Pazar akşamı tabağını vermek için geçerken uğradığım alt kattaki komşu teyzenin beni nasıl esir ettiğinin ayrıntılarına girmeyeceğim, ama bilin ki Malatya uçağını kaçırmama sebep olan talihsiz olaylar dizisini başlatan oydu. (dikkat dağıtma) Çetenin bir diğer elemanı ise bindiğim taksinin şoförüydü. (ulaşım) Sanki Scotty onu bir ramazan sohbet programından direksiyonun başına ışınlanmıştı. Yayında başladığı sohbete aynen devam ediyor, keyfekeder de arabayı kullanıyordu. “Aheste aheste süreceksin” direktifi almıştı bir yerden. İki dakikayla kaçan deniz otobüsü, binilen bir sonraki deniz otobüsüyle yetişilemeyen uçak… Atatürk havalimanından kös kös Kozyatağı’na dönüş. Ertesi gün komşu teyzeye görünmeden apartmandan kaçış, özenle seçilen taksi (şoförü) ve sağsalim Malatya’ya varış.

 Ege Görgün (Landlord)

4 gün gecikmeyle de olsa 2. Uluslararası Malatya Film Festivali’ne katıldım. İlk gün (Salı) ders ve korsan kitapların hegamonyasının yaşandığı İstanbul Pasajı – Sahaflar Çarşısı’nı ziyaretle başlıyor.  Geçen yıl geldiğimde tanıştığım, sahaf dükkanına Şimdilik Mavi gibi ilginç bir isim veren Enver kardeşime baktım, bulamadım. Rehabilitasyon merkezinden öğretmenlik de yapan Enver Yozgat’a tayin olmuştu. Yan dükkandaki Celal Dayı‘ya baktım, pek uğramıyormuş artık.

Geçen yıldan tek tanıdık, çarşının gerçek anlamdaki tek sahafı olan Muharrem Amca idi. 84 yaşındaki Muharrem Amca 1960 yılından beri yapıyor bu işi.  Öncesinde ayakkabıcılık yapıyormuş ama çıkan bir yangında her şeyleri kül olmuş. “Hiç unutmam,” diyor sevimli bir Doğu şivesiyle Muharrem Amca, “Bankada 10 lira, cebimde 750 kuruş, beş çocuk, hanım kalakaldık öyle. Çok sıkıntı çektik. Ekmek alıp, onun yanına bir baş soğan alamadığımız günler oldu.” O zor zamanları hiç unutmadığından olacak, çok sıkı pazarlıkçı Muharrem Amca. 30 TL’yi 25’e indirtemiyorum. “28 olsun,” diyor. Sonra bir kitap daha veriyor 30’u alıyor. Muharrem Amca parasız işsiz kalınca ne yapayım diye düşünmüş. Sahaflığa önce kendi kitaplarını satarak başlamış. Sonra gerisi gelmiş. 1963’te şimdi bulunduğu dükkana geçmiş.  Ne tür bir kitap aradığını söylüyorsunuz, ağzına kadar, köşe bucak kitap dolu o minicik dükkanda gözden kayboluyor Muharrem Amca ve birkaç dakika sonra elinde bir tomar kitapla görünüyor. “Çay ikram edeyim,” diyor. “Sonra çayını içmek için geliriz” diyorum. O da klasik olarak “Başım üstüne,” diye yanıt veriyor. Diğer dükkanlarda içilen çaylar, edilen muhabbetler, satın alınan kitaplarla gayet memnun ayrılıyoruz çarşıdan Ercan‘la.

Gün özellikle seçilmiş anaakıma yakın duran bir Alman filmin izlenmesiyle devam edip, festivalin Ters Ninja’ya verdiği plaketin teslim alınmasıyla nihayete eriyor. İkinci gün ise güzel bir gezi bekliyor beni: istikamet Pertek…

Pertek, Elazığ ve Tunceli il sınırı vazifesi gören Keban Baraj Gölü’ne kıyısı olan bir ilçe. Biz bu ilçeye giderek Malatya’nın ardından iki ilimize daha gitmiş olacaktık. Elazığ’dan otobüsle geçip (ne yazık ki gezemedik), feribotla Tunceli il sınırları içinde yer alan Pertek’e intikal ettik.


Üstünden geçtiğimiz bu kocaman gölün bir zamanlar, öyle çok fazla değil 50-60 yıl önce burada olmadığını düşünmek şaşırtıcı. Bu suların altında köyler ve gölün ortasında azametle duran Pertek Kalesi’nin çeşitli bölümleri var. Adanın gizemli görüntüsü okuduğum bazı fantastik çizgi romanları hatırlattı bana. Geceleri vampirlerin ya da hayaletlerin kol gezdiği bir ada olabilirdi burası, neyse ki biz gündüz vakti gidiyorduk. Neyseki ekip de süper kahramandan farksız isimler var: Agah Özgüç, Sadi Çilingir, Ali Hakani Mehmet Esen, Begüm Kütük yaşaroğlu, Serdar Akbıyık, Alper Turgut, Banu Bozdemir, Murat Tolga Şen





Bir ara kaptan köşküne çıkıyorum. Selçuk Kaptan 27 yıldır bu hatta gidip geliyormuş. Günde 32 turdan, siz yapın artık hesabı…

Dönüşte Pertek’in muhteşem manzaralı yolunda kısa bir yürüyüş yapıp termal tesislerde çay ve mauhabbetle yorgunluk attık. Sadi Abi (Çilingir) ve agah abi (Özgüç) anlattı, ben dinledim. Her zamanki gibi.

Akşam Pertek’in hakim bir tepesinde yöresel türküler, sıcak şarap ve sucuk ekmek eşliğinde güneşin batışını izledik.

Yorulduk ama mutluyduk.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA