SİYAD Başkanı Tunca Arslan’ın hakkımdaki şikayetleri

Herkesin her şeyi bilmeye hakkı var. Herkes her şeyi bilsin, her şeyi söyleyebilsin diye zaten mücadelem. Beni haksız bulmanız önemli değil, benim için daha önemli olan mücadelemin haklı bulunması. Aşağıda Tunca Arslan’ın beni SİYAD’tan koparan Haysiyet Kurulu’na yazdığı şikayet metni var. Bir iki ayrıntı: *Kurullara girecek isimleri Arslan kendisi belirledi, sonrasında sanırım hepsinden onayı aldı tabi. Murat Erşahin istifa edene kadar hem Üye Takip Kurulu’nda yer aldı hem de şu an Haysiyet Kurulu’nda başkanlık yapıyor. Kurullar açıklandığında yönetime yönelik ilk itirazımı yapıp aynı ismin, biri üye alımıyla diğeri üye ihracıyla ilgili iki stratejik pozisyona birden getirilmesini demokratik anlayışa uygun bulmadığımı belirtmiştim. Tunca Arslan sık sık yapmayı tercih ettiği gibi yine “özel” bir maille bunda endişe edecek bir şey olmadığını anlatmıştı bana. Ve o mailde söylediklerinin tam tersi gerçekleşiyor bugün. O maili de yazının sonunda bulabilirsiniz, dikkatle okumanızı ve Arslan’ın bugünkü ve o günkü söylemlerini kıyaslamanızı öneririm. Mailde geçen “kurucu korkusu” ise genel kurulda Rasih Yılmaz’ın gündeme getirdiği benimse yeri geldiği için hatırlattığım bir konu. **Uygar Şirin geçen hafta, benim dosyamın görüşüldüğü günlerde Haysiyet Kurulu’ndaki görevinden  istifa edince yerine Engin Ertan geçmişti.

30 Kasım 2011

SİYAD Haysiyet Kurulu’na,

22 Kasım 2011 tarihli Birgün gazetesinin kültür-sanat sayfasında yayımlanan, üyelerimizden Ege Görgün’ün imzasını taşıyan “SİYAD’ta ‘dokunan yanar’ devri!” başlıklı yazı, SİYAD’ın kurumsal kimliğine ve şahsıma karşı açık hakaretler içermektedir. Yazıda yer verilen iddialar, iftira ve hezeyandan ibarettir. Söz konusu yazıyı ekte dikkatinize sunuyor, yazı sahibinin dernek tüzüğünün ilgili maddeleri gereğince cezalandırılmasını talep ediyorum.

Gazetecilik mesleğinin “iddialara muhatap olan kişi ve kurumun da görüşlerini almak, en azından iddialardan haberdar etmek” şeklindeki en temel ilkesi bile umursanmadan yayımlanan bu yazıya ilgili mecrada yanıt vermeyi gereksiz buldum. Yanıtlarımı, kurulunuza hitaben vermek istiyorum. Yazıda dile getirilen ve şikâyet konusu ettiğim hususlar şunlardır:

1) Öncelikle, “ahlaki” bir sorunun üzerinde durmak zorundayım. SİYAD üyelerinin internet ortamında özgürce tartışıp haberleşebildiği, bütün benzerleri gibi “özel bir alan” olan siyadgrup, bu yazıda açıkça görüldüğü üzere “yağmalanmış” durumdadır. Gruptaki yazışmaların medyaya yansıtılması ve polemiklere konu edilmesi, hiçbir gerçek gazetecinin aklından bile geçirmeyeceği, yalnızca kendisine “gazeteci süsü” verenlerin başvuracağı bir davranış biçimidir. Birgün’deki yazının büyük bölümü, bu grupta gerek Ege Görgün’e, gerekse başka üyelerimize hitaben yolladığım notlardan yapılmış alıntılardan oluşmaktadır. O yazıları hiç kuşku yok ki halen savunuyor ve tekrarlıyorum, kişisel anlamda çekindiğim, “dışarıda duyulmasını istemediğim” hiçbir bir nokta yok. Ancak siyadgrup’un bu derece istismar edilmesini, SİYAD üyelerinin yazıp çizdiklerinin medyada bu şekilde sömürü malzemesi haline getirilmesini son derece yanlış ve yakışıksız buluyorum. SİYAD üyeleri, internet grubunda yazışır, haberleşir, tartışır ya da şakalaşırken “Acaba bu yazdıklarım kim tarafından nasıl kullanılabilir, medyaya malzeme olur muyum…” gibi kaygılar içinde olmamalıdır. Bunun tek garantisi, grup üyelerinin ahlakıdır. Üye olduğu bir e-posta grubundaki yazışmaları bu şekilde “pazarlayan” bir kişiye, dernek çatısı altında hiçbir açıdan güvenilemeyeceği kanısındayım.

