Dünyanın en iyi 10 davulcusu

Herkese merhaba! Bir süre önce yayınlanan seçkimizde “Bebeler” ve “Abiler” olmak üzere 10’ar davulcuyu listelemiştik. Rolling Stones web sitesinde, Andy Green’in, okuyucu oylarıyla belirlediği “dünyanın gelmiş geçmiş en iyi 10 davulcusu” listesini görünce isimleri sizler için araklamakta hiçbir beis görmedim.

Cenk Büker

Elbette yalnızca isimleri saymak fazla kolay olacağından, her bir isimle ilgili sağlı sollu araştırma yapmayı da ihmal etmedim. İşte sizin için seçtiğimiz fotolar eşliğinde Bonzo’nun açık ara birinci olduğu liste:

1. John Bonham

İşte benim has adamlarımdan Bonzo! Gösterişsiz fakat oturaklı tarzıyla dingin fırtına! Kitabî bilgiye göre: Bateri çalmayı beş yaşında, teneke, kahve kutuları ve tencere kaplarıyla öğrendi. Annesi eşliğinde gerçekleştirdiği bu mutfak session’larını babasının marangoz atölyesinde, tahta parçalarından yaptığı bagetlerle olgunlaştırdı. Yiğidin harman olduğu ortamlar, davuldaki sert üslubunun nedeni de açıklanmaktadır. İlk bateri setine kavuştuğunda 14 yaşındaydı.

Buddy Rich esiniyle şekillenen büyük bir davul seti. 26 inç’lik Ludwig kick’ten gelen masif vuruşlarla varlığını parçanın her anında hatırlatırdı.

Atağa kalktığında ise 10 kaplan gücündeydi. Kaptan Ahab ve denizcilerinin lanetli kaşalot Moby Dick ile mücadelelerini anlatan efsanevi Moby Dick solosunu kim unutabilir?  Öyle bir solo ki, denizcilerin kürek çekişlerindeki ritmi, hayvanın ara sıra su üstüne çıkışında yaşanan gerilimi, yükselen tansiyonu, avın heyecanını an be an hissedersiniz.

Zirvede oldukları dönemde sorulan “Şimdi çok meşhursunuz fakat ya gündemden düşerseniz?” sorusuna “Mühim değil, Zeppelin’den önce inşaat işleri yapıyordum, oraya geri dönerim” şeklinde cevap verecek kadar mütevazıydı.

Geride dünyanın en büyük Rock gruplarından biri ve 300 milyonu aşkın albüm satışı bırakarak 1980 yılında diğer tarafa geçti. Bilindiği üzere Led Zeppelin, Bonzo’nun ölümünden sonra dağılmıştı. Robert Plant bu konuda “Arkamıza baktığımızda Bonzo’dan başkasını görmek istemiyorduk” diyerek durumu açıklamıştı. Arada bagetleri atıp, ellerini kanatıncaya dek davul çalan bu mahalle delikanlısını saygıyla anıyoruz.

2. Keith Moon

Bazıları yalnızca çalar, diğer bazıları ise çığır açar. İşte onlardan biri:

Hızıyla “Ahtapot” lakaplı, yalnızca bir grup enstrümantisti değil, bir şovmen olarak geniş kitleleri etkilemiş çılgın zat! O sahnedeyken seyircinin “kesin bir davulcu daha olmalı, sahne arkasına falan saklamış olabilirler” dediği sık duyulurmuş.

Tarihin ilk “Orkestral Rock Davulcusu” olarak nitelendiren, 17 yaşında The Who’ya girip 32 yaşında hayata eyvallah diyen eksantrik davul sihirbazı. Mütemadiyen alkol, fasılasız parti kafası. BBC’deki bir şova davuluna doldurduğu suyun içindeki balıklarla katıldı. Arkadaşlarını güldürüp vokal kaydını engellediği için stüdyodan sık sık şutlanırdı. Duvar badanası ile boyadığı lila renkili Rolls Royce’unu evinin havuzuna gazlaması, Top Gear ekibi tarafından canlandırılmaya çalışılmıştır.

Eşyaları camdan aşağı fırlatmalar, alt katta kendisini bekleyenlerin arasına patlattığı tavandan girmeler, ve özellikle klozet patlatmalar. Evet, evet; bildiğin klozete dinamit koyup patlatmalar. Bu nedenle bir çok otel kendisini kara listeye almış. Sadece patlayan tuvaletlerden verdiği zararın 500.000 $’ı bulduğu söylenir.

