BİZİ TAKİP ET...

Sitede ara...

Mert Tanöz

Arınma Gecesi: Seçim Günü Yaklaşırken

Türkiye gerçekleriyle yaşayan bir İstanbullu olarak ne evden çıkmak, ne bilgisayarın başına geçmek ne de hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatıma kaldığım yerden devam etmek geliyor içimden. Yayın yasağı korumasında normale dönmeyi kaldıramıyor artık kimsenin vicdanı. Kimse kimsenin yüzüne bakıp da hissettiklerini söyleyemiyor, bu konuyu konuşmak istemiyor. Çünkü Türkiye’ye dair hemen her meselede olduğu gibi sürekli aynı şeyleri tekrarlamaktan yoruldu insanlar, her şey apaçık ortadayken hem kendi canını hem de başkalarınınkini daha fazla sıkmaya katlanamıyor kimse.

Sabah kalkıp düşünmeden, düşünme yetimin varlığını yok sayarak gittim ben de sinemaya bu yüzden. Belki birazcık da gündemden kaçmak, düşünmemi engelleyebilmek adına ama asıl olarak da Türkiye gerçeklerine oldukça yakın bu filmi, “The Purge” serisinin üçüncü filmi “The Purge: Election Year”ı (Arınma Gecesi: Seçim Günü) izleyebilmek adına terk ettim güvenli sayılabilecek bölgemi.

Purge: Assassins

Konusuna değinmeye gerek yok filmin. İsteyen fragmanını izler isteyen internete girip oradan okur, zaten ne olup biteceği adından da anlaşılıyor… Burada üzerinde durulması gerektiğine inandığım asıl mesele Atatürk Havalimanı’nda yaşanan olay sonrasında henüz 12 saat bile geçmemişken bir insanı hangi gücün, nasıl bir arzunun yataktan kaldırabildiğiyle alakalı. Sabahın erken saatinde işi ya da başka bir sorumluluğu olmayan benim neden koştura koştura bu filmi görmeye gittiğim, neden buna ihtiyaç duyduğum sorusu.

İlk bakışta vicdansızlık veya umursamazlık olarak nitelendirilebilecek bu davranışımın asıl sebebi, her olay sonrası yapılan açıklamalardan, yazılıp çizilenlerden bıkmış olmam. Yaşanan her hadiseden sonra hep aynı soruların sorulmasına, hep aynı kişi ve kurumların suçlanmasına karşın bir ilerleme yaşanmamasıyla ilişki bu anormal görülebilecek arzum. Zira gündelik hale gelmiş ve Türkiye gerçeği halini almış bütün bu tehditler, tehlikeler karşısında her cepheden de aynı lafları duyuyor olmaktan yoruldum. “The Purge” filminin de konusuyla, ancak her şeyden önemlisi bünyesindeki detaylarla nerede yanlış yaptığımıza ışık tutacağına olan inancımla sabah kalkar kalkmaz kimseyle konuşmadan, internetinden gazeteye bilindik söylemlerle karışlaşacağım mecralara bulaşmadan koşa koşa gittim sinema salonuna.

2469_TPF_00020

“The Purge” ya da Türkçesiyle “Arınma Gecesi” filmi Hıristiyanlığı ve günah çıkarma/günahlardan arınma meselesi üzerine kurulmuş olmasıyla, etrafımızda yaşananları andırıyor. Kendi görüşüne sahip olmayan insanları öldürmeyi bir arınmadan da öte bir doğru olarak gören bir oluşum ile insanın günahlarından arınması için ortaya atılan Arınma Gecesi fikri arasındaki benzerlik göründüğünden de fazla. İkisi de dini inanç üzerinden insanları manipüle ederek kendi görüşünü benimsetip yandaş bulmaya çalışıyor. Fakat Yeni Kurucular’ın yönettiği Amerika’da işler çoğunluğun kontrolünde yürürken, burada geçerli olan sistemde kontrol azınlığın elinde. Meseleyi biraz daha iyi anlayabilmek adına filmde kötü ya da düşman olan çoğunluğa değil iyi ve doğru olan kahramanlarımıza, azınlığa bakmak gerekli.

Hemen her durumda, hikaye ve filmde çoğunluk – azınlık mücadelesi benzer bir dilden ele alınır. Küçük bir grubun kültürel farklılıkları bile bir kenara bırakacak bir fikirle, geniş kitlelere hitap edebilen bir kimliksel nitelikle (büyük çoğunlukla inanç sistemleri) ortaya çıkması, içini kendi arzu ve isteklerine göre yeniden doldurdukları bu kavramla insanları etkisi altına almasıyla başlar bu süreç. Ardından da bu sistemin kusurlarını gören, altındaki sinsiliği fark etmeyi başaran eleştirel düşünür birkaç kişi bir araya gelir ve bu büyük düşmana karşı savaşır. Böl ve yönet stratejisiyle düşmanını zayıflatmayı başaran bu küçük grup kurguda kazanır, gerçek hikayelerde ise yenilir ve bu genellikle de böyledir. Burada asıl anlaşılması gereken bir azınlık olarak IŞİD’in nasıl yenilmemeyi, sağlam durmayı başardığıdır.