2) Ege Görgün, tarafımdan yapılan bir öneri doğrultusunda, başvuru yapmak istediği (aynı anda birden fazla festivale başvuru yapılamayacağı defalarca hatırlatıldığı halde) iki uluslararası festivalde Fipresci jürisi olarak görev almasının uygun bulunmaması üzerine, “kariyerinin ciddi bir anlamda tehlike altında” olduğunu iddia etmektedir. Söz edilen “kariyer” konusunda tartışmak istemiyorum ama önerimi tekrar sahiplenmek ve alınan kararın doğruluğunu sonuna kadar savunmakla birlikte, iddiayla kast edilmek istenen şey tamamen gerçek dışıdır.

Bizden önceki yönetimlerden başlayarak, bugüne kadar yaklaşık 25 SİYAD üyesi uluslararası festivallerde derneğimizi temsilen görev yapmış, Fipresci jürilerinde yer almıştır. Bu sayı sevindirici biçimde, giderek artmaktadır. SİYAD üyeleri başvuruları sonucunda Hindistan’dan Ukrayna’ya, Mısır’dan Almanya’ya, Norveç’ten İspanya’ya kadar geniş bir yelpazedeki film festivallerinden davet almış ve almaktadırlar. Yönetimde bulunduğumuz yaklaşık bir yıllık süre boyunca, özellikle yabancı dil yetkinliği olan tüm üyelerimizi bu konuda destekledik, teşvik ettik. Kimsenin kariyerini tehlikeye atmak, önünü kesmek gibi bir tavrımız olmadı, tam tersine üyelerimizi bu konuda harekete geçmeye zorladık, cesaretlendirdik.

Uluslararası festivallerde jüri üyeliği yapan tüm arkadaşlarımız, hiçbir şikâyette bulunmadan ve haklarında herhangi bir yakınmada bulunulmasına yol açmadan görevlerini yerine getirmişler ve faaliyet-izlenim raporlarını gerek Fipresci’ye gerek SİYAD’a teslim etmişlerdir. Bu olumlu manzaradaki tek istisna, Ege Görgün’dür. Bu üyemiz, gittiği festivallerde hoşnutsuz, uyumsuz ve huysuz tavırlarıyla dikkat çekmiş, belirgin bir rahatsızlığa yol açmıştır. Kendisi de Sofya’dan dönüşünde bir dizi şikâyette bulunmuş, haksızlığa uğradığı, aslında her üç dört ayda bir uluslararası festivallerde görev alabilecekken bunun Fipresci’nin Türkiye temsilcileri (ve sonra da) SİYAD yönetimi tarafından engellendiği gibi ipe sapa gelmez suçlamalarda bulunmuştur. Konuyla ilgili gerçekler, Esin Küçüktepepınar’ın 28 Kasım 2011 tarihinde SİYAD’ın e-posta grubunda “bir kez daha” vurguladığı üzere, kendisine açıkça anlatılmış, giderek mantık dışı hale gelen suçlamalarına ve saldırgan tavrına son vermesi istenmiştir. Adı geçen üyemiz bunun üzerine, “festival dönüşünde rapor yazmak” gibi son derece basit bir pratik meseleyi bile “büyük sorunsal” haline getirmiş, üstelik uluslararası festivallere “SİYAD’a üye olduğu için değil, Esquire dergisinin yazarı olduğu için” davet edildiği gibi, kendisinin de inanmadığını tahmin ettiğim bir iddiada bulunmuştur. (Arkadaşımızın, bu gelişmelerin ardından sadece “Esquire yazarı!” sıfatıyla Gürcistan-Batum’daki bir festivale başvurup onca çaba harcamasına karşın “gidememe” serüveni ise tek kelimeyle acıklıdır.)

“Kariyerinin ciddi tehlike altında olduğunu” ileri süren bu üyemiz, en basit kurala bile uymayacağını açıkça ilan ettiğini unutmuş görünmekte, SİYAD başkanı olarak beni, Yönetim Kurulu’nu ve derneğimiz üyesi Fipresci temsilcilerini haksız yere zan altında bırakmaktadır. Tuhaf bir mağduriyet edebiyatı geliştirmekte, iftiralarda bulunmakta ve çeşitli yayın organlarında SİYAD’ın itibarını zedeleyici yazılar kaleme almaktadır. Bu, SİYAD tüzüğüne göre cezalandırılması gereken davranışlar arasındadır.

