BİZİ TAKİP ET...

Sitede ara...

Basın Bülteni

Suç ve Ceza Film Festivali Üçüncü Gününde Görüntü ve Kurgu Ustalarını Ağırladı 

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali üçüncü gösterim gününe usta görüntü yönetmeni Yorgos Arvanitis’in ustalık sınıfıyla başladı.  Baba / Father filminin gösterimi sonrası KUDA işbirliğiyle yapılan kurgu analizinin ardından Altın Terazi Uzun Metraj Yarışma filmlerinden Cinema Jazireh ve Hartum/ Khartoum sonrası ekipler izleyicinin sorularını yanıtladı.

Yorgos Arvanitis: Bizim işimiz ışıkla yazmak!

VisionIST kapsamında Aslı Selçuk’un moderatörlüğünde gerçekleşen Yorgos Arvanitis ustalık sınıfı, birbirinden önemli yönetmenlerin 100’ü aşkın filminde görsel dünyaya imza atan, hala üretmeye devam eden usta ismin filmlerinden görüntülerle başladı. Yorgos Arvanitis, kariyer yolculuğunu, çalışma yöntemlerini ve sinemaya bakışını katılımcılarla paylaştı. Arvanitis’in derin deneyimlerinden beslenen söyleşi, hem sinema öğrencilerine hem de profesyonellere ilham veren başlıklara ev sahipliği yaptı. Arvanitis konuşmasında, sinemada görüntünün yalnızca estetik bir unsur değil, doğrudan hikâye anlatımının temel taşı olduğunu vurguladı. “İyi bir film, ortalama bir görüntüyle bile gücünü korur; fakat kötü bir film, mükemmel görüntüyle bile kurtarılamaz. Benim görevim iyi bir filmde iyi bir görüntü çalışması yapmak ve o filmin güzelliğini öne çıkarmak, yönetmenin kafasında olan görüntüyü yansıtmaktır,” sözleriyle, görüntü yönetmenliğinin sinemanın ruhuyla kurduğu ilişkiye dikkat çekti.

Ünlü görüntü yönetmeni, Theo Angelopoulos, Costa-Gavras, Volker Schlöndorff, Mihalis Kakoyannis, Catherine Breillat gibi büyük yönetmenlerle çalıştığı süreçlerden örnekler vererek, ışığın duyguyu nasıl taşıdığına; kameranın ritminin, müzikal bir yapı gibi sahnenin akışını nasıl belirlediğine değindi. Plan sekansların hazırlığından, oyuncu – kamera ilişkisinin inceliklerine kadar uzanan bu örnekler, Arvanitis’in sinema dili üzerine kurduğu hassas yapıyı gözler önüne serdi. Dijital sinemaya geçişe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arvanitis, teknolojinin sinemanın özünü değiştirmediğini, yalnızca araçları dönüştürdüğünü ifade etti. Pelikül ve dijital arasındaki teknik farkları aktarırken, değişmeyen tek şeyin ışığın hikâyeyi taşıma biçimi olduğunun altını çizdi. Söyleşinin en etkileyici bölümlerinden biri, Arvanitis’in eğitmenlik deneyiminden aktardığı “ışıkla yazmak” kavramı oldu. Işığın oyuncunun yüzünü aydınlatmadığını, karakterin iç dünyasını yansıttığını belirten usta sanatçı, bir oyuncunun yüzünün canlandırdığı karaktere göre farklı aydınlatıldığını belirtti. Arvanitis, genç sinemacılara gözlem yapmanın ve hayatı dikkatle izlemenin önemini hatırlattı.

Kendi kariyer başlangıcını da içtenlikle anlatan Arvanitis, elektrikçilik yaparken bir set işçisi aracılığıyla sinema setlerine adım attığını ve merakı sayesinde hızla öğrendiğini aktardı. Fotoğrafla başlayan bu yolculuğun, kısa sürede onu dünya sinemasının en saygın görüntü yönetmenlerinden biri yaparken yaşadıklarını ve tecrübelerini paylaştığı ustalık sınıfı, hem Arvanitis’in sinema anlayışını ve aşkını hem de 65 yıllık kariyerinin ardındaki yaratıcı disiplini görünür kıldı.

Tereza Nvotová’nın yönettiği Baba / Father  filminin gösterimi sonrasında Kurgucular Dayanışması KUDA işbirliğiyle filmin kurgu analizi yapıldı. Murat Utku moderatörlüğündeki söyleşide kurgucular Melike Kasaplar, Nihan Işık ve Naim Kanat, Murat Utku 20 dakikayı bulan uzun planlarıyla dikkat çeken filmi teknik, estetik ve anlatısal yönleriyle masaya yatırdı. Söyleşide hem kurgu sürecine hem de filmin izleyicide yarattığı güçlü duygusal etkiye dair kapsamlı değerlendirmeler yapıldı.

