Frank Darabont’un televizyon dünyasına kazandırdığı ve o ekipten ayrıldığı günden beri kan kaybı durmayan The Walking Dead, ekranlarda altıncı yılını sürüyor. 2015 bitmeden ilk sekiz bölümü yayınlanan dizi, 2016’da sekiz bölüm daha devam ederek sezonu tamamlayacak.

ne-zaman-spinoff

The Walking Dead altıncı sezona, o ana dek olanlardan neredeyse bağımsız, yeni bir çıkış noktasıyla başlıyor. Kahramanlarımızın yerleştiği modern yaşam köyünden belli bir mesafe uzakta, aylakların kümelendiği bir taş ocağı olduğu öne sürülüyor. Bu dev çukura düşen yüzlerce aylak var ve birikinti arttıkça tehlike artıyor. Detaylar önemli değil, Rick ve arkadaşları yüzlerce aylağı Fareli Köyün Kavalcısı misali güderek oradan uzaklaştırma planı yapıyor ve hareket başlıyor.

Birinci bölümde yaşananlar hikayenin güç bela geldiği noktayı bir adım öteye götürmüyor. Ana karakterler zarar görmediği sürece o alanda yaşananlar tamamen anlamsız. Video oyunu gibi. Bir görev var ve başarılması gerekiyor. Pasif izleyici de neler olduğunu gözlemlemekle yükümlü. 43 dakikalık ortalama bölüm süresinden 22 dakika daha uzun süren “First Time Again” ne yazık ki içi boş bir aksiyon seyirliği. Hele o kısa zaman öncesinde yaşananları aktarmak için siyah beyaz görüntülerin tercih edilmesindeki acizlik, oraya hiç girmeyelim en iyisi.

thewalkingdead

İkinci bölüm “JSS” ilk bölümde gördüklerimiz sırasında evlerin olduğu bölgede neler yaşandığını anlatıyor. Tehdit, alınlarına “W” yazan ve herkesi parçalayarak öldürmeye çalışan insanlardan geldiği için daha heyecan verici ve hala umurumuzda olan dört-beş karakterden biri olan Carol’ın öne çıkışı sayesinde seyri zevkli. Bu bölüm heyecan verici olmanın yanında, üzücü gerçeği hatırlatması açısından da önemli. Üzücü gerçek şu; The Walking Dead senaristleri çok kötü yazarlar. Dizinin geldiği noktaya rağmen mevcutta hiç dramatik çatışma olmayışı ve sevilen bir avuç karakteri öldürmek dışında sürükleyici olmak adına ellerinden bir şey gelmeyişi bunu düşündüren. Altıncı sezonun ikinci bölümü ortalamanın üzerinde bir bölüm çünkü neredeyse kimse konuşmuyor. O, onu öldürüyor; bu da bunu ve bitti. Seyirci kan ve vahşet karşısında eğlendi. Makyaj ve ses çalışması her zaman iyiydi zaten ve bir bölüm daha böyle kurtarıldı.

Üçüncü bölüm “Thank You” birincinin bittiği noktaya dönüyor. Evet, senaristler bize sezon başında çözülmesi gereken bir sorun, halledilmesi gereken bir mesele uydurdu ve dizi onun etrafında dönüp durmaya devam ediyor. “O sırada diğer tarafta ne yaşandı” diyerek zaman dolduruyor. Yaşanan bir şey yok. Yine yeni gelenler eskilere bel bağlıyor, yine çekirdek ekibimiz kendilerini üç dakika önce tanıştıkları insanlar için riske atıyor, yine birini geride bırakmanın ahlaki boyutu tartışılıyor ve yine birileri koşarken diğerlerinin bileği burkuluyor, ısırılıyor falan filan. En sevilen karakterlerden birini ölümle burun buruna da getirdik mi, tebrikler, üçüncü bölüm de hazır.

-6-sezon-8-bolum_130933664571999042

Dördüncü bölüm “Here’s Not Here” adından da anlaşılacağı gibi saçmalıklarla dolu. Morgan karakterini 71 bölümün 8 tanesinde gördük. Görmediğimiz sürede ne yaptığını anlatmaya çabalayan bu bölüm sanki ellerinde “The Leftovers” ya da “Daredevil” senaristleri varmış gibi, bir de 62 dakika sürüyor. Morgan, Aikido yapan bir adamla tanışıp post travmatik stres bozukluğundan kurtularak canlılara saygı duymayı öğreniyor, hepsi bu. Tüm bölümü buna ayırmak, hem de bir buçuk bölüm süresine uzatmak en hafif tabirle kendini bilmezlik. The Walking Dead aksiyon sahneleriyle var olabilen bir dizi artık. Dramatik çatışması yok, diyaloglar kötü, oyuncular vasat. Mevcut senaristler bir köşeye çekilmediği sürece de bu böyle devam edecek. “Here’s Not Here” gibi facialar gemiye daha fazla su aldırmaktan başka işe yaramıyor.

Beşinci bölüm doğru bir hamleyle ikili ilişkilere odaklanıyor. Glenn-Maggie başta olmak üzere Rick’in yıllar sonra birinden hoşlanması, Carl’ın Enid’e hisleri ve ne olduğu açıklanmayan kız kıza (lezbiyen demek için erken) öpüşme sahnesi doğru tercihler. Böylece aksiyon az da olsa ilgi ayakta tutulabildi. Altıncı bölüm de Abraham’ın Sasha’ya hislerini belli etmesi ve en sevilen karakterlerden Daryl’ın başrolde olmasıyla kendini izletti.

Yedinci bölümle birlikte Glenn’e bir şey olmadığından emin olduk (öldüğünü düşünen var mıdır gerçi bilemiyorum), herkes birbirine cesaret verdi, “bir arada olmamız önemli, birbirimize destek olmak zorundayız” mesajları verildi ve 42 dakika bitti.

Sekizinci bölüm yani kış tatili öncesi yarı sezon finali, alışıldığı üzere büyük bir aksiyona ayrılmıştı. Duvar yıkıldı, kahramanlarımız zor durumda kaldı ve şubat ayında diziyi izlemeye devam etmemiz için yeni düğümler atıldı.

The Walking Dead böylece kötü diyemesek de iyi olmaktan çok uzak bir yarı sezon daha geçirdi. Bakalım 14 Şubat 2016’dan itibaren kalan bölümleri izlediğimizde fikrimiz değişecek mi.

HENÜZ YORUM YOK