Bu listede yer alan isimlerden Neil Peart ve Dave Grohl’un esin kaynağı olduğunu söylemek bile önemini anlatmaya yeter. Eli dursa ayağı durmayan bu sürat canbazının tarihin en hızlı sağ ayağına sahip olduğu rivayet edilir.

Davul tekniğinin aşkınlığından ziyade –ki çoğu kişi böyle olmadığını düşünür- buluşçu tarzıyla öne çıkan bir hergeleydi. Bu groove adamının; Metal, Punk ve Grunge gibi görece yeni türlerin davul tarzlarından sorumlu tutulacak kadar öncü olduğunu savunanlar da var.

Yakın arkadaşlarında Ringo Starr, Moon’a bu kafayla giderse kısa sürede kendisini öldüreceğini söylediğinde yanıtı kısa olmuştur: “Evet, biliyorum.”

73’teki Quadrophenia turunun San Francisco konserinde aldığı aşırı miktardaki “at sakinleştiricileri” ve brendi yüzünden, davul üzerinde yaşama veda etti. Gitarist Pete Townshend’in seyircilere “aranızda iyi davul çalabilen var mı?” anonsu üzerine gelen bir hayranlarıyla şov devam etmiştir.

Davulun yalnızca bir eşlik aleti olmadığını gösterdi.

Şu an muhtemelen Tanrı’nın başını ağrıtmakla meşgul…

3.Neil Peart


Modern zamanların en sevdiğim davulcusu… Bu adam bir gün çıkıp da “Aga ben uzaylıyım!” dese şaşırmam. Bilgisayarı açıp “Kim la bu?” diye kafadan ilk bilgilere dalsanız şunu görürsünüz, ki olayı yeterince tarif ediyor: “İnsanüstü, entelektüel, şarkı sözü yazarı” vb. Yine internette çalış tarzını simülasyonla gösteren kaynaklar var.

Üstün bir tarz, başarılarla dolu bir geçmiş ve sayısız ödülle kalma; üstüne bir de kalkıp grubunun asli şarkı sözü yazarı ol. Yetinme, birkaç da kitap yaz filan… İnsan evladına eh dedirten bir kişi.

Böyle hani, nasıl anlatsam ritmik çekiciliği insanı anında kavrar, akar, akar, akar… Çok dinamik bir tarz. Ölçüyü biraz çekerek çaldığı söylenir. Katıldığım bir partide Neil’i anlatan bir adamla “Neil anlatılmaz dinlenir!” diyen bir başkası arasındaki kagaya şahit olmuşluğum var.

Bu sayfada göreceğiniz birçokları gibi küçük yaşta davula başlamış. Yine bu sayfada fark edeceğiniz doğal bir şey de şu, herkes birbirinden etkilenmiş. Neil’in de ilk ilham kaynakları John Bonham ve Keith Moon. Daha sonraları Gene Krupa ve Buddy Rich’e meyletmeye başlamış.

Hoca eşliğinde derslerle ve bazı grup deneyimlerinden sonra Neil hayatını profesyonel davulcu olarak sürdürmeyi kafasına koyuyor. Ancak arada Lunapark’ta tuhaf vazifeler üstlenmeyi de ihmal etmiyor. Şansımız, bu tür işlerde “boş zamanlarında çok dalga geçtiği için” başarılı sayılmaması.

22 yaşındayken Rush’ın seçmelerine katılıyor. Kendisini dinleyen grup elemanları, sırada bekleyenlere “adamımızı bulduk isterseniz vakit kaybetmeyelim, teşekkürler” diyerek bir tarihi başlatıyor. Tevellüt, grubun 1974 tarihli ABD turnesinden hemen önce. Neil, grupla çaldığı bu ilk konserde, Uriah Heep ve Manfred Mann’ın altında, 11.000 kişiye karşı bagetlerini konuşturuyor.

Albümler, konserler, ödüller derken 1997 Neil’in için kapkaranlık bir dönüş oluyor. Üniversiteye başlamak üzere yola çıkan 19 yaşındaki kızını trafik kazasında kaybettikten birkaç ay sonra karısını da kanserden yitiriyor…

Grup arkadaşlarına “Kendimi emekliye ayırıyorum” diyerek düşüyor yollara. Turne aralarında da şehirden şehire motoruyla basan Neil’in tek çıkarı yine bu yollar gibi görünmektedir.

BMW R1100GS motoruyla iki yılda 90 bin kilometreden fazla yol tepen Neil, bu gezilerden Ghost Rider: Travels on the Healing Road (Hayalet Sürücü: Şifalı yollarda seyahatler) adlı kitabıyla döner. Yalnızca gruba katılmakla kalmaz, iki yıl aradan sonra çat diye –sanıyorum Modern Drummer idi, bakmaya üşendim şimdi- en iyi davulcu ödülünü de alır! Ghost Rider demişken Nicolas Cage ile de kankaymış kendisi.

