Erkekler İş Başında: The Five Man Army

Western furyasının bittiği, spaghetti westernlerin bile yavaş yavaş hızını kaybettiği bir dönemde çekildiği için “arada kaynayan” The Five Man Army (1969), kendisini oluşturan bileşenlerin ilgi çekiciliğine rağmen günümüzde adı yeterince anılmayan bir eser. Sinemasal kalitesini dışarıda tutup sadece oyuncu kadrosu ve yapım ekibine baktığımızda bile bu ilgisizliğin tuhaflığı ortaya çıkmaktadır: Rejide Escape from the Planet of the Apes (1971), The Island of Dr. Moreau (1977), The Final Countdown (1980) gibi filmleri yöneten Don Taylor ve başta Bud Spencer & Terence Hill ikilisinin sürüklediği Trinita serisi olmak üzere birçok spaghetti westernin yapımcılığını üstlenen, sadece 3 filmlik bir yönetmenlik kariyeri inşa eden –biri bu film- Italo Zingarelli; senaryoda Dario Argento ve Marc Richards, müziklerde Ennio Morricone, sahada Bud Spencer, Peter Graves, James Daly… Türe büyük katkılarda bulunan birçok ismin bir şekilde dâhil olduğu The Five Man Army, hafif tabirle, ağır bir underrated vakası olarak can yakan bir eserdir.

maxresdefault

The Five Man Army ekibini oluşturan mevzu bahis isimler, kendi sinemasal auralarını filme taşıyarak yer yer heterojen, çoğu zaman homojen bir yapı oluşmasına imkân sağlamış ve gerek devraldıkları mirasın sıkı bir takipçisi, gerekse kendinden sonrakilere “yol açan” bir film meydana getirmişlerdir. The Five Man Army, Meksika’da geçen, devrim odaklı Zapata westernlerini, kendisinin oluşumuna katkı sağladığı, 70’li yıllardan itibaren yok olmaya başlayan western geleneğine farklı bir bakış açısı getiren Trinita serisinin merkezinde yer aldığı sulu westernle harmanlayan bir film, -kabaca. Bu iki temel türü harmanlamakla yetinmeyen film, her şeyi başlatan eser olan Robert Aldrich’in Vera Cruz’una (1954) selam çakarcasına “erkekler görevde” hikâyesini merkeze yerleştirerek sacayağını tamamlar: Spaghetti westerne dair her şeyin olduğu, aksiyondan komediye, dramdan devrime kadar uzanan, katmanlı ve çok yönlü bir filmdir karşımızdaki.

Filmin yapısal yönünü incelediğimizde karşımıza Dario Argento zekâsını sonuna kadar hissettiğimizi, ustaca kurgulanmış bir hikâye tasarımı çıkmaktadır. Filmin ilk 10 dakikası, The Dutchman isimli, seyirci tarafından bilinmeyen, karakterler tarafından gayet iyi bilinen birinin yolladığı elçinin (Nino Castelnuovo) , görev ekibine mesajı iletmesiyle geçer: Bin dolar ödüllü Meksika görevi. Mesaj ilk olarak Mesito’ya (Bud Spencer) tavuk yemlerken aktarılır. Daha sonra kumar masasında Augustus’a (James Daly) ve sirkte bıçak gösterisi yapan Samuray’a (Tetsuro Tanba) iletilir; bu kısım, oldukça eğlenceli, karakterin yetenekleri ve o anki konumları hakkında bilgilendirici bir fasıldır. Morricone’nin sahne ritmini ayarlayan müziği, karakterlerin teklife yaklaşımları ve kurgu düzeni tam olması gerektiği gibidir, ne bir eksik ne bir fazla, en kısa sürede maksimum enformasyon akışını sağlanmıştır.

five-man-army-group

Gelişme faslı ise, giriş bölümün pragmatizminin aksine, ağırkanlı bir şekilde işlenmektedir. Bu bölümde ana hikâyeye doğrudan katkısı olmayan fakat film evrenini genişletip Zapata westernlerinin sınırlarına kadar götüren bir çerçeve yaratılır. Karakterlerin The Dutchman ile buluştuğu sahnede, yarı teatral bir havayla, halkın askere isyan edişi uzun uzadıya aktarılır; bu durum filmin kalanı için de bir işarettir, önce –Bud Spencer’ın perde ağırlığına sahip olduğu sahneler dışında- uzun sekanslarla Zapata westernine, ardından katarsise giden yolun lokomotifi olan soygun faslına -erkekler görevde aksiyonuna- dümen kırılır. Bu üç tür arasındaki kıvrak geçişler, senaryoya matematiğindeki kusursuz ahenk filmin akıcılığının en üst seviyeye çıkmasını sağlayarak keyif verici bir deneyim baş başa bırakır izleyicileri.

Tüm bu olumlu yönlerin yanında The Five Man Army’nin en büyük eksikliği, kamera arkasında Üç Sergiolar, Castellari, Petroni ya da Valerii gibi bir yönetmenin olmayışından kaynaklı “son dokunuş” yoksunluğudur. Taylor ve Zingarelli ikilisi filme pek çok artı değer katmalarına rağmen, spaghetti western alanında yeterli saha tecrübesine sahip olmamalarından ötürü, o son dokunuşu bir türlü yapamazlar ve The Five Man Army, türün bir çırpıda sayılan klasikleri seviyesine çıkmanın kapısından döner. Bu durum biraz da aynı anda birçok şeyi başarmış olmanın getirdiği bir dezavantaj, türün kalıpları ve sınırlarına harcanan enerjinin yazdırdığı eksidir. Filme herhangi zarar vermeyen ve bugün unutulmuş olmasını açıklamada kullanılamayacak olan bu yoksunluk, kadı kızı ve kusur üzerinden açıklanabilir rahatlıkla.

Gömülü bir hazine olan The Five Man Army, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, ilgiye mazhar olması gereken bir film ve üzerindeki tozlar, değerini hiçbir şekilde düşürmemektedir. Türe ilgi duyup farklı bir eser arayanlar için tatlı bir bahar esintisi etkisi yaratacağının garantisini verebiliriz, yeter ki The Five Man Army’nin üzerindeki tozları silmeye yeltenin.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin