk altıncısını Serkan Murat Kırıkçı için açıyoruz.

Nerede, ne şekilde, kiminle seyrettiğinizi hatırladığınız en eski film hangisi?

Şanslıydım bu konuda. Amcam yazlık sinemada makinistti ben küçükken… Her akşam yanında alırdık soluğu. Annemin dediğine göre gazozcu gelene kadar filmi izler, gazozumu içtikten sonra kucağında uyurmuşum. Net hatırladığım filmse Grease… Annem çalıştığı için gündüzleri bakıcı kadın vardı gittiğim. İki genç kızı vardı, onlar götürmüştü… Şaşkınlıkla izlemiş, büyülenmiştim. Sinemayı bu kadar sevmemde etkisi büyüktür…

Sinema yazarı olmasaydınız, ne yazarı olmak isterdiniz?

Gazetecilik dönemimde, küçük bir yerel gazetenin gerektirdiği her alanda yazdım ama sinema kadar tatmin edici olmadığını gördüm. Sinema yazmadan önce karaladığım öykülerin, yine aynı dönemde başlayıp kendine beğenmediğim roman eskizlerimin peşinden giderdim…

Hayatınızın sonuna kadar tek bir filmle idare etmeye mahkum edildiniz. Hangi filmi seçerdiniz?

En çok izlediğim film olan Birdy olur seçimim… Müzikleri de bonusu olur. Sıkılmadan hergün izleyebilirim… Dönem dönem bile isteye mahkum ediyorum kendimi zaten…

Kendinize içlerinden hayali bir arkadaş seçme şansınız olsaydı. Hangi sinema karakterini seçerdiniz?

Roman uyarlaması filmlere gidiyor aklım hemen ama, Parti’deki Hrundi Bakshi iyi olurdu. Partilere giderdik bol bol… Onun sakarlıklarıyla yaşanacak rezilliklerle eğlenirdik… Bende katkı yapardım tabii…

Hangi sinema oyuncusunun görüntüsüne sahip olmak isterdiniz?

Kendi görüntümden memnunum… Lakin mutlak birini seçmem gerekiyorsa Sean Connery’nin olgun yaşlarındaki hali olabilir diyeyiim, kelliğe doğru gidiyorken alıştırma olsun bana…

Hangi yönetmenle sıkı dost olmak isterdiniz?

Lars Von Trier’le dost olmak iyi olurdu. Kendi beş engelimizi çekerek başlardık, ego savaşları yapabilirdik. Ya da David Lynch’le rüyalardan, Peter Greenaway’le sanattan konuşabilirdik. Stanley Kubrick’le dost olmayı geçtim, yanyana gelmek bile yeterdi. Satrançta yenilirdim orası da kesin…

Hangi film gerçek olsun ve siz de içinde yer alın isterdiniz?

Inception’da olmak güzel olurdu. Kendi senaryonu yaz, yaşa… Her yer senin… Sonsuz ihtimal de cabası…

Sinemayı sevmek için iyi bir neden söyler misiniz?

Benim söylemem yersiz olur, Yusuf Atılgan Aylak Adam’da söylemişken… Sinemadan çıkmış insanın hayatın gerçekleriyle yüzleşene kadar herşey olabileceğine inanabilmesi…

Sinemanın en kötü özelliği ya da en büyük zararı nedir sizce?

Klişelerle dolu, nabza şerbet filmlerle tribüne oynaması… Ortalama seyirciyi hiçbirşey vermeden, sürekli uyuşturması. Özellikle bizde sinemasevere zararı, üç büyük şehrin dışına çıkmayan iyi filmlerden anadolu izleyicinin mahrum kalması. Bir türlü giderilemeyen yada sinemaseverin hayrına işlemeyen dağıtım ağı, nihayetinde izleyiciye de esere de zarar veriyor, dolayısıyla sinemaya…
Birde ev sineması demeden geçemeyeceğim. Yalnız başına film izlemeyi sürekli pompalaması ayrı dert… Sürekli ilerlettiği teknolojiyle arşivcinin canına okuması ayrı… Beta’dan, vhs’ye, ordan laser disc’e, dvd’ye derken aynı filmi farklı makyajlarla sürekli satar hale gelmesi…

Bugüne kadar gittiklerinizin içinde en sevdiğiniz sinema hangisiydi?

Çocukluğumun yazlık sinemaları… Film izlemenin maç gibi izlendiği dönem müthişti. Kahramanı alkışlamak, kötü karaktere küfür etmek… Tüm salon filmi yaşardı. Film izlerken yanındakiyle konuşurdun… Şimdi arkadakinin tekmesi, öndekinin telefonu derken az olalım, öz olalım der hale geldik. Sinema seçmem gerekirse yapıdan ibaret olmayan, yaşayıp nefes alan sinemaları sayabilirim. Emek sineması özeldir benim için, festivallerde yönetmenler, oyuncular gördük…