Daha çok şey yazılır ama kim yazacak? Haydi ben yazdım diyelim senin okuyacağın nereden belli?

O hâlde son olarak şunları söyleyip bitireyim. Neil babayı bu satırlarla tanıyıp merak edeniniz varsa elbette ilk ziyaretgâhınız http://www.neilpeart.net/ olsun. Hem hoş, hem de Neil’in sanat-humor yanını yansıtan bir mekân.

Neil’den etkilendik biz” diyen davulcuların adları da Matt Cameron ve Mike Portnoy’dur…

4. Dave Grohl


Ahanda nihayet bizim kuşağa yakın bir eleman yahu! On parmakta yirmi marifetlen pozitif manada çok “tatlı piç”tir kendisi. Yaşça benden büyük olmakla birlikte, inat edip kendini geliştirmiş ve nihayet beni geçip star olmuştur 😛

Hazır sırası gelmemişken Taksim Tünel’de, 70’li yıllarda sık kullanıldığı rivayet edilen “Bir gitarist dört davulcu eder” önyargısından bahsedilir. Bu densiz hastalıkları kırmaya tek doz Grohl kâfidir.

Sanılanın aksine müziğe davulla değil, 15 yaşındayken gitarist olarak girdiği bir grupla başlamış, davula daha sonraları “Freak Baby” adlı punk grubuyla girişmiştir. Birkaç grup ve 6 yıl sonra Grohl’u, tarihteki o eşsiz anlardan birinde, Nirvana ile görürüz…

Bunun gibi çeşit çeşit şey çalan, hastası olduğum ustalardan biri de Chris Cornell’dir sayın okur. Neden dersen, sanırsamsa Soundgarden çağlarının başlarında, “ben davulcu olacağım” tarikindeyken, çalışma arasında vokalini duyan elemanların “usta sende böyle bir ses var ve sen davulcu mu olmaya çalışıyon, geç len şöyle, adamın asabını bozma!” tepkisiyle karşılaşarak vokale Behzat Ç’lenmiştir.

Bir akım başlatıp tarih yazan grubun, gayet sağlam davulcusu olmakla kalma, kalk bir de nefis bir grup kur. Söz yaz, beste yap, üstüne de söyle ve gitar çal! Bu tip ajanlar adamı müzikten soğutur ama arkadaş! İnsanının origamiye, ebru veyahut hat sanatlarına geçesi gelir. Netekim Drummerworld de bu olayı “Oha lan artık, çüş be!” şeklinde bencileyin yorumlamıştır.

Burak Gürpınar‘ın “idolüm olacak diye korkuyorum” dediği bu sevimli adam Seinfeld’e gidip “Usta be, birkaç hareket öğret, el ver şu sabiye” dese, bu kez o cenahtan yırtarak yepisyeni bir kariyer yapar yeminle…

IMDb kendisi için “sürekli saç şeklini ve suratındaki kılların yerini değiştirir” buyurmuş.

Sahnede değilse, karısı ve iki kızıyla Los Angeles’tadır kesin, oraya bakın, selamımı söyleyin..

Ve fakat yine zamansız üstelik hâyli yersiz bir sualle irkilsem: Niçin Nirvanacılarla Pearl Jamciler geçinemez. Hatta, hatta bir dönem babamın ablamla bana yakıştırdığı üzere “kedi-köpek- gibidirler?

Seattle’da fraksiyonlaşmak eski bir Kızılderili laneti midir?

5. Ringo Starr


Sanırım tarihte hiçbir davulcu hakkında bu kadar “iyi davulcu mu, vasat davulcu mu?” tartışması yapılmamıştır. Belki Charlie Watts, belki biraz Nick Mason?

Yine de bu tarz bir tartışma alevlendiğinde taraflardan birisi, hele ki serde bir miktar gençlik de varsa, mutlaka şöyle bir şey ileri sürer: “Olm ben var ya, günde çok değil bak, 45 dakikadan 2, bilemedin 3 ay çalışsam bunun kadar rahatlıkla çalarım. Hattâ benim yaptığım bazı hareketleri bu yapamayabilir ha!”

John Lennon’a yöneltilen “Ringo sizce de İngiltere’deki en iyi davulcu mu?” sorusunun “Beatles’taki en iyi davulcu bile değil” esprili yanıtı bu tür mavraların önünü açmış olabilir..