3) Söz konusu yazıdaki en vahim iddialardan biri, kendisini “entrikalarla” Haysiyet Divanı’na verdiğimdir. Ben Ege Görgün’ü ilk kez Haysiyet Kurulu’na şikâyet ediyorum, daha önce böyle bir girişimim olmadı. Kast ettiği, tahminimce daha önce Esin Küçüktepepınar’ın şikâyet dilekçesinin Yönetim Kurulu kararıyla kurulunuza sevk edilmesidir.

SİYAD Tüzüğü, bir üyenin diğer bir üye hakkında Haysiyet Kurulu’na başvurma prosedürünü net ve ayrıntılı biçimde açıklamaktadır. Küçüktepepınar’ın şikâyetinde de bu hükümlere uygun davranılmış, herhangi bir entrikaya başvurulmamış, tüzük ne diyorsa o yapılmıştır. Bunun neresinde entrika vardır; ben, Yönetim Kurulu’nun diğer üyeleri ya da bu şikâyeti inceleyen Haysiyet Kurulu üyeleri, bu “entrika”nın neresindedir, açıklanmak zorundadır.
Kaldı ki Esin Küçüktepepınar’ın başvurusunun kurulunuzca incelenmesinin ardından Ege Görgün de Küçüktepepınar hakkında şikâyette bulunmuş, yönetim kurulumuz aynı prosedüre uyarak bu başvuruyu da sizlere iletmiştir. Kendisine yönelik şikâyet hakkında “entrika” iddiasında bulunan Görgün, aynı iddiayı kendi başvurusuyla ilgili olarak neden tekrarlayamamaktadır ve nasıl bir çifte standart içindedir, anlamak mümkün değildir.

SİYAD’ın başkanı, dahası bir SİYAD üyesi olarak, hiçbir mantıki açıklaması yapılamayacak “entrikacılık” suçlamasının hedeflerinden biri olmayı, “sindirmeye, yok etmeye çalışmak, polis gibi davranmak…”la itham edilmeyi, hakaret kabul ediyorum.

4) Yazıda, “Arslan’ın son hatası kimsenin tanımadığı kişileri önceki bazı yönetimler gibi belirli bir klik oluşturma adına üye yapıp…” gibisinden ifadeler mevcuttur.

Öncelikle, SİYAD üyeleri hakkında “Kimsenin tanımadığı…” şeklinde bir cümle kurmak hiç kimsenin ve Ege Görgün’ün haddine değildir.
Son bir yıl içinde üyeliğe kabul edilen beş yeni arkadaşımıza, en hafif deyimle büyük bir haksızlık anlamına gelen bu yaklaşım, “klik oluşturma” suçlamasıyla da ayrı bir boyut kazanmaktadır.

“Klik oluşturma” iddiasının en tuhaf yanı, sinema yazarlığı ve akademisyenlik anlamında birikimleri olan, alanlarında söz sahibi söz konusu yeni üyelerimizi, başvuruları öncesinde gerçekten de “şahsen tanımıyor” olmamdır. İnsan, “tanımadığı” ama SİYAD’a üyelik başvurularının değerlendirme yöntemi olan “dosya üzerinden inceleme ve kariyer araştırması” sonucu üyeliğe kabulünün altına (diğer YK üyeleriyle ve çoğunda ÜTK’yla beraber) imza attığı kişilerle nasıl bir klik oluşturabilir… Ve bu iddia nasıl bir zihin tarafından üretilir bilmiyorum ama söz konusu yazıdaki bu satırların da iftira ve benimle birlikte diğer üyelerin itibarını zedeleyici içerikte olduğu açıktır. Üstelik “önceki bazı yönetimler gibi” denilerek, bizden önceki yönetim kurulları da itham edilmekte, töhmet altında bırakılmaktadır.

SİYAD’da doğrudan doğruya başkanın inisiyatifiyle gerçekleşen “klikleşme” iddiası ve yeni üye alımlarının bu “klikleşme” doğrultusunda yapıldığı ithamı, “deli saçması” denilip geçilemeyecek kadar ciddidir. Bu iddia, SİYAD üyelerinin makul çoğunluğu tarafından kabul görmedikçe ve tarafınızdan saptanmadıkça, iddia sahibi “iddiasının altında kalmalı” ve tüzüğün gerektirdiği yaptırımla karşılaşmalıdır.