The-Purge-Election-Year

Anlatılan her hikaye iki zıt kutbun mücadelesidir, azınlık ya da çoğunluk fark etmeksizin temelde hep asıl düşman ve asıl kahraman vardır. Çoğunluğun oligarşik bir düzenden meydana geldiğini ve çoğunluktaki fraksiyonların yalnızca birer kukla değil, aslında çıkar sahibi yandaşlar olduğunu unutan bu anlatım, azınlığın da fraksiyonlardan meydana geldiği gerçeğini göz ardı eder. Ortak paydada birleşen kahramanlar ekibinin farklı beklentiler, farklı çıkarlar uğruna bu savaşa katıldığını belirtmeyi ihmal eder. Gerçeğe, yani üzerinde yaşadığımız dünyaya baktığımızda ise bunun böyle olmadığını görmek fazlasıyla mümkün. “Arınma Gecesi: Seçim Günü”nün ilk dakikalarında liseli kız grubunun Arınma Gecesi hakkındaki görüşleri ile IŞİD’e katılmak için evden kaçak Avrupalı kızların düşünceleri arasındaki anlaşılmaz benzerlik de bunun en bariz örneği. Zira Kurucuların ekonomik sıkıntıya çare bulmak adına başlattığı ve zamanla kendi egemenliklerini sağlamlaştırmak adına yeniden şekillendirdikleri bu sistemin içinde liseli kızların içi egemen sınıfça doldurulan Arınma Gecesi’ni algılayış biçimi ve Arınma Gecesi’ne başından beri tanıklık edenlerin yaklaşımı arasındaki yabancılık, Fransa’dan kalkıp IŞİD’e katılmaya giden kızın kafasından geçen düşünceleri yansıtıyor. Ve bu da IŞİD’in, hikayelerdeki tek düze azınlık gruplarından biri değil, aynı çoğunluğun desteklediği sistemlerdeki gibi fraksiyonlardan meydana geldiğini gösteriyor. Etkin sistemin oldukça dışında duran bu oluşumun, dünyanın farklı yerlerinden insanları etkileyebilmesi ve kontrol altına alabilmesini tartışırken olaylara buradan yaklaşmak, bu oluşum inanç perdesi arkasında farklı bir özde bir araya geldiğini görebilmek gerekiyor. Fakat insan bu farklı parçaların nasıl bir araya geldiğini anlamaya çalışmak yerine hangi amaca hizmet ettiklerine, nelere sebep olduklarına odaklanarak asıl meseleden uzaklaşıyor. Bunun da altında insanın doğasında olan ve insan hayatını anlamlı kılmak için bahaneler arayan/üreten bencillik yatıyor. Bencil olan insan varlığı hem hayatıyla hem de ürettikleriyle kendini istemsiz olarak hep haklı, iyi ve doğru göstermeye çalışıyor. Haliyle insanın ürettiği ürünler de üreticinin haklı, iyi ve doğru olduğunu izlenimini yaratacak nitelikleri bünyesinde barındırıyor (Filmlerdeki, masal ve hikayelerdeki “kahramanlar”).

2469_TPF_00066_D011_0123RV2_COMP_CROP

Filmden çıkıp internete girdiğimde, insanların sokaklarda konuştuklarına kulak verdiğimde o büyük umutsuzluğa yeniden kapılmış olmama rağmen “The Purge: Election Year” içimdeki sıkıntıyı, arayışı kısmen de olsa sonlandırmayı başardı. Aradığımı kesin olarak bulamasam da salonda karşıma çıkan manzara neden hep aynı hikayelerin neden hep klişelerin dönüp durduğu sorusuna ve neden yaşanan olaylara yöneltilen soruların zamansal sınırlarla çevrelendiğine dair bir fikir oluşturmama yetti. En azından hangi soruların sorulması, meseleye nereden yaklaşılması gerektiğine hakkında kendime bir yol çizebildim. Yönetmenin nedenleştiremese bile bahsetmekten kendini alıkoyamadığı detaylar üzerine kafa yorarak, yönetmenin üzeriden atlatmayı tercih ettiği boşlukları dolduramaya çabalayarak varlığını bile bilmediğim beklentimi karşılamayı başardım. Demek ki bazen farklı sorularla, farklı düşüncelerle gitmek gerekiyor sinemaya. Film için, onun için ya da bunun için değil de bir insan olan ve insani zafiyetler taşıyan yönetmenin tercihlerini sorgulayarak insanı biraz daha anlayabilmek için.

İlginizi çekebilir...

Advertisement

tersninja.com (2008-2022)

  • Bizi takip et