Belki mevzu, tarihi yorumlama eksikliğimizdedir. Oturduğumuz yerden, sanatın geldiği tepeden, elli sene öncesini değerlemek zordur elbet. Şüphesiz Bay “Ritchie Starkey” (Kıbrıslılar gibi babasıyla aynı adı almış) bir çok tekniğin atası oldu. “Come Together”da ilk hard rock, “Helter Skelter”da ise ilk Grunge kırıntılarını görmek bence de mümkün.

Bir kaynakta Ringo’nun bir Rock‘n Roll davulcusu için gereken her tür donanıma sahip olduğu söylenir ki sanırım kastedilen bir çift kol ve bir çift de ayak değildi…

Kaldı ki, çalamayan bir adamı, sırf çok hoş bir gülümsemesi var diye Beatles gibi bir grupta pek tutmazlar be hocam. George Martin’in Beatles demosunu dinlediğinde değiştirilmesini istediği belki de tek şey davulcu Pete Best olmuştu. Hem de Best o dönem grubun en çok ilgi çeken, erkek güzeli figürü olmasına rağmen.

Ayrıca Ringo o sıralar Rory Storm and the Hurricanes grubunun davulcusuydu ki, bu grup o dönem zaten oldukça popülerdi. Ağustos 62’de Lennon ve McCartney bizzat gidip Ringo’ya haftada 25 Pound teklif etmişler, Ringo da buna en yakın bir başka teklif olan 20 Pound’a karşılık kısa bir hesap faslından sonra teklifi kabul etmiştir.

İşin bir diğer yönü de davulun; zaten çok iyi işlenmiş ve öne çıkarılması düşünülen melodik düzenlemelerin üstüne çıkmadan, eşlikçi olarak kalması idi. Ringo’nun bu konuda ne kadar iyi olduğu hepimizin malumudur.

Birinin dediği gibi –sanırım Gilmour idi-; müzikte önemli olan neyi çaldığınız değil neyi çalmadığınızdır. Yani boyu değil işlevi…

50 tekrar alınan kayıtlarda bile metronomunun hiç şaşmaması da cabası.

Lennon’ın, Beatles sonrası çalıştığı davulculara “artistlik yapma, Ringo gibi çal” dediği rivayet olunur…

6. Buddy Rich


Teknik virtüözite, güç, groove ve hız açılarından tüm zamanların en iyisi olarak adlandırılıyor ki geriye de pek bir şey kalmadı be ajan! Yeteneği henüz bir yaşındayken babası tarafından keşfedilmişti. Yemek masasında kaşıkla tempo tutuyor ve ritmi asla kaçırmıyordu.

18 aylıkken tıpkı Mozart’ın sirk maymunu gibi dolaştırılması gibi şovlara çıkartılmaya başlandı. 11 yaşındayken grup lideriydi.

Hiç davul dersi almamış, bunun yaratıcılığı öldüren bir süreç olduğunu savunmuştur. Nota okumayı da bilmezdi. Pratik yapma konusunda da tembellik hakkını korumuş, sahneden sahneye çalmanın yeterli olduğunu söylemiştir.

Neil Peart bir söyleşisinde “davul aleminde iki çeşit insandan söz edebiliriz; Buddy Rich ve diğerleri”…

Diskografisinin çıktısı A4’ü aşanlardan…

7. Stewart Copeland


Al bir manyak daha! CIA mensubu bir babayla arkeolog bir annenin evladı olarak ilk yıllarını Kahire ve Lübnan’da geçirdi. 12’sinde okulunda davul dersleri almaya başladı. Yalnız bak bir de bir de şu husus var ki gönlümde yaradır. Türkiye’de hangi okulda “yahu şu çocuk müzikte çok yetenekli, bunu müzik odasında eğitelim biz” denilebilecek bir ortam ve zihniyet vardır?

Yatılı okuduğum Kadıköy Anadolu Lisesi en azından bu tip sahalara sahip bir yerdi. Copeland’in davula başladığı yaşlardaki iki yılım, akşam yemeği aralarında boş bir depoda “Eye of the tiger” çalan liseli ağabeylerimi kapı aralığından dinlemekle geçti. Her şeye rağmen çok etkileyiciydi. Distorte gitarın ruhuma ilk tohumlarını ekmesi bu sıralara rastlar. Eminim bir yol gösteren olsa o ekip iki sene boyunca “Rising up!” diye dolanmazdı.

