Harry Potter’ın Hogwarts’da okuduğu kitaplardan biri olan ve seriye destek olarak dilimize de çevrilmiş incecik bir kitapçık olan Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?; Harry Potterkitaplarının ve dolayısıyla filmlerinin tamamlanmasının ardından The Wizarding World’ü devam ettirebilmek adına yeni bir seriye ilham kaynağı olmuştu iki sene önce. Harry Potterfilmlerinin son dördünü çeken ve ortaya çıkardığı işlerle şahsen tanımadan nefret ettiğim birine dönüşen David Yatesyapım şirketiyle nasıl bir ilişkisi varsa artık, yeni serinin de başına getirilmişti. (David Yates zamanla birçok Harry Potter hayranı için nefret öğesine dönüştü, bu da incelenmesi gereken bir husus olarak kenarda dursun şimdilik.) Hayatımdaki ilk 4DXdeneyimi olmasına rağmen uykumu getiren, çoluk çocuğa oyuncak sattırma amaçlı görünen bir lunapark eğlencesi izlemiş ve sinemadan bir kez daha hayal kırıklığına uğrayarak, gelecek filmler için de tüm ümidimi kaybederek ayrılmıştım.

Fantastik Canavarlarserisinin ikinci filmi Grindelwald’ın Suçları’na sadece “Allah belanı versin David Yates”tweeti atabilmek için gittim ve Ateş Kadehi’nden (2005) bu yana görmeyi beklediğim kadar iyi bir filmle, Yates’in ilk iyi The Wizarding Worldfilmiyle karşılaştım. Muhteşem bir aksiyon sahnesiyle açılan yapım uzun zaman aşılamayacağını düşündüğüm set-kostüm tasarımları (çok yaşa Colleen Atwood, umarım beşinci Oscar’ını alır) ve seyirciyi kıskıvrak yakalayan müziklerin de katkısıysa IMAXperdesinden dışarı taşan heybetiyle karşımdaydı. (Bu arada film gerçekten bir anlamda perdeden taşıyor. 2.39:1 formatı gereği geniş IMAXperdesinin altında ve üstünde siyah bantlarla izliyoruz tüm filmi ancak yer yer imajlar siyah bantlara taşıyor. Hayır, IMAXkamerasıyla çekilen sahnelerde olduğu gibi görüntü format değiştirmiyor, sadece taşmalar oluyor ve bunları yakalamak çok eğlenceli.) 133 dakikanın her birine bayıldığımı büyük bir Harry Potterhayranı olarak söylemem gerek.

Peki, neydi bu filmi bu kadar iyi yapan? Öncelikle ilk filmin çocuksu tonundan, sevimli hayvanlar karnavalı tadındaki olay örgüsünden ve düşük yaş grubuna hitap etme çabasından vazgeçilmiş. Sonra; J.K. Rowlinggerçekten karmaşık, kronolojik olarak Harry Potter ve Felsefe Taşıkitabının öncesinde geçen ve yedi kitap boyunca soluksuz okuduğumuz büyücüler dünyasına dört koldan bağlı ama yepyeni bir hikâye yazmış. Bu çok önemli. Grindelwald’ın Suçları, Harry Potterhayranlarının biraz daha parasını alabilmek için her sene farklı kapaklarla çıkan kitaplar gibi değil, bir bilet daha kesebilmek için bir kitaptan üç film çıkarma çabasının ürünü değil, yepyeni karakterleri tanıdıklarla buluşturan ve soluksuz izlenen bir senaryoya sahip; bir nevi sıfırıncı kitap ya da yedi filmi destekleyecek bir tür Episode I. İki yıl önceki filmi yok sayıp süper kahraman filmlerinin evreni tanıtan ilk bölümleri gibi, bağrımıza basmamız gereken bir açılış.

Açılıştaki aksiyon sahnesi dışında hiç hareket olmayışı, resimli roman okur gibi bir deneyim sunuşu ve özlediğimiz karakterlerin gençliklerini görünce sevinçten koltuğunda oturamayacaklar dışında kalanlara bir şey ifade etmeyecek nostaljisi yüzünden burun kıvıranlar olacaktır; animasyon filmlerin bile izleyiciyi sıkma korkusuyla beş dakikada bir aksiyon sahnesi sunmasına alışan seyirci onlarca karakterin soyağacına varan detaylarla sunulduğu Grindelwald’ın Suçları’nı beğenmeyecektir. Ancak iyi bir Harry Potterromanı okumayı özleyenler için karşımızda altın değerinde bir iş var. Tek hayıflanmam, J.K. Rowling’in bu metni önce kitap olarak basmayıp doğrudan senaryo yazması oldu. Keşke önce hepimiz kendi hayal dünyalarımıza çekilip bu lezzetli metni iki farklı mecrada tadabilseydik.

Kaçırmayın.

HENÜZ YORUM YOK