Konuşmacılar, filmin neredeyse tamamını oluşturan uzun plan sekansların yalnızca biçimsel bir tercih olmadığını; ritim, zamanlama ve dramatik yoğunluğu belirleyen temel unsur olduğunu vurguladı. Bu tür çekimlerin titiz bir hazırlık, matematiksel bir kurgu anlayışı ve defalarca yapılan provalar gerektirdiği ifade edildi. Kurgucular, böyle bir filmde kurgu tasarımının yönetmenle en baştan ortaklaşa kurulmasının önemine dikkat çekti. Panelde ayrıca filmin ses tasarımının yarattığı gerilim, izleyiciyi karakterin travmasına kilitleyen anlatı yapısı ve plan sekanslar arasındaki organik geçişler tartışıldı. Mahkeme sahnelerinin gerçekçiliği ve karakterlerin psikolojik çözümlemeleri de öne çıkan başlıklar arasındaydı. Özellikle açılıştaki kritik birkaç kesmenin, hikâyeyi karakterin hafızası ve algısı üzerinden kurduğuna dikkat çekildi. Filmin izleyiciyi babanın travmasıyla güçlü bir biçimde özdeşleştirmesi, panelistlere göre hem başarısı hem de tartışma yaratan yönlerinden biri olarak öne çıktı. Söyleşi, filmin biçimsel tercihleriyle ortaya çıkardığı güçlü duygusal etkiyi ve kurgunun anlatıdaki belirleyici rolünü görünür kılarak festivalin dikkat çeken etkinliklerinden biri oldu.

Gözde Kural’ın 2025 Karlovy Vary Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan filmi Cinema Jazireh festival kapsamında İstanbul prömiyerini gerçekleştirdi. Gözde Kural ve filmin oyuncuları Afgan-İranlı yıldız Fereshte Hosseini ile Mazlum Sümer, yapımcı Bulut Reyhanoğlu, ortak yapımcı ve kurgucu Bünyamin Bayansal gösterim sonrası izleyicilerin sorularını yanıtladı. Yönetmen Gözde Kural, filmin çıkış noktasını şu sözlerle özetledi: Afganistan ile insani bağım var. Savaş ve baskıcı rejimlerde ilk gözden çıkarılanın kadın ve çocuklar olduğunu vurgulayan Kural, filmdeki tüm hikâyelerin sahada karşılaştığı gerçek deneyimlerden beslendiğini belirtti. 90’larda geçen filmin hikâyesinin kimi zaman abartı bulunduğunu söyleyen Kural, “İnanın bana en yumuşak haliyle anlatmaya çalıştım. Aynı şeyler şu an hâlâ yaşanıyor Afganistan’da. Aslında tarih tekerrür etmiyor. Biz aynı hataları yapıyoruz. O yüzden tarihe atıyoruz suçu. Bize çok uzak şeyler değil gördüklerimiz ve görebileceklerimiz. Afganistan’da işler iyi gitmiyor. Taliban şu an en güçlü yolunda. İlk gelirken bundan dört yıl önce kadınlara karışmayacak, ne istiyorlarsa onu yapabilirler dediler ancak şu an ilkokul çocukları bile okula gidemiyor,” dedi.

Taliban rejiminin baskısı altında erkek kılığına girerek oğlunu arayan ana karakter Leyla’ya hayat veren Fereshte Hosseini, karakterine yaklaşımını şöyle anlattı: “Benim için zorlayıcı olan kısım duygusal ağırlığıydı. Çünkü tüm bu hikâyeleri biliyorum; yarı Afgan olduğum için hepsine aşinayım. Afganistan’ın en zor hikâyeleri bunlar ve bu da benim için çok baskı yarattı, çünkü gerçekten hissedebiliyordum. Diğer zor kısım ise, bir kadın olup kendini erkek olarak göstermeye çalışan bir karakteri oynamaktı. Bu da çok zordu ve zaman zaman kaybolduğumu hissettim. Ama hem Gözde hem rol arkadaşlarım çok yardımcı oldu.