Kişisel olarak –davulcu olmayıp da, davulu seven ve anlamaya çalışan bir insan ebatlarında- en etkilendiğim açıklamalardan biri bu babaya aittir. Sanırım TV’de aktarmıştı bunu: “Parçada ölçü içinde dört vuruş yeri var ya, işte ben alışılageldiği üzre şurada ve şurada değil, burada ve burada vuruyorum, hepsi bu”. İşte o “burada ve burada”ları daha iyi anlamak için “Walking on The Moon” falan dinlenebilir, o zaman nereler olduğu anlaşılır. Farklı senkoplaması hemen dikkat çekiyor zaten. Swing derler bir ritmdir herhâl.

Veya insaflı Tersninja okurlarından eli baget tutan biri bu yazıya yorum olarak çıkar, insan gibi anlatır. Bak o da olur, hatta daha iyi olur..

Bana ilginç gelen bir tarafı da –en azından bu listedekilerin aksine- Tama tercih etmesi olmuştur. Yoksa bana mı öyle geliyor. Yok lan, listedekiler paso Gretsch’çi falan…

Bay Copeland 7 çocuk babası harika bir dede olarak hayatına devam etmektedir…

8. ?uestlove (Ahmir “?uestlove” Thompson)


?uestlove” takma isimli Ahmir Thompson hakkında en ufak bir şey biliyorsam terbiyesizim. Bu kadar da açık konuşuyorum!

Şüphesiz ki çok değerli bir adamdır ama hani bazen öyle olur ya, hiçbir fikrin yoktur; işte o durumdayım. “Efendim ben çok ilgiliyim, yakinen tanırım kendisini” diyen buyurur aşağıya editler veya başlı başına bir şaheser donatıp Landlord’un değerlendirmelerine şandeller.

Ha bu arada, aranızda beni ilk kez okuyan TN okurları varsa, gidip “Hasbi Tembel Er” bir yazar olduğumu sanmasınlar sakın. Yoksa düzenli okurlar iyi bilirler ki; Acar Muhabir, Korkusuz Cenk’aver sahaların en fuleli yazarıdır.

Tıs pıs diye halk otobüsü sesleri çıkararak bıyık altından güldüğünüzü duymuyorum sanmayın. Gülünecek bir şey varsa söyleyin hep beraber gülelim…

9. Ginger Baker

Soru: Ginger Baker’ı maddeler hâlinde inceleyiniz.

Tip olarak Prison Break’de, bizim tayfayla birlikte sıvışan deli elemana benzetsek gideri var.

En bariz özelliği, çapları birbirinden hafifçe farklı (20 ve 22 inç) çift cross davul kullanması.

En çok anıldığı grup, Clapton’dan da hatırlayacağımız Cream.

Cream (krema) hakkında bir geyik: “İki şey kremasız çekilmez, kahve ve Ginger Baker”.

Kendi kurduğu Ginger Baker’s Air Force ve Ginger Baker Trio gruplarının yanı sıra başlıca eşlikleri; Blind Faith, Hawkwind, Atomic Rooster, Charlie Haden olmuş.

Brian May bir tarihte davulcu ararken “Ginger Baker gibi çalan” afişleri kullanıyormuş.

Jazz’a da bulaşmış; etnik ve özellikle Afro meraklısı bu usta için “günümüzde Heavy Metal dünyasında isim yapmış her davulcu Ginger’dan etkilenmiştir” deniyor. Buyrun siz yorumlayın diyorum…

Yorumunuza hazırlanırken fonda oğluyla yaptığı şu düeti döndürebilirsiniz. İyi gider..

10. Michael Shrieve


Santana var ya, hah işte onun davulcusudur bu. İlk sekiz albümde çalmış, 20 yaşında katıldığı Woodstock’ın en genç simalarından biri olmuştur. Pek Santanaist bir adam olmadığımdan yorumum da bu kadar olabilecek maalesef.

Ama bırakalım da biraz kendisi anlatsın, her şeyi de ben mi anlatacağım?

Soru (kendisiyle yapılan bir chat röportajından): Bonham yüksek volüm üreten bir davulcu olmasına rağmen bileğini de hakkıyla kullanırdı. Santana sizi bu anlamda zorladı mı?

M.Shrieve: Ben hiç o kadar forte çalan biri olmadım. Şimdiki anlayışım yumuşak çalarken bir yandan da orkestrayı yönlendirmeyi elden bırakmamaktır. Elbette Santana, günümüzdeki müzik kadar olmasa da yüksek sesler gerektiren bir tarzdı. Grubu harekete geçiren volümden ziyade kolektif bir enerji ve nabızdı. Yoksa ben hiçbir zaman rock davulcusu olmadım…

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin