Auteur kavramının; kabaca, bir yönetmenin herhangi bir filmini diğerlerinden ayıran spesifik özellikler, kendine has hikâyeler, oyuncular, mekânlar, kamera kullanımı ve göstergebilim çerçevesinde metaforik anlatımıyla sinemasal bütünlük oluşturma biçimi olduğunu biliyoruz. Şimdi hep birlikte Abbas Kiyarüstemi’ye bu başlıklar çerçevesinde bir göz atalım ve onun “gerçek sinema”sında bir gezintiye çıkalım.
Hikâye
“Duyguları kamçılamak, karanlıkta cüzdan çalmaya benzer.”
Abbas Kiyarüstemi’nin sinemasında, alışılagelmiş ana akım sinemada olduğu gibi; kötü adamın öldüğü muhteşem finaller, seyirciye yoğun bir şekilde sunulan katarsis ve seyircinin neredeyse tamamen edilgen olduğu anlatılar görmek zordur. Çünkü onun hikâyelerinde, neresine bakarsanız bakın mutlaka kendinize bir yer bulursunuz.
Özellikle son beş yılda Türkiye’deki sinema endüstrisinin de yaptığı gibi, yaşanmış bir olayı perdeye aktarmak kolaydır. Birebir olmasa bile, az ya da çok değişiklikle durumu aktarır; seyirciye muhteşem bir seyir zevki sunar ve onu edilgen konuma yerleştirirsiniz.
Fakat art house dediğimiz sanat sineması ve özel olarak Abbas Kiyarüstemi sinemasında, seyirciyi edilgen kılmak yerine, filmin parçası hâline getiren, düşündüren bir yapı vardır. Film sonunda kötü adamın öldüğü klasik finaller, güçlü katarsis anları ya da günlük hayatın stresinden kaçış imkânı bulamazsınız. Kiyarüstemi sinemasında, yaşanmış gerçek bir olay değil; yaşanması muhtemel, hatta aklınızdan bile geçirmek istemediğiniz durumlarla yüzleşirsiniz.
Mekân
Kiyarüstemi’nin mekân seçimi konusundaki ustalığı da filmlerinde açıkça görülür. İran doğasının en etkileyici güzellikleri, onun sinemasında adeta bir karakter gibi yer alır.
Köker Üçlemesi’nin ilk filmi olan *“Arkadaşımın Evi Nerede?”*de, bir tepenin üzerindeki ağaca doğru uzanan patika; *“Ve Yaşam Sürüyor”*da deprem bölgesi ve Köker civarı; “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” ve *“Kirazın Tadı”*nda ise doğanın bu görkemli dokusu öne çıkar.
Kiyarüstemi, adeta size şiirsel bir tabloyu izletir gibi, doğayı en saf ve etkileyici hâliyle sunar.
Göstergeler ve Metaforlar
Abbas Kiyarüstemi, tıpkı Tarkovsky ya da Kurosawa gibi, “şiir gibi” karelerle izleyiciyi büyüleyen bir sinemacı olarak öne çıkar. Bu görsellerin her biri; kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı biçimde anlatıya etki eden güçlü göstergeler ve metaforlarla doludur.
1997’de Altın Palmiye kazanan “Kirazın Tadı” filminde, Kiyarüstemi ile özdeşleşmiş bir tepenin toprak yolunda virajları alan bir arabanın içinden geçen diyaloglar yer alır. Bu sahnede, arabanın ilerleyişiyle hayatın akışı arasında zıt ama derin bir bağ kurulur.
Şoförün, toprakla uğraşan bir şantiyede, kendi gölgesinin iş makinesinde işlenen toprağa düşmesiyle; karakterin ölümü arzulamasına rağmen, toprağın onu bir gün dönüştürüp tekrar hayata döndüreceği umudunun metaforu ustalıkla işlenir.
Kiyarüstemi’nin “gözbebeği” olarak tanımladığı *“Yakın Plan”*da, parfüm şişesinin yavaş yavaş yuvarlanması ve gazetecinin şişeye vurmasıyla birlikte Hüseyin Sabzian’ın hayatındaki dramatik kırılma sembolize edilir.
“Arkadaşımın Evi Nerede?” filminde, çocuğun mahalleler arasında gidip gelirken tepedeki ağaca uzanan Z şeklindeki patika, yaşamın iniş çıkışlarını ve sonunda kaçınılmaz olarak bir sona ulaşacağını temsil eder.
İranlı şair Füruğ Ferruhzad’ın şiirlerinin ustalıkla işlendiği ve kendine yaşam bulduğu *“Rüzgâr Bizi Sürükleyecek”*te, karanlıktan elinde gaz lambasıyla çıkan genç kızın, tıpkı Nuri Bilge Ceylan’ın *“Bir Zamanlar Anadolu”*sundaki gibi karanlık eril dünyaya ışık ve medeniyet taşıması, Kiyarüstemi sinemasındaki güçlü metaforlara bir başka örnektir.
Sonuç
Abbas Kiyarüstemi’nin, kendine has ve biricik bir üslubu; her bir karesi üzerine saatlerce konuşulabilecek, izleyiciyi yaşamın tam merkezine çeken filmleri vardır. Onun sinemasında her kare, bir tablo gibi uzun uzun izlenebilir ve anlam katmanlarıyla düşünülebilir.
Yazımı, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ünlü Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’ın Abbas Kiyarüstemi hakkında söylediği şu sözle bitirmek istiyorum:
“Sinema Griffith ile başlar ve Abbas Kiyarüstemi ile sonlanır.”
Jean-Luc Godard
Yazan: Ramazan Arslan (12.06.2022)








































































