Yapımcı Bulut Reyhanoğlu, projeyi okuduğu anda riskine rağmen hiç tereddüt etmediğini belirtti: “Ateşten gömlek giydiğimin farkındaydım. Bu hikâyenin peşinden gitmeye değer olduğuna inandım.” Kurgu sürecine dair konuşan Bünyamin Bayansal, malzemenin gücünü şöyle tarif etti: “Bu hikâye herhangi bir imitasyonla anlatılamazdı. Hem oyunculuklar hem atmosfer olağanüstü ve gerçekçiydi.” Filmin ilk halinin 2,5 saatin üzerinde olduğunu, uzun bir ortak çalışma sürecinin sonunda bugünkü ritmine ulaştığını söyledi. Hiç Farsça bilmeden oynayan Mazlum Sümer ise “Bizim gibi oyunculara bu tarz roller biraz az geliyor açıkçası. Böyle bir şansı da değerlendirmek istedim. Elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalıştım,” dedi.

Sudanlı yönetmenler Anas Saeed, Rawia Alhag, Ibrahim Snoopy, Timeea Mohamed Ahmed ve Phil Cox’un imzası taşıyan hibrit belgesel Hartum / Khartoum gösterimi sonrasında ise filmin yapımcısı Giovanna Stopponi salondaydı. Sudan halkına on yıllardır büyük felaketler yaşatan iç savaştan ve askeri rejimlerden umut dolu direniş öyküleri sunan filmin başlangıç hikâyesine dair StopponiBu film, medyada çok yer bulmayan bir savaşı anlatması açısından önemli. Ancak biz projeye başladığımızda ortada bir savaş yoktu. Askerî darbe olmuştu ve halk demokratik, sivil yönetimi korumak için sokaklarda protesto ediyordu. Sokaklarda çekim yapabiliyorduk. Başka bir film yapıyorduk aslında, o sırada Sudanlı sinemacıların bir kolektifi olan Sudan Film Fabrikası ile tanıştık ve aslında onlarla işbirliği halinde ne yaparız derken çıktı proje. İlk fikir, Hartum kentine adanmış lirik bir şiir gibiydi: Sudanlı yönetmenlerin çektiği kısa öyküler aracılığıyla şehrin bir portresi, Hartum metropolüne bir saygı duruşu olacaktı. Beş sıradan insanı  takip etme fikri böyle ortaya çıktı. Savaş başlamadan önce gördüğünüz görüntüler, yönetmenlerin o dönemde çektiği görüntüler. Ancak 2023’te Sudan’da tam bir savaş patlak verince tüm bağlantılarımızı kaybettik, çekimler durdu ve haftalarca hiç kimseden haber alamadık. Bir karar vermemiz gerekiyordu: Mücbir sebep deyip filmi durdurabilirdik ya da onları kurtarabilirdik. Her birinin izini bulduk, hepsini Nairobi’ye taşıdık ve orada bir çalışma alanı kurduk. Projeye hâlâ devam etmek istediklerini söyleyince de devam ettik ve hayallerini, yaşadıklarını farklı bir formatta anlatmaya karar verdik,” dedi. 

Festivalde Yarın

Festivalde 1 Aralık’ta saat 12.30’da VisionIST kapsamında “İşgalin Hukuku mu? Hukukun İşgali mi?” başlıklı bir panel düzenlenecek. Festivalde son filmi Cinema Jazireh’in İstanbul prömiyerini yapan yönetmen Gözde Kural ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Arş. Gör. Deniz Baran’ın konuşmacı olacağı panelin moderatörlüğünü İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aslı Tunç yapacak. Festivalde Sinema Onur Ödülü alan, aynı zamanda jüri üyesi olarak bulunan Çinli yönetmen Wang Xiaoshuai ve yapımcı Xuan Liu, uluslararası sinema dünyasında büyük yankı uyandıran, 2001 Berlin Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü Gümüş Ayı kazanan Beijing Bisikleti / Beijing Bicycle gösterimi sonrasında izleyiciyle bir araya gelecek. Beyoğlu Sineması’nda saat 14.00’da gösterilen film, modernleşen Çin toplumundaki sınıfsal uçurumu iki gencin aynı bisiklet üzerindeki mücadelesi üzerinden anlatıyor. 

Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda SACD En İyi Senaryo Ödülü kazanan Uyumayan Şehir / Sleepless City saat 16.30’da Beyoğlu Sineması’nda perdede olacak. Guillermo Galoe, ilk filminde, 13 yaşındaki bir Roman çocuğun gözünden, marjinalize edilmenin toplum üzerinde yarattığı yıkıcı etkiyi anlatıyor. Festivalin Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Yarışma filmlerinden Sazlıkta Cinayet / Reedland filminin gösterimi sonrasında Hollanda sinemasının yeni yeteneği yönetmen Sven Bresser filme dair merak edilenleri yanıtlamak üzere izleyiciyle buluşacak. 1998’den bu yana Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’na seçilen ilk Hollanda yapımı psikolojik gerilim film, 1 Aralık’ta saat 19.00’da Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek. Babygirl ve Hüzün Üçgeni filmlerindeki performanslarıyla dikkatleri üzerine çeken Harris Dickinson’ın ilk yönetmenlik denemesi Serseri / Urchin 21.30 seansında Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek. Cannes Film Festivali Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan film, izleyiciye fırsat eşitsizliği ve bağımlılık üzerine gerçekçi bir film sunuyor. Hayata dezavantajlı başlayan bir çocuğun kendine inşa edemediği gelecek nedeniyle yetişkinliğindeki savruluşunu gözler önüne seren filmin başrol oyuncusu Frank Dillane bu performansıyla 2025 Cannes Film Festivali Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Erkek Oyuncu seçildi. 

Caddebostan Kültür Merkezi’nde saat 14.00’da António Ferreira’nin yönettiği Anıların Kokusu / The Scent of Things Remembered gösterilecek.  Angola’daki sömürge savaşına katılmış yaşlı gazi Arménio’nun huzurevinde Angola kökenli hastabakıcı Hermínia ile karşılaşmasıyla gelişen bir hikâyeyi anlatan film sonrasında, yönetmen António Ferreira, yapımcı Tathiani Sacilotto, filmdeki güçlü performansıyla 2025 Şanghay Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazanan usta oyuncu José Martins, senarist Tiago Cravidao ve sanat yönetmeni Rita Rego salonda olacak.

Macar sinemasının önde gelen temsilcilerinden Benedek Fliegauf imzalı Jimmy Jaguar’ın Caddebostan Kültür Merkezi’nde saat 19.00’daki gösterimin ardından filmin oyuncusu Juli Jakab izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. 2025 Karlovy Vary Film Festivali’nde yarışan Jimmy Jaguar, eski bir Macar çocuk şarkısında geçen, insanları ele geçiren ve suç işlemeye yönelten bir tür cinin gerçekliğini araştıran bir sahte belgesel. Kateryna Gornostai imzalı belgesel Zaman Damgası / Timestamp saat 21.30’da Caddebostan Kültür Merkezi Sineması’nda gösterilecek. Belgesel, Ukrayna’nın Rus işgaline uğramamış ya da işgalden kurtarılmış birçok kentinde ilk ve orta öğretim okullarını dolaşıp savaş koşullarında öğrenci ve öğretmenlerin eğitime nasıl devam ettiğini gözler önüne seriyor.

Festivalde 1 Aralık Pazartesi günü Uluslararası Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması heyecanı başlıyor. Beyoğlu Fransız Kültür Merkezi’nde saat 16.30’da İrlandalı yönetmen Roisin Agnew’in BAFTA adayı kısa belgeseli Yasak / The Ban, Dilan Toftik’in ilk kısa filmi Sîtav, İranlı yönetmen Farzam Tabibi’nin Vesikalık / Portrait, Finlandiyalı grafik roman sanatçısı ve animatör Hanneriina Moisseinen imzalı Çekilmemiş Fotoğraflar ve Belçikalı yönetmen Juliette Le Monnyer’in Ramallah, Filistin, Aralık 2018 / Ramallah, Palestine, December 2018 adlı kısa belgeseil perdede olacak. Dilan Toftik filmine dair merak edilenleri yanıtlamak üzere salonda olacak. Saat 19.00’da Mila Zhluktenko ve Daniel Asadi Faezi imzalı Geçmişe Bakmak / In Retrospect, Suriye kökenli Finlandiyalı yönetmen Sherwan Haji’nin yönettiği Benim Adım Umut / My Name Is Hope, Kübalı ve Brezilyalı yönetmenler Aria Sánchez ve Marina Meira imzalı Temel Eğitim / Primary Education, genç yönetmen Batınay Ünsür’ün Kırıkuzakçalar ve Faslı yönetmen Randa Maroufi’nin Maden / L’Mina filmleri gösterilecek. Gösterim sonrasında yönetmenler Sherwan Haji, Batınay Ünsür ve Temel Eğitim filminin yapımcısı Julia Marco izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Festivalin kısa metraj filmleri Anadolu yakasındaki izleyiciler içinse 1 Aralık’ta saat 14.00’da ve 2 Aralık’ta 14.00 seansında Caddebostan Kültür Merkezi’nde gösterilecek.

İlginizi çekebilir...

Advertisement

tersninja.com (2008-2022)

  • Bizi takip et