5) Yazıda, “meçhul” bazı SİYAD üyeleri, “yancı elitler” olarak nitelendirilmiştir. Kimlere yöneldiği, kimleri hedef aldığı anlaşılamayan bu mesnetsiz suçlama, çok belli ki derneğimizin bazı üyelerini aşağılamak amacıyla yapılmıştır. SİYAD’da her üye eşittir, herkes aynı haklara, sorumluluklara ve fırsatlara sahiptir, onursal üyelerimiz dışında hiç kimsenin ayrıcalığı yoktur. Elit üye olmadığı gibi, “elit olmayan üye” de yoktur. Tam tersine Ege Görgün’ün kendisi bıktırıcı biçimde ısrarla ayrıcalıklar talep etmekte, üstelik sorumluluklarını da yerine getirmemektedir. “Yancı elitler” ifadesi, dernek içinde huzursuzluk çıkarmayı alışkanlık haline getirmiş bu üyemizin SİYAD’a kara çalmak için her fırsatta aklına estiği gibi konuştuğunun net bir örneğidir.

6) Yazıda bana yönelik olarak sarf edilen bazı diğer yakıştırma ve iddialar şöyledir:

“Tiran”… “Diktatör”… “Otoritesini zayıflatacağı fobisi pek çok diktatör gibi onun da tepesinde Demaklesin Kılcı (doğru yazım şekli: “Demokles’in Kılıcı” T.A) olmuş durumda”…“Sırf düşüncelerini belirtti ve muhalefet etti diye bir üyeyi yok etmeye çalışan”… “Dernek yöneteceğine kan davası güden”… “Statüyle gelen güç ve iktidar hissine kendisini fazla kaptırdığı için”… “Ananı da al git tavrı…” vb. vb…

Kısacası söz konusu üyemiz, önceki dönemlerde de sergilediği kendisini SİYAD’dan üstün görme tavrını, dozunu artırarak devam ettirmektedir ve çok belli ki ettirecektir. Bu tavır, ne yazık ki toplumumuzu uzun süredir sarmakta olan bencilleşmenin, ahlaki değer erozyonunun, küçük kişisel çıkarlar uğruna her şeyi yapabilir-söyleyebilir hale gelmenin, hiçbir kolektif değer tanımamanın SİYAD içindeki yansımasıdır. SİYAD, 50 yıla yaklaşan tarihinde Onat Kutlar, Tuncan Okan, Nijat Özön gibi saygın isimlerin oluşturduğu gelenekleri bulunan, çok sayıda dostunun yanında doğal olarak bazı “düşmanlara” da sahip olan bir kurumdur. Ancak, bir üyenin içinde yer aldığı kuruma düşmanlık yapmasına da izin verilmemelidir.

Bu nedenle; SİYAD Tüzüğü’nün 12. maddesinin ikinci fıkrasının a, b ve c bentlerinde sayılan tüm hallerin gerçekleşmiş olduğu gerekçesiyle, üyemiz Mustafa Ege Görgün’ün, aynı maddenin üçüncü fıkrasında sıralanan disiplin cezalarından “Üyelikten Sürekli Çıkartma” kapsamında cezalandırılmasını ve SİYAD’ın e-posta grubuyla ilişiğinin kesilmesini talep ediyorum.

30.12.2010
Mailini okudum, bu tur seyleri dert etmeyin ve dallanip budaklandirmayin, olmadik anlamlar cikarmayin bence (“Kurucu korkusu” vb. kast ediyorum) Uye takip kurulu ile haysiyet kurulunda ortak bir uyenin olmasinin hicbir sakincasi yok. Tam tersine, daha iyi olacagi dusuncesiyle ben onerdim, “bir kisi her ikisinde de olsun” diye. Uye Takip’in dernege uye aliminda, “takibinde” ve cikartilmasinde baglayici karar alma yetkisi yok. Onlar sadece yilda 3-4 kez toplanarak, genellikle yeni basvurulari “inceliyorlar”, uyelikten cikarma vb. konusunda onerilerde bulunabiliyorlar (bugune kadar boyle bir oneri hic olmadi). ama uyelerin geneli hakkinda belli bir fikirleri oluyor, taniyorlar vb. O konularda tum yetki YK’nın. Haysiyet kurulu ise cok daha ozel, hatta pratik olarak calismasini pek arzu etmedigimiz bir kurul. Arzu etmiyoruz, cunku hicbir uyenin, deyim yerindeyse “sinema yazarligi haysiyetinin” sorgulanmasini elbette ki dilemiyoruz.
Her iki kurulun da ilgi alani dusunuldugunde (cok genel bir tanimla “uyeler”), arada ortak bir ismin olmasinin yarar getirecegini dusunduk. Eskiden Uye Takip’in toplantilarina YK’dan bir kisi katiliyordu, YK’nin bicimsel de olsa bir golgesi bulunmasin istedik (zaten son karari verme yetkisi onun), simdi bunun yerine Haysiyet Kurulu’ndan bir kisi katilacak. Yoksa, Uye Takip Kurulu onerecek, Haysiyet de ona uyacak, yani hem savci hem yargic diye bir sey soz konusu degil.
Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin