Temelinde yatan fikir sayesinde Slasher bataklığında bir gül gibi açan ve kitlelerin dikkatini çekerek beş yılda dört filme ulaşan “The Purge/Arınma Gecesi” serisi her yeni filmle cepten yemeye devam ediyor. Olayların başlangıcını anlatmaya soyunan İlk Arınma Gecesi (The First Purge, 2018) yönetmen değişikliğiyle bugün vizyonda.

İlk Arınma Gecesi isminden de anlaşılacağı gibi 2013 tarihli ilk filmin öncesini anlatıyor. Ekonomik kriz ve yaşam şartları nedeniyle ABD zor günler geçirmektedir ve halk kendilerine Yeni Kurucu Atalar (NFFA) diyen bir grubu umut ışığı olarak Beyaz Saray’a taşır. NFFA’nın getirdiği çözüm önerisiyse seriyi bilenlerin aşina olduğu Arınma Gecesi’ni düzenlemektir ancak elbette bütün ülkeye bunu kabul ettirebilmek zordur ve onlar da uygulamayı bir sosyal deney gibi göstererek siyahilerin çoğunlukta olduğu Staten Island’da, geceye katılanlara para teklif ederek, gönüllülük esasına göre(!) yapmaya karar verirler.

İlk Arınma Gecesi ilk yirmi üç dakikasını serinin ruhuna uygun bir temel inşa etmeye adıyor. Uzmanların gönüllü Staten Island sakinleriyle birebir görüşmeleri, Başkan ve bazı siyasetçilerin açıklamaları, televizyondan uzman görüşleri ve ada içindeki-dışındaki Amerikalıların bireysel tepkileri paralel kurguyla ve başarıyla aktarılıyor. Sirenlerin çalmasıyla süre işlemeye başladığındaysa tipik The Purge aksiyonu yerine daha büyük oyunlar izlemeye başlıyoruz. Çetelerin iç hesaplaşmaları, bir psikopatın delilikten aldığı motivasyonu, paralı askerlerin müdahalesi ve otomatik silahlara eklenen bombalar derken mahalle mahşer yerine dönüyor. Özellikle son düzlükte mafya babası Dmitri’nin (Y’lan Noel) Luke Cagemotivasyonuyla hareket eden bir Rambo’ya (tek kişilik ordu diye okunur) dönüşmesiyle fikir/çıkış noktası/sosyal mesaj unutulup; “ne kadar büyük, o kadar iyi” düsturunda bir aksiyon bombasına dönüşüyor film.

İlk Arınma Gecesi’nin iki artısından biri temel atma başarısıysa, ikincisi inandırıcı aşk hikayesi. Hayattaki duruş farklılıkları nedeniyle ayrıldıklarını düşündüğümüz Nya ve Dmitri’den ilki insanları iyiliğe sevk edebileceğini düşünen ve mümkün olduğunca fazla sayıda insanı kurtarmak için elinden geleni yapan bir kadın, erkek tarafıysa “başka türlüsünü bilmiyorum” diyerek kendini savunan bir mafya bozuntusu; sevdiklerine karşı iyi kalpli olsa da sokaklar onun uyuşturucusuyla dolu ve silah işinde. Bu iki taraftan iyiliğe inanan, parasını kötülük yaparak kazanana başta yüz vermiyor ve kanlı parasını istemediğini açıkça belirtiyor ancak finalde iş “dünya o kadar kötü ki, şiddet uygulayan biri bizi korumazsa hayatta kalamayız”a varıyor. Kötülerden kötü beğenmemiz gerekiyor, “bizi öldürecek silahtansa bizi kurtaracak silaha yanaşmamız doğrudur” deniyor. Bu mesaj ve Dmitri’den kahraman yaratma çabası bana oldukça sorunlu geldi.

Sonuç olarak; toplumsal hareketi gettodan başlatmak, ırkçılık, soykırım ve Nazi subayı göndermeleri gibi bazı buluşları hoş olsa da son mesajı “zafer savaşılarak kazanılır” olan ve “iyilikle büyüyen”in “kötülüğü bilen”e teslim oluşu şeklinde sonlanan, The Purge ruhunu ilk yirmi üç dakikanın sonunda bir kenarda unutan standart bir aksiyon filmi var karşımızda.

HENÜZ YORUM YOK